Bir anda belden aşağısı felç olan 35 yaşındaki bir kadın bacaklarını kullanamaz hâle geliyor. Başka bir vakadaysa bir kadın gözlerini kapatıp sonsuza kadar açmamak için karşı konulmaz bir dürtü hissediyor. Yapılan sayısız testten sonra, bu hastaların fiziksel kaynaklı bir sorunu olmadığı ortaya çıktı. Öyleyse bu duruma gelmelerinin sebebi neydi?

Bu gibi vakalar histeri olarak tanımlanırdı. Hatta bunlar Sigmund Freud ve Joseph Breuer’in bir yüzyıldan fazla zaman önce yazdığı “Histeri Üzerine Çalışmalar” isimli kitabında yer bulacak niteliktedir.

Freud’dan bu yana elimizdeki bilgilerin çoğaldığını söyleyebilirsiniz. Ya da daha popüler bir tabirle Freud’un yanılıyor olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak işin iç yüzü böyle değil.

Ruhsal bozukluk psikodinamik kuramının etki alanı azalınca ve onun davranışı etkileyen bilinçdışı zihinsel güç kavramları psikiyatride gözden düşünce, histeri terimi de kullanılmamaya başlandı. Ancak bu bilinçdışı zihinsel güçler daha ölçülebilir özellik ve belirtilere dönüşünce histeri de ‘dönüşüm hastalığı’ adıyla yaşamaya devam ediyor.

Çok fazla acı vereceği için hastanın yüzleşemediği travma hafızasının fiziksel hastalıklara “dönüşebileceğini” ilk ortaya atan isim Freud’tu. Daha şaşırtıcı olansa bu tip vakaların günümüzde nörologların her gün ilgilendiği vakalara çok benziyor olması.

Gordon Turnbull, travma sonrası davranış bozukluğunun tarihi ve tedavi yöntemlerini incelediği Travma (Trauma) isimli kitabında yukarıda bahsedilen 35 yaşındaki kadının (Ely) hastalığına yer vermiştir. Ely’nin omuriliğinde kanama olmadığı anlaşıldıktan sonra Turnbull, omuriliğe iğne batırarak beyin sıvısı örneği almayı (lomber ponksiyon) denedi. Ely bu işlem sırasında yüzünü bile buruşturmadı. Aniden yaşadığı felce karşı oldukça kayıtsız görünüyordu. Hemşireler onun acı çekmiyormuş gibi görünmeye çalıştığını sandı.

Kafası karışan Turnbull’un aklına bir anda Freud’un bahsettiği ruhsal sorunların fiziksel engellere dönüşebileceği ihtimali geldi.

Bunun üzerine Ely’yle görüşen Turnbull, onun tanıdığı biri tarafından geçmişte tecavüze uğradığını öğrendi. Bu durum dayanılması güç bir ruhsal çöküntüye yol açmış, bu çöküntü de Ely’nin fiziksel engeline ‘dönüşmüştü’. Ely elbette ki bunu biliyordu, ancak kendini korumak için bu durumun önemini bilinçli farkındalığının dışına itmişti. Yaşadıklarını defalarca anlatmak içinde hapsettiği duyguların salınmasını sağlamış, ona duygusal bir boşalma yaşatmıştı. İki gün sonra Ely kendi başına yürüyerek hastaneden ayrılmıştır.

Gözlerini kapatma dürtüsü hisseden diğer kadın, (Mary) nörolog Suzanne O’Sullivan’ın Hepsi Kafanda (It’s All in Your Head) isimli kitabında sözü geçen birçok vakadan biridir. Mary’nin kocası çocuk istismarı suçuyla hapis yatmıştı, ancak o bu durumun hastalığında bir payı olabileceğini düşünmeyi reddediyordu. Kas gevşetici ilaçlar alarak kısa sürede iyileşmiş, ancak bir ay sonra hafıza kaybı şikâyetiyle tekrar doktora başvurmuştu. Beyin taramaları ve EEG’nin sonucu normal çıkınca komşularından biri O’Sullivan’a Mary’nin kocasının daha önce hapis yattığını söyledi. Bunun üzerine O’Sullivan, bu hastanın “bakmaya” ya da “hatırlamaya” tahammül edemediği şeyin ne olabileceğini anlamaya çalıştı.

