• 14 Aralık 2017
  • Elif Erdoğan
  • 0
Paylaş

“Bilgi Şans İşi midir?” başlıklı bir önceki yazımda giriş yaptığım üzere bilgi kavramını incelemeye devam ediyorum. Bu yazıda, Linda Zagzebski’nin Gettier sorununu epistemik şans açısından tanımlaması gözden geçirilecek ve bu bağlamda Zagzebski’nin Gettier vakalarının oluşturulmaya yönelik formülünün hem içsel (internalist) hem de dışsal (externalist) gerekçelendirme kuramlarına yeni örnekler üretmek için nasıl kullanılabileceği gösterilecek. Son olarak ise bilginin standart GDİ analizinin dördüncü bir koşulla tamamlanması gerektiği varsayıldığında öne çıkabilecek iki sorun irdelenecek.

Yeni vakalar

Zagzebski’ye göre, Gettier vakalarında ilerleyiş şu şekildedir: S kişisi p’ye inanır, S’nin p inanışı gerekçelendirilmiştir; ancak S’nin (gerçekten) p bilgisine sahip olduğunu söylemenin mümkün olmadığı bir durum söz konusudur.

Bu bağlamda geleneksel analizin, bilgiyi tanımlamak için yetersiz olduğunu göstermek isteyen Zagzebski “Smith Ford’a sahiptir ya da Brown Barcelona’dadır.” ifadesini ele almayı önerir. (s.65)

1.Vaka:

Jack “Smith Ford marka bir arabaya sahiptir ya da Brown Barcelona’dadır, biliyorum.” diyor.

Smith, Jack’e Ford marka bir araba satın aldığını söylemiştir, araba hakkında konuştuktan sonra ona arabayı ve arabanın satış senedini bile göstermiştir. Bunun yanı sıra, Jack’in Brown adında bir tanıdığı vardır ve Jack’in, Brown’un Barcelona’da olduğunu düşünmek için hiçbir sebebi yoktur. Bu sebeplerle, Jack ‘Smith’in bir Ford’a sahip olduğu’ inancını geliştirir. Böylesi bir inanç oluşturmak için çok sayıda kanıtı da olan Jack der ki “Smith Ford marka bir arabaya sahiptir ya da Brown Barcelona’dadır.”

Arka plan: Smith yalan söylüyordur, aslında Ford marka arabası yoktur ve Brown şans eseri gerçekten de Barcelona’dadır.

Sorun: İlk başta Jack’in sahip olduğu bilişsel aktivite ile alakalı bir sıkıntı varmış gibi gözükmese de aslında sorun daha temelde, Jack’in inancının iki kısmı arasında kullanmış olduğu ‘ya da’ bağlacından dolayı Jack’in inancına bilgidir dememizdedir. Şayet cümlede “ya da” bağlacı kullanılmasaydı ve sadece “Smith Ford marka arabaya sahiptir” denseydi o zaman Jack o önermeyi bilmediğini söyleyecekti. Bu durum sadece mantıksal bir oyundur.

Sonuç: Gettier’e göre Jack’in buradaki inanışı bir bilgi değildir zira cümlenin birinci kısmı yanlış olsa bile epistemik iyi şansı dolayısıyla ikinci kısmı doğrudur. Dolayısıyla Jack’in önermesi doğrudur ama bir bilgi değildir. Pritchard’ın tanımına göre (s.49-50), bu durum, aynı zamanda epistemik içsel gerekçelendirme durumuna bir örnektir: S kişisi p’ye inanır, ve p için iyi gerekçeler sunabiliyordur.

2.Vaka:

Jack “Bu bir ahırdır, biliyorum.” diyor.

Jack bir bölgeye gelir, karşısında bir ahır görür. Gözleri bozuk değildir ve yeterince güvenilir olduğu söylenebilir. Dolayısıyla Jack karşısındaki şeye yönelik “Bu bir ahırdır.” inancına sahiptir.

Arka plan: Jack’e yabancı olan bu bölgede, insanlar daha zengin gözükmek adına her gerçek ahır için o ahırı dışarıdan saracak ve daha büyük gösterecek bir ahırın üç cephesini oluşturmuşlar. Jack’in gözleri normalde oldukça iyi görmektedir ve bu mesafeden gerçek ile sahte ahır arasında ayrım yapabiliyordur. Ancak bu durumda sahte ahırları gerçek ahırlardan ayrıştıramamıştır. Yine de önermesi doğru çıkmıştır.

Sorun: Gerekçelendirmeler doğruyu ima ediyor ama şans eseri doğru oluyor. Pritchard’ın tanımına göre (s.49-50), bu durum, epistemik dışsal gerekçelendirme durumuna bir örnektir. S kişisi p’ye yönelik gerekçelendirilmiş doğru bir inanış gerçekleştiriyordur ancak güvenirlik (reliability) problemi dolayısıyla inandığı şeye yönelik iyi temellendirmelerde bulunamıyordur – yani bu durum için kendisi dışındaki insanların yapabileceği şeylere yönelik gerekçelendirmesi konusunda Jack güvenirlik sağlamıyor ama yine de önermesini bir bilgi olarak görüyor.

Sonuç: Burada bilişsel yeterlilik ile ilgili sadece küçük bir sorun vardır. Jake’in bu önermesi eksik de olsa gerekçelendirilmiş doğru bir inanç dolayısıyla oluşturulmuştur ve aslında gerçekten de o sahte ahır cephelerinin ardında gerçek bir ahır bulunmaktadır. Dolayısıyla Gettier’e göre Jack’in buradaki inanışı epistemik iyi şansın da yardımıyla doğrudur ancak yine de bilgi değildir.

