Harvey Weinstein’in otuz yıldan fazla süre boyunca bir dizi cinsel tacizde -ve daha da kötü eylemlerde– bulunduğunun ortaya çıkması ciddi tartışma ve incelemelere yol açtı. Bu incelemenin merkezine yerleşen ise Weinstein’ın aslında bir canavar olmadığının fark edilmesi oldu – zira “canavar” derken kastettiğimiz onun bir çılgın, bir daha tekrarı olmayacak bir istisna, bir sapkın olarak davranışı umursanmayabilecek böylelikle (çoğumuzun), bu durumun bizimle hiç ilgisi yokmuşçasına hayatımıza devam edebileceğimiz biriyse. Burada, bir tarafta cinsiyetçi yorumlar ile bacağınızda nahoş ancak (içinde bulunulan durumda) zararsız görünen bir el varken diğer tarafta tecavüz ve ciddi seviyede cinsel istismarın olduğu bir spektrum yer alıyor. Bütün bu davranışları aynı spektrum üzerine yerleştiren ise tümünün tipik olarak erkekler tarafından –sahip oldukları konumun getirdiği gücün veya otoritenin üstünlüğü ile veya basitçe erkek oldukları ve ettikleri yanlarına kar kaldığı için –(yine tipik olarak) kadınlara yönelik olarak yapılıyor olması.

Weinstein’ın dibe gidişini yavaşlatmayı başarmış olması, elbette ki, olağan dışı. Ancak bu spektrumdaki bir davranış da olağanüstü bir biçimde normal. Şu an Westminster’da Weinstein olayına geniş çapta yer verilmesine neden olan kartopu etkisini görüyoruz; ancak, #metoo fenomeniyle ortaya çıktığı üzere bu türde bir olay yalnızca kamuoyu tarafından iyi bilinen kuruluşlarda gerçekleşmiyor. Her yerde oluyor. Bunun için yalnızca Everyday Sexism sitesine bakmak yeterli: Sadece 26 Ekim’de, içlerinde cinsiyetçi şakaların, açık saçık yorumların, el ile tacizin (bir olayda bir kadın tarafından bir erkeğe yapıldığının da kabul edilmesi gerekiyor), sosyal medya üzerinden tecavüz tehditlerinin, iş yerinde ayrımcılığın, cinsel tacizin, tecavüzün ve çok daha fazlasının yer aldığı şikâyet bildirimleri yayınlandı.

Beklenenin aksini göstermeyerek, akademik çevre -bilhassa kendi alanımız olan felsefe- bu durumdan muaf kalmadı. Hatta tam tersi oldu. Bunun için de yalnızca What is it like to be a woman in philosophy? adlı bloga bir göz atmanız yeterli. Buzzfeed, Daily Nous ve Huffington Post tarafından yayınlanan iç karartıcı makalelerde, bu alanda kamuoyu tarafından tanınan birçok ismin taciz ve istismarlarla ilgili olarak suçlama ve davalarda yer aldığı belgelendi. Üç olayda da oldukça genç kadınlar ile daha yaşlı -aslında felsefe çevrelerinde ünlü olan- erkekler yer alıyor. Hikâye tanıdık geliyor mu?

Neden erkeklerin bu yaptıklarının yanlarına kar kalmasına izin veriyoruz? Bazen -özellikle gençlik dönemimizde- kimse bize bunun yanlış veya kabul edilemez bir şey olduğunu söylemediğinden, bir şeylerin bu şekilde olması gerektiği inancıyla devam ediyoruz. Bir dersinizde sizinle ilgili çiğ bir yorum yapan öğrenci? Boşverin, o yalnızca bir aptal. Peki ya yüzünüze doğrudan, kadınları, topuklu ayakkabı giyip ruj sürdükleri zaman entelektüel olarak ciddiye alamadığını söyleyen iş arkadaşınız? Bakışlarınızı başka yöne çevirin gitsin… Bir dakika, üstünüz olan iş arkadaşınız gerçekten elini dizinize mi koydu? Belki bir kazaydı. Fakat, hayır, tekrar ediyor. Belki de bunu herkese yapıyordur, yalnızca … arkadaşça davranmaya çalışıyordur. Konferans salonunun barında çok ilgileniyormuşçasına, uzun uzun iş hayatınızla ilgili konuştuktan sonra sizi otel odasına çağıran, üstünüz olan profesöre ne demeli? Belki sizin davranışlarınızı farklı yorumladı ve heyecanınızı bir çağrı olarak algıladı. Böyle şeyler olabilir. (Sonrasında arkadaşlarınızın aynı profesör hakkında “bunu her zaman yaptığını” söylediklerini işitiyorsunuz. Sanırım, bazı insanlar davranışları yorumlamada oldukça kötüler.)

