Faşizm” son zamanlarda yeniden politik terimlerin anahtar kelimesi haline geldi. Donald Trump‘ın Amerika Birleşik Devletleri’nin başbakanı olarak seçilmesinin hemen ardından atılan başlıklar rahatsız edici bir soru cevap seansı gibiydi.

Newsweek gazetesi, ”Donald Trump bir faşist mi?” Şeklinde bir soru sordu. The Washington Post gazetesi ise buna cevap olarak ”Donald Trump tam anlamıyla faşisttir” başlığıyla yanıt verdi. Fakat daha sonra, bir şeyleri daha iyi açıklamak için soruyu ” Donald Trump Ne Kadar Faşist?” şeklinde detaylandırdı. Bu arada da, Salon, ”Donald Trump gerçek bir faşizandır” fikrine katıldı.

Bunların hepsi, tam olarak “Faşizm sayılan şey nedir?” sorusunu ortaya çıkarttı. Bu sorunun ise, Nazizm ve Faşizm’in olduğu gibi, kendine özgü ve tartışmalı olmasından kaçınılamaz bir tarihi vardır.

II. Dünya Savaşı‘nın hemen ardından Nazizm ve faşizm olarak sayılan şeyin tanımlanması, Almanya ve İtalya’daki müttefik yöneticiler ve hukukçular tarafından karşı karşıya kalınan acil bir görevdi.

Bu konuları ve konuların etkilerini incelemek, nasıl konuştuğumuza, belki de konuşmadan önce nasıl düşünmemiz gerektiğine ve bugünün faşizm algısına ışık tutmaya yardımcı olabilir.

Naziler yargılanıyor

Naziler Nürnberg’de yargılanıyor.

Müttefikler, 1946’da Nürnberg’de bir dizi savaş suçuyla çok sayıda Nazi liderliği üyesini suçladılar. Tarihsel transkriptler, Nazi partisine 8,5 milyon kişinin bağlı olduğu bir ülkede Nazi olarak sayılanlar hakkında ateşli tartışmalar gösteriyor. Nürnberg’de ne Alman devleti ne de Alman halkı toplu olarak suçlu bulundu. Ancak, bazı Nazi örgütleri suçlu sayıldı.

Yargılamalarda, idamlar bireysel olarak yapıldı. 24 politik ve askeri yetkilinin tümü yargılandı ve on tanesi asıldı.

Adolf Eichmann’ın son duruşması, kolektif sorumluluğa karşı bireysel sorumluluk konusunu tekrar gündeme getirdi. Eichmann yüksek rütbeli bir Nazi yetkilisiydi ve 1960 yılında, mahkemeden ölüm kararı çıktı. 1962 yılında idam edildi. Yıllardır, Eichmann’ın mahkemesinin, Nazilerin yaptıklarının bireyselleştirilmesi girişimi olduğu konuşulmaktadır.

Yargıçlar Nazilerin geri kalan suç mekanizmalarının varlığını reddederken Eichmann’ı baş suçlu olarak ayırdılar. Savaş sonrası dönemde olduğu gibi, bireysel sorumluluğu ve kolektif sorumluluğu dengelemek karmaşık ve huzursuz bir süreçti.

Mussolini’den sonra

İtalya’da Müttefik askeri yöneticiler de benzer bir görevle karşı karşıya kaldılar. Mussolini, Temmuz 1943’te devrildiğinde, İtalya’nın bir saldırgan millet oluşturmaya devam edip etmediğine veya Mussolini rejiminin kurbanı olup olmadığına karar vermek zorunda kaldılar. Mussolini ve faşizm İtalya ve İtalyanlarla aynı mıydı yoksa bir şeyleri ayırdılar mı?

Bu son bakış açısı, en son benimsenen görüştü. İtalyan liberal filozof Benedetto Croce, “faşist olan” başlıklı konuyla ilgili yaptığı açıklamada, faşizmin, arka planlarına bakılmaksızın herhangi bir bireyin, ne kadar başarılı olursa olsun, başarısız olabileceği bir hastalık olduğunu iddia etti. Bu nedenle, ceza aynı mantığı takip etmeliydi: özellikle sosyal kategorideki hiçbir şey suçlu olamazdı – faşist parti üyeleri bile.

Dolayısıyla, Alman davasından farklı olarak, İtalya’ya getirilen hiçbir toplu suçlama yoktu. 1946’da, faşizm suçları için toplu bir af çıktı ve daha önce mahkûm edilmiş faşistlerin hemen hemen hepsi serbest bırakıldı. Mussolini’nin faşist partisinin yeniden doğmuş bir versiyonu, savaşın bitiminden on yıl içinde, iktidar koalisyonunu desteklemeye yardım ediyordu.

Faşizmden nasıl bahsediyoruz?

Bugün her yeni aşırı sağ seçim başarısı ya da beyaz üstünlükçüsü protesto, şokla karşılanıyor. Bunu destekleyen insan sayısına inanmakta güçlük çekiyoruz. Belki de bu, faşizmi, politik bir rahatsızlık olarak düşünmeye devam etmemizdendir. Tabii ki, denazisyon (nazi akımının kökünün kazınması) ve defasististizasyon (faşizmin kökeninin kazınması) süreçleri büyük ölçüde küçük grup bireylerini hedef alsa bile, Hitler ve Mussolini’nin rejimleri altında Almanya ve İtalya’da durum böyle değildi.

Elbette, bu süreçler normal bir araştırmanın sürdüğünden çok daha uzun sürdü ve pek çoğu tamamlanmamış olarak kaldı. İnsanlar faşist olarak uyuyup, ertesi gün liberal demokrat olarak uyanmadılar. Fakat bugün faşizmden söz ettiğimizde, söz konusu rejimlerin modeli doğruymuş gibi konuşuyoruz: kendimizi, faşist olarak “saymak” ya da “saymamak” şeklinde yargılayıp “Trump” gibi bireyleri tanımlamakla uğraşıyoruz.

Ancak faşizm tek başına duruşmalar tarafından dağıtılmadığı ve bu hareketlerin zamanında geliştiği ve şu anda gelişmekte olduğu doğrudur. Bunlar, spesifik kişilerdeki ani dönüşümün kendiliğinden sonuçları değil, açık uçlu bir süreçtir. Kökleri dağınıktır ve kavramak zordur. Onları kavramak belki de belirli bireyleri “faşist” olarak nitelendirmekten de daha zordur, hatta bütün bunlar arasında en az önem taşıyanıdır.

Yazarlar: Paolo Heywood , Maja Sponu
Çeviren: Rüveyde Müge Turhan
Kaynak: theconversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.