Filozof ve psikanalist Slavoj Žižek, Akademi’nin içinde ve dışında insanları zıt kutuplara ayıran bir figür. Kadın düşmanı ve oportünist olmakla suçlanmakla beraber geçmişte bir Guardian köşe yazarı tarafından kendisine “Felsefenin Borat’ı” yakıştırması yapıldı. Bu lakap, muhtemelen zaman zaman sergilediği kaba tavırlara ve İngilizcesindeki Sloven aksanına gönderme yapıyor. Bu niteliklere rağmen (ya da bu nitelikler sayesinde), Žižek ilgi çekici bir halk aydını haline geldi. Bunun nedenlerinden biri, tüm çalışmalarının çok yaygın -fanboy’ların hayranlık duyduğu konular kadar yaygın- popüler kültür referanslarıyla dolu olması. Freudyen teorisyen Jacques Lacan’ın öğrencisi olan Žižek, akranları arasında gölgede kalsa da, coşkusu ve seri şekilde yaptığı serbest çağrışımlar, onu araştırdığı her şeyin gerçek bir hayranı haline getiriyor.

Sapığın Sinema Rehberi isimli üç bölümlük belgeselden alınan kısa videoda Žižek, onun hakkındaki tarifimi kesinlikle doğruluyor. Sophie Fiennes (Joseph ve Ralph’in kız kardeşi) tarafından yönetilen Sapığın Sinema Rehberi‘nde, Žižek’i bazı klasik filmlerin çekildiği gerçek setlerde ve aslına uygun şekilde sonradan oluşturulan sahte setlerde görüyoruz. Filmlerden birkaç tanesi şöyle: Mavi Kadife (David Lynch), Gözleri Tamamen Kapalı (Stanley Kubrick) ve Ölüm Korkusu (Hitchcock). Žižek’in yorum yaptığı sahneler, filmlerin içinden konuşuyormuş izlenimini vermek için filmlerde yer alan sahnelerle birlikte düzenleniyor. Bu yeni bir yaklaşım. Žižek, Hitchcock’un filmi hakkında, “olaylar genellikle sahte ve yapay bir şekilde başlasa da, kendi kazdığınız kuyuya düşüyorsunuz” diyor, bu yorum içinde bulunduğu belgesel için de geçerli olabilir. Sapığın Sinema Rehberi izleyicileri, Žižek’in yorumlama oyununa geliyor; etkileyici, gülünç ve rahatsız edici bir oyun.

Žižek videoda, olay örgüsünün bazı kısımlarını ve kamera açılarını yakından inceliyor. Bu incelemelerden, Vertigo’nun (ölüm korkusu) bir erkeğin hayal gücünden meydana çıktığı sonucunu çıkarıyor. Ona göre erkeğin hayal gücü, kaçınılmaz olarak şiddeti ve korkunç dönüşümleri içerir. Mesleği gereği kullandığı psikanaliz jargonuyla, “erkek libidosuna dayalı ekonomide”, kadınların kabul edilebilir cinsel partnerler olmadan önce “küçük düşürülmesi” gerektiğini söylüyor. Akademik üsluptan sıyrılarak da şöyle açıklıyor: “Eski bir deyişle anlatmak gerekirse, en iyi kadın ölü kadındır.” Žižek’in eleştirildiği noktalardan bir tanesi de, bu küstah ve duygusallıktan uzak konuşma tarzı. Burada onu savunmuyorum. Benim için onu izlemek (ve okumak) heyecanlı bir oyun gibi. Koltuğumun ucuna kadar gelip kendime şunu soruyorum: “Acaba şimdi ne gibi çirkin ve anlaşılmaz bir söz söyleyecek?” İtiraf etmeliyim ki bu durumdan keyif alıyorum. O zaman sizi son bir Žižekizm’le baş başa bırakayım. Ya sizi büsbütün korkutup kaçıracak ya da kendine, topluma ve cinsiyete yönelik bu ansiklopedik eleştirilerle birkaç “sapıklık” turu daha atmayı göze alacaksınız. Žižek şöyle diyor:

“Bir özne -yüz ya da görüntü- şeyin yalnızca bir kısmıdır. Bunun arkasında boşluk, hiçlik vardır. Ve tabi ki bizler doğamız gereği, insan karakterinin zenginliği, vesaire vesaire hakkındaki hayallerimizle bu hiçliğin içini doldurma eğilimindeyiz. Gerçeklikte neyin eksik olduğunu görmek için öznellikle karşılaşıyoruz. Öznellikle yüzleşmek, kadınlıkla yüzleşmek demektir. Kadın öznedir. Erkeklik bir uydurmadır.”

Çevirmen: Aylin Yeşiltaş
Kaynak: Open Culture

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.