Öte yandan, sıklıkla -özellikle de konu erkek patronunuzsa veya sizden daha üstün güce sahip biriyse- bunun yanına kar kalmasına izin veriyorsunuz, çünkü, dürüst olmak gerekirse, onunla bu konuda tartışmaya girmenin size herhangi bir yarar getirmeyeceğine, haklı olarak, inanıyorsunuz. Profesör A -doktora danışmanınız- size mi asılıyor? Peki kime söyleyeceksiniz? Profesör A’nın en yakın arkadaşı olan bölüm başkanınıza mı? Belki insan kaynaklarına bir şikâyette bulunabilirsiniz. Fakat onlar ne yapabilir? Belki bir dava açarsınız; ancak hiç tanığınız yok, son durumda sizin savunmanıza karşılık onunki olabilir ve siz kaybedersiniz. Kazansanız da kaybetseniz de büyük ihtimalle Profesör A ve muhtemelen yakın arkadaşı olan Bölüm Başkanınız tarafından, çevrenizde dışlanmanız için birçok yol denenecektir. Parlak bir referans mektubu ile iş arkadaşlığının temel gerekliliklerini unutun; bunun yerine alacağınız, isteksizce yazılmış bir referans mektubu ile başka kimsenin yapmak istemeyeceği bir danışmanlık. Sorun çıkaran olarak ününüzün yayılacağından bahsetmiyorum bile. Ya da size, bu suçlamaları yaparak kimsenin uğraşmak istemeyeceği bir iş yükü ve uğraşı yaratacağınız, bölümünüzün adını kötüye çıkaracağınız söylenecek. Kimsenin dinlemek istememesine şaşmamalı.

Bir dakikalığına Weinstein’a geri dönelim. Odanın içinde ne olursa olsun, eğer film dünyasında güçlü biriyseniz ve rolü almayı çok isteyen genç bir aktrisle, başka herhangi birinin bulunmadığı otel odanızda görüşmek konusunda ısrar ediyorsanız sınırı çoktan aşmışsınız demektir. Bu herkes için açık olmalı. Peki bu, bu durumu bilen ama yardım eden, kolaylaştıran veya göz yuman onca insan için açık mıydı? Belki de hepsi için o kadar açık değildi. Ancak öyleyse bile, bu onları ipin ucundan kurtarmaya yetmiyor. Onların da iki kulağı arasında beyinleri var. Bizim bildiğimiz gibi onlar da casting couch‘un ne anlama geldiğini biliyorlar ki bu yaklaşık elli yıldır kullanılan bir tabirdir. Muhtemelen çoğunluğu biliyordu fakat yine de yardım ettiler, kolaylık sağladılar ve göz yumdular.