3.Vaka:

Jack “Babam salondaki koltukta oturuyor, biliyorum.” diyor.

Jack’in görüşü belki mükemmel değildir ama oldukça yerinde olduğu söylenebilir. Örneğin babasının salonda her zamanki koltuğunda oturup oturmadığını 4 metre öteden ortamda hafif loş ışık da olsa söyleyebilecek kadar iyidir. Pek çok defa evde amcası olsun olmasın babasının orada oturduğuna şahit olmuştur. Her seferinde zihni bu konuda düzgün çalışmıştır. İçinde bulunduğu ortam zaten yıllarca bildiği kendi evi, dolayısıyla zihni bu konuda da onu yanıltamaz diye düşünüyor. Jack aynı zamanda babasının amcasına benzediğini çok iyi bilmektedir. Bahsi geçen amcasının Avusturalya’da olduğuna inanmak için de oldukça iyi gerekçeleri vardır. Jack salonda babasının her zaman oturduğu o koltukta birini görüyor ve diyor ki ‘Babam salondaki koltukta oturuyor.’

Arka plan: Kimse babası gibi giyinmemiştir ve onu kandırmaya çalışmıyordur. Çevre olmadık bir özellik teşkil etmemektedir yani her zamanki gibidir. Emin olma durumu oldukça yüksektir. Zihni de düzgün çalışmaktadır. Fakat ortaya çıkıyor ki aslında koltukta oturan kişi babası değil amcasıymış.

Sonuç: Burada Jack ne içsel ne de dışsal gerekçelendirmeyle ilgili bir sorun yaşıyor ve gerekçelendirmeleri doğruyu ima ediyor ancak Gettier’e göre yine epistemik kötü şans dolayısıyla doğru ortaya çıkmamıştır. Dolayısıyla Jack zaten bilmiyordur.

Sorun: Jack’in bu önermesi gerekçelendirilmiş doğru bir inançtır ve denilebilir ki neredeyse her zaman bu inancı doğru çıkmıştır. Öyle görünüyor ki Jack bu durumda bir hata yapmıştır. Zihni ile çevresi arasında bir uyumsuzluk olmuş ve dolayısıyla tıpkı bir önceki vakada da gördüğümüz gibi bir güvenirlik sorunu vardır.

Sonuncu vaka ile birlikte;

Şayet bilgiye GDİ yaklaşımının temelde doğru yolda olduğunu düşünüyorsak Gettier vakalarındaki gibi sonuçlardan kaçınmak için iki farklı türde strateji uygulayabiliriz. Ya gerekçelendirme koşulunu güçlendirmeliyiz ya da GDİ’ye daha uygun, Gettier vakalarındaki gibi sonuçlar ortaya çıkarmayan bir dördüncü koşul eklemeliyiz. Başka bir ifadeyle, yukarıdaki vaka örneklerinden anlaşılacağı üzere, ya gerekçelendirmeler her zaman doğruyu ima etmiyorlar ya da bilgi epistemik şansla bağdaşmamaktadır.

Birinci ihtimalden yola çıkarsak, 3. Vaka’daki Jack’in bu önermesi daha en başından doğru çıksaydı yani babası o koltukta oturuyor olsaydı, o zaman da epistemik iyi şansa sahip olunması dolayısıyla bu önermenin doğru olduğunu ancak yine de bilgi olmadığını söyleyecektik. Peki, hangi durumda bu önermeyi epistemik şans boyutundan çıkartabiliriz? Bu dördüncü koşulun yani şans koşulunun etki etmediği bir ifade söz konusu mudur? Bu son vakadan, ‘neredeyse’ her zaman bir inancın doğru olması -yani emin olma derecesi- doğruluğun garantisi değildir gibi bir sonuç çıkarılabilir. O zaman doğruluğun garantisi nasıl verilebilir? Gettier vakaları genellikle bilginin gerekçelendirme koşuluna saldırıda bulunmaktadır. Peki, burada gerekçelendirilme daha iyi nasıl yapılır? Bu sorulara cevap bulmak bir hayli güç gözüküyor. O halde bilgi gerçekten şans işi midir?

Kaynaklar:

Bercknecker, S. ve Duncan Pritchard, 2011, The Routledge Companion to Epistempology, NY: Taylor&Francis.
Gettier, E., 1963, “Is Justified True Belief Knowledge?”, Analysis, Vol.23, No.6 (Jun.1963), pp.121-123.
Jenkins, J. ve Matthias Steup, 2017, “The Analysis of Knowledge”, The Stanford Encylopedia of Philosophy,
bağlantı: https://plato.stanford.edu/entries/knowledge-analysis/
Kitcher, 1984, Mathematical Knowledge, Oxford and New York: Oxford University Press.
Pritchard, D., 2006, “Chapter 3 – Defining Knowledge”, What is this thing called knowledge?, Routledge.
Zagzebski, L., 1994, “The Inescapability of Gettier Problems”, The Philosophical Quarterly, Vol. 44, No.74. Blackwell Publishing.

Yazar: Elif Erdoğan

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.


Paylaş

Elif Erdoğan

Saint Joseph Fransız Lisesi ve Bilkent Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde eğitim gördü. Grafik-tasarım, çeviri, sanat felsefesi, teorisi ve eleştirisi alanlarıyla ilgilenmektedir. Plastik sanatlar alanında çalışmalarda bulunmaktadır