Bir önceki yazımda 20.yy.’ın ilk yarısına damgasını vurmuş olan bir ekolün, mantıksal pozitivizmin metafizik eleştirisine değinmiştim. (Toy, 2017) Kısaca mantıksal pozitivistlere göre metafizik, doğruluğu dile dayanan önermelerle, olgulara dayanan önermeleri ayıramamaktan kaynaklanan bir illüzyondan fazlası değildi. Fakat dil ve dünyayı birbirinden ayırmak mantıksal pozitivistlerin iddia ettiği kadar kolay değildir. Mesela herhangi bir soruşturmanın olgusal yanlarıyla dilsel yanlarını ayırmanın kesin bir yolu var mıdır? W.V.O Quine, 20.yy’ın ikinci yarısının belki de en önemli felsefe makalesi olarak görülen “Deneyciliğin İki Dogması” çalışmasında dil ve dünya arasında var olduğuna inanılan ayrımın temelsiz olduğunu iddia etmektedir.

Quine, formel eğitimini doğrudan mantıksal pozitivistlerden almış bir mantıkçı ve filozof olarak, doğruluğu sadece dile dayanan önermelerin varlığını temellendirmenin hiçbir yolunun olmadığını iddia etmiştir. Mesela, mantıksal pozitivistler için analitik cümle tipini örneklendiren “Hiçbir bekar evli değildir” ifadesini düşünelim. Quine ilk olarak bu cümlenin analitik olmasını sağlayabilecek olası bir dayanak noktası olarak sözlük tanımlarını ele alır. Fakat, deneysel bir bilim olan leksikografi üzerinden herhangi bir önermenin doğruluğunun olgulardan bağımsız olduğu gösterilemez. İkinci olarak ise, leksikografların sahada deneysel olarak çalıştığı dillere bakmak yerine özel bir dilin anlam-bilimsel kuralları üzerinden yukardaki cümlenin analitikliğini temellendirmeyi dener. Fakat bu durumda da analitik yerine L-diline-göre-analitik şeklinde ifade edilebilecek, mantıksal pozitivistlerin genel anlamda analitik diye bahsettiği kavramdan tamamıyla bağımsız bir şey ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kipsellik, eş-anlamlılık gibi ihtimalleri de ele alır. Ancak, kipsellik ve eş-anlamlılık kavramlarının kendileri analitik kavramına dayandığı için herhangi bir cümlenin analitik olmasının dayanak noktası olarak gösterilemezler. Sonuç olarak, Quine, herhangi bir önermenin analitik olması yani doğruluk değerinin sadece dile dayanması iddiasının temelsiz olduğu sonucuna ulaşır. (Quine, 1963, 24-36)

Eğer Quine haklıysa, yani analitik ve sentetik önermeler arasındaki fark temelsizse, sayılar ya da fiziksel nesneler var mıdır türündeki, mantıksal pozitivistlerin sadece dille ilgili olduğunu düşündüğü sorularla, enerji ve kütle arasında ya da gelir dağılımı ve politik yapı arasındaki ilişkilerle ilgili olan olgusal soruları nasıl ayırt edebiliriz? Quine konuya biraz daha öteden (meta) bakarak bu soruların/soruşturmaların aslında bir bütün olduğunu düşünmektedir. Quine, modern deneyciliğin bir başka dogması olarak gördüğü indirmeciliğin yerine koyduğu bütünselci bir yaklaşım üzerinden bu durumu açıklamaktadır. Bu teze göre sayılara, kuarklara ya da politikaya dair inançlarımız, dünyayla ilişkimizin bir ürünü olan inanç ağımızın belirli bölgelerini kaplamaktadırlar. Gerçeği, keyfi olarak seçilmiş bir dille resmeden Tractatuscu (Wittgenstein, 1961) insan modeli yerine dünyayı onunla ilişkisinin bir ürünü olarak resmeden insan modelini ortaya atmaktadır. (Quine, 1969b, 27) Bu durumda Quine’a göre ifadelerimizi, doğruluk değerleri -son tahlilde- olgulara dayanması gereken anlamlı önermeler ve dünyayla ilgili doğru ya da yanlış hiçbir şey söylemeyen sözde önermeler olarak sınıflandırmak yerine (Wittgenstein, 1961, 4.1272), onları dünyayla ilişkimizin, hayatta kalma mücadelemizin bir sonucu olarak ortaya atılan inançlar olarak görmeliyiz. Dolayısıyla burada Quine’a göre fiziksel nesneler, matematiksel nesneler, hatta tanrılar; tıpkı kanserli olma ve kemoterapiden kaynaklı radyasyona maruz kalma arasındaki ilişkiye dair inançlarımız gibi, tamamıyla insandan bağımsız bir gerçekliğe dair şeyler olmaktan ziyade bizim dünyayla ilişkimiz sonucu ortaya çıkan varsayımlardır. Bir şeyin varsayım olması onun gerçek olmadığı anlamına gelmez diye de ekler Quine. (Quine, 1960, 20-22) Çünkü gerçeklik algısının kendisi insanidir, biyolojiktir. (Quine, 1992, 8-9) Bu varsayımlar dünyayla ilişkimize, onunla baş edebilmemize sağladığı katkıya göre inanç ağımızdaki konumlarını belirlerler.(Quine, 1992, 6) Quine bu durumu şöyle özetlemektedir:

“Kendi hesabıma, ben, meslekten olamayan bir fizikçi olarak, Homer’in tanrılarına değil fiziksel nesnelere inanmaktayım; ve aksine inanmanın bilimsel bir hata olduğunu düşünmekteyim. Fakat epistemolojik temelde fiziksel nesneler ve tanrılar tür olarak değil sadece derece olarak birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Her iki tür varlık da düşüncemize kültürel varsayımlar olarak girmişlerdir. Fiziksel nesneler miti deneyim akışıyla baş edilebilir bir yapı oluşturmak için kullanılan bir araç olarak diğer birçok mite göre daha fazla etkili olması nedeniyle epistemolojik anlamda üstündür.” (Quine, 1963, 44)

Peki Quine, matematik, mantık gibi deneyimden bağımsız inançlarımızı nasıl açıklamaktadır? Aslında Quine’a göre son tahlilde hiçbir şey deneyimden bağımsız değildir. Matematik de dünyayla ilişkimizin sonucu olarak ortaya atılmış güçlü varsayımlardan başka bir şey değildir. Bu durumu en iyi şekilde çevre-merkez modelli kavramsal şema tezi açıklamaktadır. (Sher, 2017, 41) Kavramsal şemamızın en dış kısmında doğrudan deneyime dair inançlar bulunurken, merkezde ise mantık matematik gibi kolay kolay revize edilemeyen inançlar bulunmaktadır. Mesela, bir okulda 100 kadın 52 erkek bulunması şeklinde ifade edilebilecek, inanç ağımızın kenarlarında konumlanmış bir inanç herhangi bir sorunla karşılaşıldığında kolay bir şekilde terkedilebilirken, 100+52 = 152 gibi matematiksel bir inanç, ağın merkezinde bulunduğu için kolayca terkedilemez. Aynı şekilde, inanç ağımızın kenarlarında bulunan “Ahmet bekardır” iddiası Ahmet ile ilgili elde edilen aksi yöndeki gözlemlerin sonucu olarak kolayca terkedilebilirken, inanç ağımızın daha merkezinde bulunan “Hiçbir bekar evli değildir” iddiası kolayca terkedilemez. (Sher, 1999, 510) Fakat, yine de deneyimle uyuşmazlık gösterdiğinde inanç ağımızın istisnasız her bir noktası revize edilebilmektedir. Yani, bazen ağın çevresinde bulunan, kolay revize edilebildiğini düşündüğümüz doğrudan gözleme dayalı bir inanç yerine merkezdeki inançlar revize edilebilir. Homer’in tanrılarının yerini kuarklara ya da üçüncü halin olmazlığı ilkesinin yerini kuantum mantığına bırakması bu durumu örneklendirmektedir. (Quine, 1963, 43)

Fakat yine de Michael Dummett’ın da iddia ettiği gibi Quine’ın sunduğu inanç ağı modeli Rudolf Carnap’ın analitik sentetik ayrımına birçok açıdan benzemektedir. İnanç ağında, analitik önermeler ağın merkezinde, sentetik önermeler de çevresinde bulunmaktadır. (Dummett, 1973, 375-376) Quine’ın modelinde merkezdeki önermelerin de revize edilebilmesi bir fark olarak akla gelse de aslında analitik iddialar da dahil olmak üzere bütün iddiaların revize edilebileceğini Carnap da söylemektedir. Carnap, bir taraftan, üç boyutlu ya da dört boyutlu bir evren modeliyle çalışmanın tıpkı koordinat için reel sayılarla çalışmak gibi bir seçim olduğunu iddia ederken, diğer taraftan bazı deneyimsel durumlardan dolayı bu seçimlerin revize edilebileceğini iddia etmektedir.(Carnap, 1950) Ayrıca, Carnap, Quine’ın eleştirisine verdiği cevabında açıkça “matematiğin ve mantığın ifadeleri de dahil olmak üzere hiçbir ifadenin revizyondan istisna olamayacağını” söylemektedir.(Carnap, 1963, 921) Dolayısıyla, analitik cümlelerin pragmatik nedenlerden dolayı revize edilebilecekleri konusunda Quine ve Carnap hemfikirdir.