Birçok yeni araştırma yöntemine rağmen psikolojik ve duygusal tecrübelerin nasıl fiziksel engeller olarak kendini gösterdiği konusunda araştırmacılar, Freud’un söylediklerine çok az şey ilave edebiliyorlar. O’Sullivan bu durumu şöyle ifade ediyor:

…Freud ve Breuer’in çalışmalarında öne sürdüğü görüşleri tamamlayabilmek için 21. yüzyılda bu hastalığın işleyiş biçimini daha iyi anlamamızı sağlayacak büyük bir gelişme yaşanmadı.

Sonunda kabul edildi.

Bu durum şu anda daha fazla insan tarafından kabul edilmiş vaziyette. Örneğin, BBC Radyo 4 programı Her Şey Kafada’dan nörolog Richard Kaanan’ın söylediğine göre mevcut “görüşler repertuarında” Freud hâlâ büyük bir yer kaplıyor. Freud’un açıklamalarını çıkaracak olursanız elinizde çok az şey kalır.

Günümüzde uygulayabildiğimiz karmaşık tıbbi testler sayesinde ‘dönüşüm hastalığı’na yol açan sebebin nörolojik “donanım”ın zarar görmesi olmadığını biliyoruz. O zaman asıl sebep travmanın anlamına verdiğimiz kendi psikolojik tepkimiz yani nörolojik “yazılım”ın zarar görmesi olmalı.

Freud ilk olarak anatomi ve nöroloji üzerine çalışmış ve bu konularda dikkate değer yazılar yazmıştır. “Afazi Üzerine” gibi bazı yazıları günümüzde hâlâ klasikler arasında gösterilir. Fakat onun zamanında beyin bilimi alanında çok az çalışma üretilmesi, Freud’u aklın daha çok psikolojik bir haritasını çıkarmaya yönlendirmişti.

Freud’un zamanında histeri hastaları ya Fransız nörolog Jean-Martin Charcot’un yaptığı gibi sokak gösterilerine çıkartılıyor ya da numaradan hastalanmış muamelesi görüyordu. Freud’sa bu uygulamaların aksine hastalarını yatırıp dikkatli bir şekilde anlattıklarını dinliyordu. Bunu 10 yıl boyunca uygulayan Freud’un vardığı sonuca göre, gülme krizi, felç, körlük, epilepsi, hafıza kaybı ya da acı duyma gibi her histerik hastalığın ardında gizli bir travma ya da travmalar dizisi yatıyordu.

Çoğu vakasında Freud dikkatli bir şekilde bu gizli travmaların izini sürmüştür. “Histeri Üzerine Çalışmalar” isimli yapıtında belirttiği görüşleri, dönüşüm hastalarıyla çalışanlar için bugün de örnek okuma niteliği taşır. Tabii bu hastaların da dinlenilmesi gerekir.

Günümüzde dönüşüm hastalığı akademik alanda tuhaf bir şekilde çok az ilgi çekmiştir. Ancak bu konuda yapılan kısıtlı araştırma Freud’un görüşlerini onaylamaktadır.

2016’da araştırmacılar dönüşüm hastalığından mustarip kişilerin diğerlerine oranla çok daha fazla stresli an yaşadığını ortaya koymuştur. Hastalığın belirtileri başladığında yaşanan stresli anların sayısında da büyük bir artış meydana gelmiştir.

Buraya kadar anlatılanlar Freud’un “Histeri Üzerine Çalışmalar” isimli kitabında bahsettiği birçok vakaya uymaktadır. Örneğin, Katherina’nın nefes darlığı ve kendisine bakan korkunç yüz sanrısı babasının kuzenine uyguladığı cinsel tacize şahit olduktan sonra ortaya çıkmıştır. Yine araştırmaya göre, bazı hastaların geçmişinde strese sebep olacak bir olay saptanamamıştır. Bunun sebebi günümüzde ipuçları çekip çıkarmada Freud kadar başarılı araştırmacıların azlığı mı diye düşünmeden edemiyor insan. Freud, hastalarında uyguladığı “bağımsız çağrışım”la ipuçlarını çekebilmekte oldukça ustaydı. Bugün onun ustalığında çok az araştırmacı var.

Freud, rahatsız edici anıların bir anda yok olmayacağının bilincinde olduğu için mükemmeldi. Onun sevgisi, bu anıları günışığına çıkarıp onların olumsuz ve kimi zaman insanı güçten düşüren etkilerini azaltmak amacıyla geliştirdiği yöntemiyle, psikanalizle, bugün de yaşıyor.

Yazan: Chris Nicholson
Çeviren: Gül Pınar Avşar
Kaynak: theconversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.