Şoke olmuş bir ses tonuyla bu nasıl olabilir diye sormak kolay; kadınların neden durumlarını ve suçlamalarını halkla paylaşmadıklarını anlayabilirmişiz gibi. Anlayamadığımız şey ise yardımcı olan ve bu duruma göz yumanların nasıl o şekilde davranabildikleri. Fakat nasıl olabildiğini biliyoruz. Çok sayıda insan gemilerini batırmamak, güçlü olanın yanında yer almak ve işlerini kaybetmemek adına vicdanlarını bir kenara koydu. Yani bu duruma bir son vermek istiyorsak çözmemiz gereken iki sorunla karşı karşıyayız. İlki kadınların kendilerine inanılmayacağına dair güvensizlikleri. Peki neden kendilerine güvenmeliler? Polis raporları 2015-16’da 23.851 yetişkinin tecavüze uğradığını ve sanıklardan yalnızca 2.689’unun hüküm giydiğini ortaya koyuyor. Yani, bildirilen suçların yalnızca %11’i ceza ile sonuçlanmış. Elbette ki, cezai kovuşturmaya yer verilebilmesi için “mantıklı bir şüphenin ötesinde” bir kanıt gerekiyor ve bu önemli bir engel oluşturuyor.

Genellikle diğer insanların ifadelerine güvenmeyi seçiyoruz, aslında onlarsız yapamıyoruz. Biri size bir şey söylediğinde, güvenmemek için bir nedeniniz yoksa (bir yanlışlık yapmış olabileceğine veya kötülük yaptığına dair bir düşünce ya da size yalan söylemesi için bir neden yoksa) sözlerine güvenirsiniz. Diğer şekilde, kendinizi ciddi bir sorunun içinde bulabilirsiniz. Yoldan geçen birine otobüs durağının yerini veya görevliye trenin kaçta kalkacağını sorduğunuzda, ya da iş arkadaşınıza toplantının yerini sorduğunuzda, size doğru söylediklerini kanıtlayamazlar, o halde neden onlara inanasınız? Buna en kısa cevap, size yalan söylemek için bir nedenlerinin olmaması. Bir kadın bize tacize veya istismara uğradığını söylediğinde de takınmamız gereken tutum aynı olmalı -özellikle de normalde tanıdığımız, sözüne güvendiğimiz bir kadınsa veya bunu açmakla belki küçük bir kazanç sağlarken büyük bir kayıp yaşama ihtimaline sahip bir kadınsa. Ondan kanıt istemeyin; bunun yerine onun yalan söylediğini düşünmenize yol açan önemli bir nedeniniz var mı diye kendinizi sorgulayın. Eğer böyle bir neden bulamıyorsanız, ki çok büyük olasılıkla bulamayacaksınızdır, ona inanın.

Elbette, Weinstein olayında kartopu etkisinin yaşandığına tanık olduk: Önce yalnızca bir avuç kadın konuşup, susturulmak veya yok sayılmak yerine medyanın ilgisini üzerine çektiğinde, birçok başka kadın da aynı yoldan gitti. Benzer bir olay, yazdığımız gibi, Westminster ve BBC’de de yaşandı. Bunlar iyi gelişmeler ancak gerçekten bir kartopu etkisine ihtiyacımız var mıydı? Sözlerini ciddiye almamız için daha kaç kadının sesini yükseltmesi gerekiyor? Beş? On? Elli? Çoğu kadın ve özellikle de akademik çevredekiler kartopu etkisini sürdürecek pozisyona sahip değiller;zira çalışma alanları medyanın gözü önünde değil. Fakat bu sorunu, öğrencilerimizin ve iş arkadaşlarımızın rahatlıkla konuşabilecekleri durumu sağlayarak hafifletebiliriz. En azından söyledikleri dinlenmiş olur, şikâyet ve endişeleri ile ilgili prosedürler işleme koyulabilir, mevkilerin önünü kapatacak misillemelerin hoş görüyle karşılanmaması sağlanmış olur.

