Paylaş

Freud bu karakterleri tanısaydı, neler söylerdi? Uçuş Korkusu’nun Isadora’sından Ejderha Dövmeli Kız Lisbeth Salander’e…

Psikanalizin kurucu babası Sigmund Freud, yüz yılı aşkın süredir hepimizi kendine hayran bırakıyor. Bugün hâlâ onun rüyalar ve bilinçaltı, kadınlar ve histeri, seks ve içgüdü, anal devrede asılı kalma ve Oedipus Kompleksi hakkındaki fikirlerini tartışıyoruz. Yaklaşımları, romanlarda,  filmlerde ve popüler kültürde baş göstermeye devam ediyor. Yeni çıkan roman Freud’un Metresi Freud biyografisinin tehlikeli bir yönünü, baldızı Minna Bernays ile olan gönül macerasını, ele alıyor. Kitabın yazarları Karen Mack ve Jennifer Kaufman’a; Freud’un bazı sembolik karakterler hakkında neler düşünebileceğini soruyoruz; onlar da bize beş edebi kurgu karakterin Freud’cu psikanalizini anlatıyor.

1. Uçuş Korkusu 

Anne sorunu: Isadora Zelda White Stollerman Wing

1970’lerin bu feminist klasiği, erotik şiirlerin nevrotik yazarı Isadora’nın Viyana’daki bir psikanalitik konferansına uçuşuyla başlıyor. Isadora bir psikanalizciyle evlidir. Duygusal bağlılık olmadan, yalnızca “kendisi için” olan seks fantezileri yaşamaya karar verdiğinde bir başkası ile kaçış hazırlıkları yapar. Eric Jong’ın şimdilerde ünlü “zipless f*ck”ı (yabancılar arasında, hiçbir kişisel bilgi alışverişi olmadan yaşanan spontane cinsel birliktelik) Isadora’nın mantrasını oluşturur. Bu fantezi, ilişkinin en katıksız halidir ve çok nadiren ulaşılabilen bir şeydir. Isadora, tabi ki çocukluk dönemi sorunları da yaşamıştır. Zorba annesi ona iki şey öğretmiştir: “Dünya yırtıcı bir yer… hızlı ol” ve “asla sıradan olma”. Isadora için yaşam psikanalizin tedavi edeceği uzun bir hastalıktır.

Peki, Dr. Freud, Isadora hakkında ne düşünürdü? Bu başarıyı kutlardı. Her şeyden önce o anneyi! Ve mutlu bir insanın asla düş kurmadığını; sadece tatminsiz kişilerin düş kurduğunu söylerdi. Freud, her fantezinin bir dileğin gerçekleştirilmesi olduğunu ileri sürer. Herhalde, Wing’in evlilik dışı macerasına sempati duyardı. Ona göre, tutku ve evlilik bir arada var olamaz. Öte yandan Freud, psikanalizin histerik ve patolojik vakalar için olduğunu söyler; aptal zengin Amerikalı kadınlar için değil.

2. Kefaret

Suçluluk: Briony Tallis

Ian McEwan, 1935 yılında üst sınıfların yaşadığı bir yerde geçen bu usta eserinde, 13 yaşındaki Briony, kız kardeşinin kahyanın oğlu Robbie Turner ile yaşadığı aşk macerasından git gide rahatsız olmaktadır. Robbie’nin kız kardeşine yazdığı mektuplardan birini yakaladığında, iffetsiz cümleler karşısında şok olur. Zavallı Robbie yanlış mektup yollamıştır. Yanlışlık sonucu Briony, Robbie’yi tecavüzle suçlar ve Robbie önce hapse, ardından da savaşa yollanır. Briony’nin bu masum hatası ona hayatının geri kalanı boyunca rahatsızlık verir; pişmanlık dolu, felçli ve izole bir yaşam sürer. Bir noktada, gerçeklik ve kurgu arasında ayrım bile yapamaz.

Freud, Robbie’nin zararsız görünen minik sürçmesini büyük mana olarak yorumlardı: Freud sürçmesi. Freud, satrançta olduğu gibi gerçek hayatta da yanlış bir hamlenin bizi oyunu kaybetmeye götürdüğünü söyler. Briony’nin ezici suçluluğuna gelince; ona, suçluluğun yalnızca toplumun bize baskıladığı bir kendini cezalandırma olduğunu anlatırdı. Acı çekmeyi seçmediğin sürece acı çekmezsin, der Freud.

