Cevapları arayan insanların hayatla ilgili hep bir varoluş girdabına girmesi kaçınılmazdır. “Anlam aramaya gittim bulup hemen döneceğim” gibi bir notla ayrılamıyor insan bağlı bulunduğu gerçekliğinden ne de olsa. Zira arayış bir ömür sürebildiği gibi bulunuş hiç olmayabiliyor da.

Tarih boyunca anlam adına belli ilkelere bağlı insanların araştırmaları, soyutlamaları, bu soyutlara somut anlamlar bulmaları sonucunda çok çeşitli ekoller ortaya çıkmıştır.

Kimi hayatın anlamının kendi varoluşunun serbest salınımı ile ortaya çıktığını ve içinden nasıl geliyorsa öyle davranılması gerektiğini savunurken, kimileri her şeye şüpheyle bakarak tedbirli bir hayatın anlamı bulma konusunda daha çok yardımcı olacağını savunmuş, kimileri de gerçek anlam doğanın ta kendisi olmuştur. Kişinin doğası asıl doğaya ne kadar uyum sağlarsa o kadar anlam gerçekleşir tezini üretmişlerdir. Hangi ekol benimsenmiş olursa olsun, bu arayışların nasıl yapılması gerektiği daha çok önemsenmiş, insanı bu arayışa neyin ve neden yönlendirdiği fikri muğlak bırakılmıştır.

Peki insan anlamı neden arar ve bu anlam arayışına sebep olan nedir?

Yanıt: Boşluk.

Böyle söylendiğinde hiçbir anlam ifade etmiyor olabilir. Ancak boşluk kavramını biraz irdelediğimiz vakit aslında tüm anlamları içine alan ve anlama bir kavrayış katan bir olgudan bahsettiğimi bilmenizi isterim. Hayatı tanımlayan, olmak istediğimiz kişiyi oluşturan bir kavram aslında boşluk…

İnsan daha anne karnında dünyaya gelmeyi beklerken bir boşluktadır. Doğumdan sonra belirsiz bir zaman içerisinde geçirdiği vakit boşluktadır. Anlamlandıramadığı gerçekliği, yani içsel aktarımını gerçekleştirene kadar geçen sürede boşluktadır. Sonrasında hareketlenir ve yürümeye başlar, belirli bir mekan içerisinde yine boşluktadır. Öğrenme süreci ile bilişsel devrimini yapar, yaşadığı dünya boşluktadır.

Tüm bu boşluklar kişinin yaşantısındaki anlamı arayıp bulabilmesi ve kendi olma durumunu kavrayabilmesi için vardır. Bu kavrayışın anlamlı olabilmesi için hayat boyu doğru ya da yanlış kararlar verilir. Her ne kadar yanlışın doğruya ulaşabilmesi için daha uzun bir zaman ve zorlu bir yordam gerekse de yapılan yanlışlar anlamın oluşması bakımından daha kalıcı bir etkiye sahiptir. Ne de olsa zor yoldan öğrenilen daha zor kaybedilir.

Boşluk aslında olmaktır. Hayat boyu yüklediğimiz anlamlar sayesinde olmak istediğimiz veya istemediğimiz kişiyi ya da ulaşmış olmak istediklerimizi veya vazgeçmiş olduklarımızı tanımlarız.

…………… olmak istiyorum.

…………..olmak istemiyorum.

İsterseniz bu boşlukları bazı kavramlar üzerinden örneklendirelim.

Mutlu olmak istiyorum. Hayatındaki boşluğa mutluluk kavramını yerleştiren kişi gerek sosyal, gerek özel, gerekse iş ilişkilerinde hep bu merkeze yerleştirdiği mutluluk parolasıyla hareket eder. Konuşması neşeli, hareketleri ahenkli, bakışları da daha sevecen olmaya başlar. Zira mutlu olmak isteyen kişi boşluğunu aradığı şey ile doldurmuş ve hayatındaki anlamı mutluluk kavramı üzerinden yeniden tanımlamıştır.

Zengin olmak istiyorum. Anlam için soyuttan somuta geçildiğinde boşlukların içinin madde ile doldurulması söz konusudur. Çünkü istenilen biçimlendirilmiş bir meta olduğunda, olmak düsturu sahip olma koşuluna dönüşmektedir. Zengin olmak isteyen kişi hayatının merkezine bu zenginliği elde etmek için daha çok boşluk eklemekte ve bu boşlukların merkezine de yeni bir çıkar kapısı dikmektedir. Bu durumda kişi gerçek anlamdan bir hayli uzaklaşmakta ve yaşantısının daha gergin geçmesine neden olmaktadır. (Bahsi geçen zenginliğin dünyalık da denilen mal ve para için örnek verildiğini belirtmek isterim. Zira zenginlik sadece meta için kullanılan bir tabir değildir.)

Başarılı olmak istiyorum. Zeki olmak istiyorum. Güzel olmak istiyorum. Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Diğer taraftan cümlelerin olumsuz olması yani olmak istemiyorum şekli de, tıpkı olumlu hali gibi boşlukları doldurup farklı yollardan aynı etkiye neden olur. Asıl gaye hayatın anlamını bulmak olduğundan, kimileri bunu içsel gerçekliğinde olumlama yaparak bulur, kimileri ise dışsal seçiciliğiyle olumsuzlama yaparak.

Felsefe yapmak için illa filozof olmaya gerek var mı bilmiyorum ama, hayatın anlaşılabilir olması ve anlamının bir parça da olsa kavranabilmesi için boşlukların iyi ve olumlu kavramlarla doldurulması gerektiğini biliyorum.

Peki siz hayatınızdaki boşlukları tanımlayabildiniz mi?

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.