İkinci sorun ise, yardım edenler, kolaylık sağlayanlar ve göz yumanlar tarafından ortaya çıkarılan harekete geçilememe sorunu. Kadınların sözlerine güvenmeyi öğrendiğimiz anda, bize yükleyeceği bir şeyler yapma sorumluluğu ile bu hepimizin bir sorunu olacaktır. Eğer bir kadın, iş arkadaşlarınızdan biri tarafından sarkıntılığa uğradığını ya da konferanstaki bir arkadaşınızın çirkin bir yorumda bulunduğunu veya bunun gibi bir şey, söylüyorsa yapılacak en kolay şey hiçbir şey yapmamaktır (belki bir süre sempatik sesler çıkardıktan sonra). Bu iyi bir yanıt olmaz şüphesiz. Öncelikle bunu size söylüyor olmasının bir nedeni olmalı ve bu neden muhtemelen sizden anlayışlı sesler duymak değil. Muhtemelen sizin bir şeyler yapmanızı istiyor veya en azından onun bu konuda ne yapabileceği ile ilgili yardımda bulunup onu desteklemenizi bekliyor. İkinci olarak, bunun bir seferlik, kaprisli bir olay olmadığına dair rahatlıkla bahse girilebilir. İş arkadaşınızın kalçasını çimdikleyen biri muhtemelen bunu sürekli yapıyordur; tabii çimdiklenen insanlar korkunç bir şekilde bakıp bolca özür dilemesine neden olmuyorlarsa. Spektrumdaki diğer birçok davranışta da olduğu gibi. Biri çıkıp fırça atana kadar, sürekli ve sürekli devam edeceklerdir, ta ki biri tarafından durdurulana dek. Bu durumda, şu an durmalarını sağlayın, en azından deneyin. Aynı şekilde, birinin uygunsuz davranışına tanık olduğunuzda da içten içe irkilmekle kalmayın, üstüne gidin ve sorgulayın.

Bir dakikalığına bu çözülmesi kolay bir sorunmuş gibi davranmayı bırakalım. Hepimiz, geçmişte, uygun oranda eylemde bulunamamaktan dolayı suçluyuz. Konuşuyoruz, aktarıyoruz ve şu an geçmişten farklı olarak yapabileceğimiz birçok şey var; farklı eylemlerde bulunabiliriz, (kendi aramızda yapmak yerine) çalıştığımız bölümler seviyesinde ve daha üst seviyelerde tartışmalar düzenleyebiliriz ve farklı politikaları savunma yoluna gidebiliriz. Bunlardan bazılarını yaptık, denedik, ancak çok daha fazlasını yapmamız gerektiğinin bilincine geç vardık; yapılabilecek çok fazla şeyin yapılmamış olması kötü hissettiriyor. Ancak sonradan da olsa öneminin farkına varmak önemli; farklı olarak neyi yapabilecek olduğunu keşfetmek, bir dahaki sefer için önemli bir adım.

Film dergisi Picturegoer 1956 yılında Weinstein tarzı davranışın film endüstrisindeki yerini inceledi. Yazarları bunu “yazdıkları en üzücü hikâye” olarak tanımladı. Altmış yıl sonrasında, bir şey değişti mi gerçekten? Yani, en azından Weinstein’ın kovulması doğru yönde atılmış bir adım oldu. Aşamalı bir değişim halihazırda vardı ve Weinstein ile birlikte yavaş yavaş düşen damlalar bir sele dönüştü. Bu davranış hep “kötü” olarak karşılanan bir davranıştı ancak son durumda –yalnızca en felaket uçtakiler değil, spektrumdaki tüm davranışlar-kabul edilemez bir davranışa dönüştü. Spektrumun en az kötü tarafında kalan davranışlar ise rahatsız veya uygunsuz diye nitelenmenin ötesine geçtiler; yalnızca yanlış anlaşılmış bireysel bir davranış olmaktan öteye. Şu an farkına varılabilecek olan şey ise gücün sistematik olarak kötüye kullanımı. Weinstein, Westminster ve felsefenin –ve şüphesiz kalan akademik çevrelerin de- paylaştığı şey gelenekten gelen güç ayrımı: Yaşça büyük ve güçlü erkekler ile kariyerleri kötü bir referans veya dışlayıcı bir yorum ile mahvolabilecek genç kadınlar.

Kültürel bir değişim yaşanıyor. “Erkeklerin erkekler olarak kalacakları” bir geçmişten utanarak bu geçmişin varlığını kabul etmeyi seçebiliriz ve kadınlar ile felsefe için daha iyisini yapabiliriz.

Yazar: Helen Beebee ve Heather Widdows
Çeviren: Ayşe Dikyol
Kaynak: iai news

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.