3. Kucak Dolusu

İlgi çekme isteği: Brenda Patimkin

Radcliffe öğrencisi zengin güzel Brenda, New Jersey’de işçi sınıfından bir kütüphane memuruyla yaz aşkı yaşar. Brenda, her şeye sahip gibi görünmektedir: dolap dolusu giysi ve ona prenses gibi davranan bir baba. Fakat bir gün, iç çamaşırı çekmecesinde unuttuğu diyaframı (bir çeşit doğum kontrol aracı) annesinin bulması üzerine yaşamı alt üst olur. Erkek arkadaşı Neil Klugman, malikaneden sürgün edilir. Annesi onu yüzüstü bırakır ve Brenda artık “babasının küçük kızı” değildir. 

Freud, Brenda’nın farkında olmadan evlilik öncesi ilişki yaşadığını ailesinin bilmesini istediğini söylerdi. Böylece annesinin ilgisini bir kez olsun çekebilecektir. Freud’un teorisine göre, bilinçsiz kişi her türlü hamlesinden sorumludur; kendine zarar veren ve irrasyonel davranışları da dâhil olmak üzere. Yoksa aklı başında kim kontrol edileceğini bildiği bir çekmecede diyafram bırakır? Yakalanmak isteyen biri.

4. Ejderha Dövmeli Kız

İstismar edilmiş çocukluk: Lisbeth Salander

Lisbeth; parlak ama son derece rahatsız, şiddete ve intikama eğilimli, her şeyin yanlış olduğu bir çocuk portresi: travmatik bir çocukluk, cinsel istismarcı gardiyanlar, sadist ve akıl hastası hemşireler, dışlanmış ve ömür boyu mağdur olmanın beraberinde getirdiği bolca duygusal bozukluk. Yine de, alabildiğine sürükleyici ve sempatik bir kahraman. Toplumsal normlara uymaktaki yetersizliği onu daha da çekici kılıyor.

Lisbeth, Freud’un kalburüstü hastalarından biri olabilirdi, sapıklıkta uzmandı. Her şeyi görmüş ve yaşamıştı: tam bir nevroz ziyafeti. Freud, Lisbeth’in tüm bozukluklarının doğrudan çocuklukta yaşadığı şiddet ve taciz ile ilişkisi olduğunu söylerdi. Bununla beraber, biseksüelliği Freud’un onayladığı bir şey olurdu. Ona göre, herkesin homoseksüel eğilimleri vardır. Freud, söylemesi hayli güç olan bu fikrini, eşcinselliğin derin bir ahlaksızlık olarak görüldüğü Victoria döneminde söyleyebilmiştir.

5. Sherlock Holmes

Fazla çalışma: Sherlock Holmes

Sherlock Holmes’un sıra dışı gözlem gücü; kokain bağımlılığı, manik depresif bir karakter ve kadınlara karşı nefret besleyen asosyal bir eğilim ile birleşiyor. Çengelli sivri burnu, eğri piposu ve tüvit şapkası ile unutulmaz, aykırı bir dahi. Dr. Freud ile birçok ortak noktası olması şaşırtıcı. Her ikisi de kokain bağımlısı, çok fazla sigara içen işkolik karakterler.

Yıllar boyu Freud neredeyse her şeyin tedavisi olarak pervasızca kokain kullandı; depresyon, baş ağrısı, acı, karın ağrısı, geniz problemleri. Kokain, rahatlamasına ve çalışmasına yardım etti. Kendini karısına “bedeninde kokain ile yaşayan büyük vahşi bir adam” olarak tarif etti. Eğer Freud, Sherlock Holmes’u ele alsaydı, kendini tüm gece sarhoş, kokain almış şekilde onun duman altı ortamında, insan doğası, tutku ve suç hakkında tartışırken bulurdu. Tıpkı Baskerviller’in Köpeği’ndeki kötü adam gibi.

Çeviri: Ece Dericioğlu
Kaynak: sanatatak.com

Bu metin, ilk olarak, 8 Temmuz 2013 tarihinde BOOKish’de yayınlanmıştır. Metnin özgün haline aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: bookish

 


Paylaş

Düşünbil Portal

Düşünbil Portal, bilim, felsefe ve psikanaliz alanlarında yazılı ve görsel içerikli makale, deneme ve çeviri yayınlayan çok içerikli bir portaldır. Genel okur-yazar kitlenin bilinçlenmesini ve farkındalık kazanmasını amaçlamaktayız. “Düşünen her insan gençtir” vizyonu ile her genç insana hitap etmeyi amaçlayan Düşünbil Portal, dergi ve etkinliklerle bu amacını geliştirmektedir.

https://www.dusunbil.com