Buradan hareketle, Quine ile Carnap arasındaki temel farkın aslında inanç ağımızın kenarlarında bulunan önermelerin nasıl revize edilebileceğine dair yaklaşımları olduğu söylenebilir. Quine’a göre çevrede bulunanlar da tıpkı merkezdekiler gibi pragmatik nedenlerden ötürü revize edilmektedirler. Ağın kenarlarında bulunan doğrudan gözleme dayanan bir inancın revize edilip edilmemesi mantıksal pozitivistlerin yaklaştığı gibi bu önermenin dünyayı doğru ya da yanlış resmetmesine değil; dünyayla aramızdaki ilişkideki yani yaşamdaki yerine bağlıdır. Sonuç olarak, “Masanın üzerinde kırmızı bir küp var” (Quine, 1969a, 85) gibi bir gözlem cümlesi de; “Matematiksel nesneler vardır”, “Evrende sadece fiziksel nesneler vardır”, “Nedensellik yoktur” gibi metafiziksel cümleler de; A→☐        ⃟ A şeklindeki mantık önermesi de dünyayı resmedişimizin doğruluğundan ya da yanlışlığından değil; dünyayla ilişkimizdeki duruma bağlı olarak inanç ağındaki yerini belirler. Quine bu durumu şöyle özetler.

“Ontolojik sorular, bu bakışı açısı altında, doğa bilimlerinin sorunlarıyla aynı durumdadırlar. Sınıfları varlık olarak sayıp sayamayacağımız sorununu düşünelim. Bu, başka bir yerde de iddia ettiğim gibi, sınıfları değer olarak alacak değişkenleri niceleyip nicelemediğimize bağlıdır. Şimdi, Carnap bu soruların olgularla ilgili olmadığını fakat uygun bir dil formu, iyi bir kavramsal şema ya da bilim için uygun bir çerçeve seçimiyle ilgili olduğunu öne sürmektedir. Aynı şeyi bilimsel hipotezler için genel olarak kabul etmesi şartıyla onunla aynı fikirdeyim.” (Quine, 1966, 134) 

Kaynakça:

Carnap, R. (1950). Empiricism, semantics and ontology. Revue Internationale de Philosophie, 4(11):20-40.
Dummett, M. 1973. “The Significance of Quine’s Indeterminacy Thesis”, in Dummett (1978): 375–419.
Carnap, R. (1963). “Replies and Systematic Expositions”, in Schilpp (1963), The Philosophy of Rudolf Carnap.( pp. 857-1013) The Open Court Publishing
Quine, W. V. (1960). Word & Object. The Mit Press.
Quine, W. V. (1963). Two Dogmas of empiricism. In From a Logical Point of View. Harper & Row Publishers.
Quine, W. V. (1966). The Ways of Paradox. New York, Random.
Quine, W. V. (1969a). Epistemology naturalized. In Ontological Relativity and Other Essays. New York: Columbia University Press.
Quine, W. V. (1969b). Ontological relativity. In Ontological Relativity and Other Essays. Columbia University Press.
Quine, W. V. (1992). Structure and nature. Journal of Philosophy 89 (1):5-9.
Quine, W. V. (2002). Perspectives on logic, science, and philosophy. In S. Phineas Upham & Joshua Harlan (eds.), Philosophers in Conversation: Interviews From the Harvard Review of Philosophy. Routledge
Sher, Gila (1999). Is there a place for philosophy in Quine’s theory? Journal of Philosophy 96 (10):491-524.
Sher, G. (2016). Epistemic Friction: An Essay on Knowledge, Truth, and Logic. Oxford University Press UK.
Toy, T. (2017, December). Mantıksal Pozitivizmin Metafizik Eleştirisinde Analitik Sentetik Ayrımının Önemi. Düşünbil. doi:https://dusunbil.com/mantiksal-pozitivizmin-metafizik-elestirisinde-analitik-sentetik-ayriminin-onemi/
Wittgenstein, L. (1961). Tractatus Logico-Philosophicus (Trans. Pears and McGuinness). Routledge.

Yazar: Tolgahan Toy

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.