Özgün ve “pratikte tüm vakalara uygulanabilir” bir yöntembilimin bulunması, bilim felsefesinin ana temalarından biri olmuştur. Bilim referanslı düşünürler tarafından muazzam çaba harcanan bir konudur. Başarılı bir yöntembiliminden beklenen ana unsurlar şunlardır: dış dünyadaki olgular hakkında yapılan tümevarımların, yani genellemelerin, objektif değerinin elverişli şekilde açıklanması ve bilimde zaman zaman gerçekleşen teori değişimlerinin kapsanabilmesi. Bu iki görevi birden sağlamak hiç kolay değildir. Bir taraftan dış dünyanın olgularına dair yapılan teorik açıklamaların objektif içeriği “yakalanmaya” çalışılırken, öbür taraftan bilimin genel olarak sabit şekilde durmayıp sürekli değişim ve yenilenme içerisinde olduğunun iddia edilmesi çelişkili bir ortam yaratmaktadır. Bu bağlamda felsefeciler ve düşünürler, bilim insanlarının çalışmalarını değerlendirmek için çeşitli yöntembilim alternatifleri geliştirmişlerdir. Bu yazıda, Arthur Pap’ın, “Fizik Teorisinde A priori” (“The A Priori in Physical Theory”) eserindeki alternatifini kısaca tanımlayıp, bilimsel pratiğe uygulanabilirliği açısından artı ve eksiklerini açıklamaya çalışacağım.   

Pap, yukarıda adı geçen kitabında “fonksiyonel a priori” tanımını vererek kendi yöntembilim görüşünü genel hatlarıyla ifade ediyor. Burada yazar, bilimsel araştırmanın durumuna bağlı olarak, belirli bir fenomen hakkındaki teorik genellemenin zorunlu ve objektif (gerçeğe tekabül eden) bir “yasa” statüsünü nasıl kazanabileceğini anlatıyor. Açıklanan fenomene dair yapılan genellemenin zorunlu olarak kabule edilmesi için a priori yoluyla ortaya çıkması şart değil:

“Bilimsel gerçeklerin olumsallıktan analitik zorunluluğa kadar gelişme süreçlerinden oluşmasını savunan görüşümüz (Poincaré dilinde, deneysel yasaların “anlaşmalara” kadar “dikleşmesi”) aşağıdaki gibi tanımlanabilir: araştırmanın bir bağlamında sentetik olan bir cümle, içerisindeki bazı öğelerin anlam değişimi sayesinde, başka bir bağlamda analitik sayılabilir.” (Pap, 1946: 24 – çeviri bana ait).

Alıntıdan da belli olduğu üzere Pap, analitik ve sentetik önermeleri ilginç bir şekilde birleştirdiği görüşünü savunmayı amaçlıyor. Böylelikle, bilimsel teorilerdeki birimlerin değerlendirilmesi yeni bir seviyeye taşınıyor. Aslında bu birimlerin a priori veya a posteriori prosedürleri takip ederek inşa edilmesi büyük bir öneme sahip değil. En mühim kısım, bu bileşenlerin teori içerisindeki fonksiyonlarıdır. Bilimsel aktivitenin analizi içerisinde, bazı terimlerin formel analitik “anlaşmalar” biçiminde birer fonksiyona sahip olması, deneysel verilerin yorumlanmasına ve bu veriler etrafında kimi yardımcı hipotezlerin oluşturulmasına yardımcı olmaktadır. Böylece, bir teorinin gelişimini şu şekilde tanımlayabiliriz:

Bilim insanı, araştırmasının amacına bağlı olarak kimi teorilerden oluşan bir önermeler seti ortaya çıkarır. Bu set, çoğu vakada formel anlamda bir “zorunlu gerçeklik” ünvanına sahip değildir; daha ziyade söz konusu araştırma, “sentetik betimleme” şeklinde başlar. Deneysel sonuçların cisimlendirilme sürecinde, bu teorik önermeler seti, araştırmanın amacı kapsamında belirli bir fenomeni açıklamaya yönelik bir hipoteze dönüştürülür. Bu aşamada, başta sentetik olan set, hipotez içerisinde a priori fonksiyonunu kazanmış oluyor. Diğer bir deyişle, bu set, hipotezi oluşturan diğer bileşenler için analitik bir zemin oluşturmaya başlıyor.         

Görüşünün pratiğe de uygulanabilir olduğunu göstermek için Pap, bilim tarihinin en göze çarpan örneklerinden biri olan Newton mekaniğini ele alıyor. Detaylara inmeden belirtmek isterim ki, Pap’ın sunduğu yöntembilim alternatifi, teoride ne kadar yararlı gözükse de pratikte (en azından kullandığı Newton mekaniği örneği üzerinde) anlaşılması güç ve pek de sonuç vermeyen bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle, bilimsel pratiğe uygulanabilirlik açısından sorunlu bir tutuma sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Yine de, bu yöntembilimin artılarını kale almamız, bilimsel aktivitelerin değerlendirilmesi konusunda zengin bir anlayışı inşa etmemizde yardımcı olacaktır. Pap’ın sunduğu fonksiyonel a priori kavramı, analitik / sentetik ayrımını daha dinamik bir şekilde tanımlayarak dogmatik “kelepçelerden” (burada “kelepçeler” ile Kant’ın sentetik a priori kavramını kastediyorum) az da olsa arındırılmış bir yöntembilim sunmaktadır. Quine’ın analitik / sentetik ayrımına karşı savunduğu meşhur argümanı düşündüğümüzde, Pap’ın bu alternatifi eleştiriden kaçış yolu olarak yorumlanabilir. Kısacası, aralarında kati bir ayrımın savunulmasındansa Pap’ın ellerinde işlevsel (fonksiyonel) olarak farklılaşan sentetik ve analitik önermeler, bilim insanına sağladığı faydalar (sunduğu “anlaşmalar” ve “teorik aletler”) açısından bir höristik olarak nitelendirilebilir.     

Kaynakça:

Pap, A. (1946). The A Priori in Physical Theory. New York: Russell & Russell.

Yazar: Yevgeniya Kulandina

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.