İkinci Cins (1949), Simone de Beauvoir

Bu kitabın toplumsal cinsiyet siyaseti üzerinde ne tür etkiler bıraktığını sormak, Güneş’in Dünya için önemini sorgulamak gibi bir şey. Peki ya cevap? Saymakla bitmez. İkinci Cins, günümüzde hâlâ feminist felsefenin annesi olarak değerlendirilmektedir. “Kadın doğulmaz, kadın olunur,” diye düşünür De Beauvoir (bu söz, çeviriden çeviriye değişiklik gösterebilmektedir). Cinsiyet, iş, aile, seks işçiliği, kürtaj ve kadınların geri plana itilmesinin tarihi gibi konuları inceleyen De Beauvoir, erkeğin sıradan (ideal), kadının ise “öteki” olduğu fikrine meydan okumaktadır. Birçok insana göre, İkinci Cins, yalnızca önemli bir feminist okuma olmaktan ötedir; feminizmin ve feminist düşüncenin olmazsa olmazıdır.

Kadınlığın Gizemi (1963), Betty Friedan

Bu kitap, sadece 1950’lerde ve 1960’larda Valium yutan memnuniyetsiz ABD’li ev kadınlarının problemleriyle eğlenmek üzere yazılmadı. Bunun yanı sıra, dünyanın her yerindeki sıradan kadınlar için “ikinci dalga feminizm” olarak bilinen şeyi gizeminden arındıran bir seferberlik çağrısıydı. Friedan aynı zamanda “ismi olmayan problemi” tanımlamış, kadınların yaşamındaki kendi gerçekleştirememe durumunu irdelemiştir. Nitekim bu yaşamda, “evle ilgili” ve önemsiz olan her şeyin kadınlara, önemli olan her şeyin de “sadece erkeklere” ait olduğu düşünülüyordu. Kadınlığın Gizemi, güncelliğini korumaya devam eden bir titizlikle ve meydan okumayla kadınlar için anatominin kader olduğu fikrine karşı çıkmıştır.

Cinsel Politika (1970), Kate Millett

Cinsel Politika, ikonoklazm furyasını cinsiyet siyasetine taşımış, kadınların edebiyatta ve daha kapsamlı kültürel alanlarda düzenli olarak nasıl zayıflatıldığını ve aşırı cinselleştirildiğini ele almıştır. Norman Mailer, Henry Miller ve DH Lawrence gibilerini kibar deyimle patriyarkal/erkek egemen cinsiyet yanlılığıyla, kibar olmayan deyimle de sidik yarıştıran maço edebiyatçılar olmakla suçlayarak onlara seslenen Millett, hiçbir kısıtlama olmaksızın derinlemesine yapılan feminist eleştiri için referans noktası oluşturmuştur. Kitap güncelliğini hâlâ korumaktadır, çünkü okurları, hem bahsedilen konuları hem de etraflarındaki her şeyi sorgulamaya itmiş, cinsiyetçiliğin hem politik hem de kültürel olarak sistematik biçimde nasıl yerleştirildiğini daha iyi anlamaya sevk etmiştir.

İğdiş Edilmiş Kadın (1970), Germaine Greer

O dönem henüz punk yaratılmamış olsa bile, Greer, bu eserle tabuları yıkan feminist bir punk olarak ortaya çıkmıştır. Kitabın kapağında kışkırtıcı bir zıbın bulunmaktadır. Üslubu ele verir niteliktedir bu. Kitapta ise kadınlara, tek eşlilik de dahil olmak üzere erkeklerin belirlediği cinsiyetçi “normallik”ten her şekilde kopup özgürleşmeleri öğütlenir. İğdiş Edilmiş Kadın, feminist klasikler arasındaki yerini korumaktadır. Tamamen yazıldığı döneme ait bir kitap olmasına karşın (örn. kadınlara regl kanını tatması önerilmiştir), yazarın o tehditkâr anlayışı güncelliğini sürdürmektedir.

İrademize Karşı: Erkekler, Kadınlar ve Tecavüz (1975), Susan Brownmiller

Tecavüze uğrayan insanları ve daha sonra toplumun bu insanlara karşı davranışlarını önemseyenler, Brownmiller’ın kitabına binlerce teşekkür borçludur. Bu kitap, cinsel saldırıya dair çığır açan bir metin olarak değerlendirilebilir; zira tecavüze uğrayanların aslında onu “hak ettiği” yönündeki yaygın yanılgıyı karşısına alarak, tecavüzü doğru bir biçimde “şehvetten değil, şiddetten ve güçten doğan” bir suç olarak tanımlamıştır. Yaygın bir biçimde, Brownmiller’ın kitabının, küresel kamuoyunda tecavüze bakışı değiştirmeye yardımcı olduğu, hatta kanunlarda değişiklikler yapılmasında rol oynadığı düşünülmektedir. Yayımlanmasının üzerinden 40 yıl geçmiş olmasına karşın, varlığını sürdüren “kurbanı suçlama” kültürüne karşı mücadele eden herkes, Brownmiller’ın ve onun eserinin izinden gitmektedir.

