Yaşamakta olduğumuz ‘soluk mavi noktaya’ yukarıdan bakan astronotlar “kuşbakışı etkisi” olarak bilinen bir nevi aydınlanma duygusundan bahsetmişlerdir. Uzaydan bakıldığında, öncesinde önemli görünen sorunlar ve meşguliyetler –daha geniş bağlamda- uçup gitmektedir.

Fakat yeryüzünde kendimizi evrendeki yerimizle tasavvur ettiğimizde, çoğumuz pek de güçlü hissetmeyiz. Fizikçi Steven Weinberg buna şöyle bir yorum getiriyor: “Evren daha anlaşılır hale geldikçe bir o kadar da anlamsız görünmeye başlar.”

Kozmosun başlangıcına dair bilgimiz -hala kısıtlı olsa dahi- her şeyi gören müşfik bir Tanrı varlığını inanılması imkânsız kılıyor. Hatta gündelik işlerimizin acınası biçimde önemsiz görünmesine sebep oluyor.

Peki, insan küçücük olduğu için kasvete mi kapılmalı? Nick Huges böyle düşünmüyor. UCD (Dublin Üniversitesi)’de doktorasını tamamlamış İrlanda Araştırma Konseyi üyelerinden Nick Hughes herhangi bir deflasyon hissinin “nedensel güçle”, yani evrendekileri olduran yetiye duyulan hasretle bağıntılı olduğuna inanıyor. Yine de böylesi Tanrıvari özelliklere sahip olmak düşündüğünüz kadar çekici olmazdı.

“İnsanlar olarak gücü, doğası gereği değerliymiş gibi algılama eğilimindeyiz,” diyor Hughes. “Gücün bizi nereye götürdüğüne ve onu nasıl yönlendireceğimize aldırmadan peşinden koşar ve onu himaye ederiz. Donald Trump örneğinde olduğu gibi.”

“Ancak güç özünde değer barındırmaz. Araçsal ve sonuca götüren bir yöntem olarak değerlidir sadece. Hepimiz için değerli olan sonuçlar ise (ilişkilerimiz, paylaştığımız deneyimlerimiz, sanat ile edebiyatın yaratılışı ve takdir edilmesi gibi) devasa fakat -bize göre- neredeyse anlamsız koca bir boşluk olan evreni kontrol etme bakımından insanlara bağlı değildir.”

O zaman neşelenin biraz. Gözünüzün önünde bulunan değerli şeyleri unutmayın. Unthinkable‘ın bu haftaki konuğu Hughes şöyle bir sav ortaya koyuyor: “Eğer ki bizler evrende yalnızsak, bu bizim çok büyük bir öneme sahip olduğumuza işaret eder.”

Bireyin hayatı evrendeki şeylerin muazzam şeması içerisinde anlamsız mı kalıyor?

Hughes bunu şu şekilde açıklıyor:

“Nedensel önem konusuna gelince, herhangi bir birey, insanlık tarihi içerisinde ne kadar mühim yer kaplamış olursa olsun, büyük şema içerisinde önemsiz kalacaktır. Bunu inkâr etmek güç. Hepsinden öte, bizler ancak uzay-zamanın mikroskobik derecede küçük bir bip sesine etki edebiliyoruz. Fakat konumuz değer olduğunda, insanlık o büyük şemada bile çok mühim bir yer kaplıyor olabilir.

“Oxford-temelli ahlak filozofu olan Guy Kahane zeki yaşamın tek değer kaynağı olduğunu savunmaktadır. Bu sav doğruysa ve bizler evrende yapayalnızsak, bu demektir ki fazlaca önem arz ediyoruz. Fakat bu durum sadece insanlığı kitle olarak düşününce geçerli olur, zira siz ve ben milyarlarca insan arasında kalabalığa karışmış bir haldeyiz.

Diğer yandan, eğer ki evren zeki yaşam formlarıyla doluysa, o zaman insanlık kitle halindeyken bile değersiz olacaktır. Böyle bir durumda, Kahane’nin işaret ettiği üzere, değer kaynağı olsak da çok da kayda değer olamayız.”

Kâinatın doğası üzerine düşünmek neden bizi önemsiz hissettiriyor?

“Everenin ne kadar büyük olduğu, içerisinde kapladığımız yerin ise ne kadar da küçük olduğu üzerine düşünmek kendimizi önemsiz hissettirebilir. Sanırım bu his nispeten nedensel güçten yoksun olduğumuzu algılamamızdan kaynaklanıyor.

“Böyle düşünmek için iki sebep var. İlk olarak, uzaktaki yıldızların yörüngesini ve galaksilerin geleceğini kontrol edebildiğimizi, kendi amaçlarımıza uysun diye evrenin gidişatını eğip bükebildiğimizi varsayalım. O zaman önemsiz hisseder miydik, emin değilim. Neden böyle olacağının izahı ise oldukça açık: Nedensel gücümüzün büyük oranda artmış olması.

“İkinci olarak, birkaç istisna hariç atalarımızın çoğu astronomi biliminin açığa vuracağı gerçekler hakkında iç görü sahibi değillerdi. Dünya’yı da nispeten küçük bir evrenin merkezi sanıyorlardı. Bu insanlar bizim kendimizi önemsiz hissetme eğilimimize sahip değillerdi. Bizi önemsiz olma hissine iten şey nedensel güçten yoksun olduğumuzu bilmemiz ise atalarımızın nedensel gücü elinde bulundurduklarını sanmaları bizi şaşırtmasa gerek.

“Birçok insan biz insanların önemsiz olduğu fikrini oldukça üzücü buluyor. Bence üzülmemeliler. Bizim için önemli olan şeylerin çoğu burada yani Dünya’da önem arz ediyor.”

Kâinatta çok küçük ve anlık bir yer kapladığımızı varsaydığımız gerçeği bu soruyu boşa çıkaracak olsa da, insan ilişkilerinde, büyük olanı küçükten, daha uzun ömürlü olanı kısa ama öz olandan daha değerli görmeye eğilimli olmamız mantıklı olmaz mıydı?

“Öyle mi yapıyoruz? Dağlar, gezegenler, yıldızlar, galaksiler gibi devasa şeylerin görkemli ve ilham verici olduğunu düşünmemiz onlara özellikle değer atfettiğimiz anlamına gelmiyor. Aksine değer verdiğimiz çoğu şey aslında hiç de büyük değil. Prince 1.61 boyundaydı fakat onu ve müziğini devasa ama çorak bir çöle her daim tercih ederim.

“Tüm bunlarla beraber, nükleer parçalanma gibi istisnalar olsa da büyük şeyler küçük şeylere kıyasla daha fazla nedensel güce sahiptirler. Daha önce de söylediğim gibi evrene dair nedensel güçten yoksun olmamız her şeyden önce bizler tarafından önemsenmemelidir. O yüzden yoksunluğumuzu üzücü bulmak için bir sebep görmüyorum.”

Acaba bildiğimiz şekliyle evrenin elbet bir gün sona ereceği gerçeği beni umutsuzluğa mı düşürmeli yoksa bir nevi teselli mi vermeli? Peki, bir duygusal tepkiyi diğerine tercih etmem konusunda nasıl ikna olabilirim?

“Başkaları adına konuşamam ama şahsen ben iki tepkiyi de vermiyorum. Biz ve değer atfettiklerimiz o zamana kadar çoktan yok olup gitmiş olacak. O halde, evrenin yok olması beni niçin ilgilendirsin ki? Evren yok olursa yaptığımız her şey boşa gitmiş olacak diyebilirsiniz. Ama niye ki?

“Zevk veren deneyimler çoğunlukla kısa ömürlüdür, yine de sürdükleri sürece değerlidirler. Genel itibariyle bir şeyin değeri onun ebedi varlığına dayalı değildir.”

İnsanlığın olmadığı bir kozmos değerli midir?

“Başka zeki yaşam formları varsa, insansız kozmosun değerinden yoksun olacağını düşünmek şovence olur. Bizi değerli kılan ne ki?

“Bunun yerine, evreni herhangi bir zeki yaşam formundan yoksun olarak hayal ettiğimizde, evrenin ancak o zaman değersiz olacağı fikrinde Kahane’e katılıyorum. O zaman da bu gerçekle ilgili gücendireceğim kimse olmazdı gerçi. En azından bu da bir şey.”


Yazar: Joe Humphreys
Çeviren: Merve Erdoğdu
Kaynak:  The Irish Times

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.