Parçaların Ötesinde (1979), Sheila Rowbotham, Lynne Segal ve Hilary Wainwright

İlk başta bir kitapçık olarak yola çıkan, daha sonra konferans biçiminde sunulan, daha sonra da kitaplaşan üç yazarlı eser Parçaların Ötesinde (Beyond the Fragments), “sosyalist feminist” ideolojileri eşit olmayan bir toplumun karmaşık problemlerine uygulamıştır. Meselelerin ve terminolojinin belirli kısımları fazlasıyla o döneme özgü olmasına karşın (ki bunlar 2012’de güncellenmiştir), farklı sol eğilimli gruplar arasında daha fazla uyumluluk olması gerektiğini savunan kitap, oldukça etkiliydi. Metin, hem kadınlarla devlet arasındaki ilişkiyi incelemiş, hem de ister kişisel ister politik olsun, bütün feminist deneyimleri selamlamıştır.

Ben Kadın Değil miyim: Siyah Kadınlar ve Feminizm (1981), bell hooks

Bu eser, siyah kadınların sosyo-ekonomik, eğitimsel ve cinsel olarak değersizleştirilmesini ele almıştır. Feminist Theory: From Margin to the Center adlı eseri de dahil olmak üzere, diğer kitaplarının da gözler önüne serdiği üzere, hooks, bütün kadınlar için, ama özellikle de yoksul olanlar ve ötekileştirilenler için yazmaktadır. Bununla birlikte, bu kesimlerin sesini neredeyse kimsenin duymadığı ve ABD’de siyahi bir First Lady fikrinin Marslı bir başkan fikriyle aynı mantıksallığı paylaştığı bir zamanda, hooks’un Ben Kadın Değil Miyim eseri onlara güçlü bir ses kazandırmıştır. Kitap, Black Lives Matter (Türkçe: Siyahların Hayatı Önemlidir) gibi modern hareketleri beslemeye devam ederken, hooks, feminist Amerika’dan çıkan en özgün seslerden biri olarak görülmektedir.

İlişki (1987), Andrea Dworkin

Dworkin’in Pornografi gibi diğer eserleri kadar radikal olan İlişki (Intercourse), heteroseksüel seksin, çoğu zaman kadınların geri plana itilmesine, “işgal edilmesine” ve değersizleştirilmesine nasıl dayalı olduğuna yoğunlaşmıştır (fakat “bütün heteroseksüel cinsel ilişkiler tecavüzdür” şeklindeki ünlü söze kitapta açıkça yer verilmemiştir). Bu eser, Dworkin’i insanların gözünde çizgi filmsel bir “erkek düşmanı” kalıbına sokmuştur. Fikirleri hâlâ birçok insana fazla gelebilmektedir. Ancak, onun düşünce yapısının taşıdığı cesaret ve özgünlük kabul edilmedikçe cinsel şiddet veya rıza gibi konularda ciddi bir tartışma yürütülemez. Dworkin’in çalışmasının “feminist Ribena” olduğu söylenebilir, zira günümüzde kabul edilen feminist düşünce yapısının ana akım unsurlarca sulandırılmasının önüne geçmektedir.

Güzellik Efsanesi (1990), Naomi Wolf

Wolf’un eseri şu acı gerçeği kabul etmekteydi: Kadınlar ne kadar zeki, eğlenceli ve dinamik olursa olsun, kalçalarının büyüklüğüne dair onları kötü hissettirecek bir şeyler her zaman vardı. Wolf’a göre, daha da kötüsü, (bir kadının cazibesinin çok fazla olduğu yönündeki) bu acımasız dış mesaj, içselleşiyordu; hatta, modern dönem kadınlarının gücü ve görünürlüğü görünüşte artarken bile, aslında durum daha da kötüye gidiyordu. Bazılarına göre, Wolf tartışmalı bir figürdür ve bazen de tutarsızdır; ancak kadınların ezilmişliğine (ve bunun asla ortadan kaybolmadığına) dair ustaca analizleri, Güzellik Efsanesi‘ni (The Beauty Myth) bugün hâlâ epey güncel kılmaktadır.

Kötü Feminist (2014), Roxane Gay

Dördüncü dalga feminizmin klasiklerinden biri olarak görülen bu eser (Bad Feminist) ırk, kilo, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, şiddet ve popüler kültür konularını incelemektedir. Gözlemlerini, (yaşadığı toplu tecavüz ya da aşırı yeme alışkanlıkları gibi) çarpıcı itiraflarla harmanlamaktadır. Aldatıcı nitelikteki sade üslubu, verdiği temel mesajı maskelememektedir: Çelişkili bir dünyada, modern feministin katı bir “gözlemci” olmaktan çok, dışavurumcu ve meselenin içinde olması daha faydalıdır.

Bu yazı, Observer’ın “modern dönemi şekillendiren 100 siyasi klasik” derlemesinin bir bölümüdür.


Yazar: Observer, 100 best political books
Çeviren: Rafet Koca

Kaynak: The Guardian 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.