• 23 Mart 2019
  • Düşünbil Portal
  • 0
Paylaş

Hiç kimse, Friedrich Nietzsche’nin sadece gençlik yıllarına bakarak toplum üzerinde bu derece etkili olacağını bilemezdi. 1844 yılında, Almanya’nın kırsal bir kesimi olan Leipzig’in güney-batı bölgesinde doğan Nietzsche’nin çocukluğu dinle çok iç içe geçer; çünkü babası ve her iki büyükbabası da Lüteriyen* papazıdır. Nietzsche dört yaşındayken babasını bir beyin rahatsızlığından dolayı kaybeder, bunun üzerine aile Naumburg an der Saale yakınlarına taşınır.

1864 yılında Nietzsche, klasik yapıtların ve İncil metinlerinin yorumlandığı Teoloji ve Filoloji eğitimi almak üzere Bonn Üniversitesi’ne kaydolur. Takip eden yıl Leipzig Üniversitesi’ne geçer. Diğer dil bilimcilerinin katıldığı derslerde, ateistik bakış açısıyla bilinen Arthur Schopenhauer’ın çalışmalarıyla tanışması, Nietzsche’yi kendi dini köklerinden uzaklaşma yolculuğuna ilham olmuş olması fikri pek çok akademisyen tarafından benimsenir.

Nietzsche daha 24 yaşındayken İsviçre’deki Basel Üniversitesi’nin öğretim kadrosunda filoloji dersleri vermeyi kabul eder. Takip eden yıllar içinde besteci Richard Wagner ile yakın bir dostluk geliştirir. Alman kültürüne karşı yaşadığı düş kırıklığı ve filoloji çalışmaları Wagner’in müzik ilhamıyla birleşerek ilk kitabı Tragedyanın Doğuşu’nu yazmasını sağlar. Wagner’den büyük övgü olan bu kitap popüler olsa da akademik grupların coşkusu özellikle kitabın yazarına karşı daha azdır.

Gelecek birkaç yıl içinde Nietzsche, Alman kültürü üzerine, Zamana Aykırı Düşünceler adlı dört seriden oluşan bir yazı dizisi kaleme alır. Son kısa çalışmalarında Wagner’in müzikal etkisini değerlendirmesi gururunu okşasa da İnsanca, Pek İnsanca kitabında Wagner’in müziğinin Çağdaş Alman Kültürü üzerindeki etkisine saldırması, besteciyle olan arkadaşlığını darmadağın eder. Çileciği (kişisel zevklerden arınma) ve ıstırapcılığı (acı çekerek terbiye olma) yücelten Wagneryan ve Schopenhauryan idealleri reddetmeye başlar; ayrıca başkalarının yaşamını sanat aracılığıyla idealleştirilme yaklaşımını aynı derecede kusurlu bulduğunu ilan eder.

Nietzsche bunun yerine, iyi ve kötünün karşıt olmadığını fakat (daha sonra güç istenci** olarak açık biçimde ifade ettiği) birinin güdüleyici gücünün aşırılıkları olduğunu savunur ki bu güç istenci, hakim olmak için herkeste içgüdüsel olarak vardır.

1879 yılından itibaren Nietzsche’nin sağlığı bozulmaya başlar ve Basel’deki görevini sürdüremeyecek duruma gelir. Doktoru bir iklim değişikliği yapmasını tavsiye eder; bu yüzden Avrupa’nın çeşitli bölgelerine seyahat eder. Venedik’teyken ilk gerçek Hıristiyanlık eleştirilerini yazmaya başlar. Hıristiyanlık değerlerinin bireyi tamamıyla, arzu edilenden daha aza ve üstelik karakterini de bozacak şeylere uyumlandırmanın bir yolu olduğunu kanıtlamaya çalışır. İnsanlığı, batıl inançlarla çevrili olan geleneksel ahlak kurallarının üstesinden gelmeye çağırır.

Şen Bilgi Nietzsche’nin Tanrının öldüğünü duyurduğu yerdir. Toplum, Tanrı olmadan kişinin güç istenci tarafından belirlenmiş gerçek özgürlüğün tadını çıkarabilir. “Tanrı’yı gömen mezar kazıcılarının sesini duymuyor muyuz?” diye seslenir. “İlahi çürümenin kokusunu almıyor muyuz? – Tanrıların çürük kokusu bile olsa! Tanrı öldü! Geriye Onun ölüsü kaldı! Tanrıyı biz öldürdük! Tüm katillerin en büyük katili olarak kendimizi nasıl avutacağız? … Bu faturanın büyüklüğü bizim için çok fazla değil mi? Artık bizler Tanrılar olmak zorundayız, sırf buna değer görünmek için, öyle mi?” Buna göre, dini ideallere uyumlanma ihtiyacını aşarak kendi içindeki yüceliğe yükselebileceğine inanmaya başlar.

Hıristiyanlığa tamamen karşı olmasına rağmen Nietzsche’nin İsa’ya insan olarak son derece saygısı fark edilir. Deccal’de “Tek bir Hıristiyan vardı, O ise çarmıha gerildi.” diye yazar. İsa’yı insanlığa nasıl yaşanacağını gösteren biri olarak tanımlamayı hiç bırakmaz. Ancak, bir insan olarak Mesih örneğindeki bazı değerlerin doğruluğunu kabul ediyormuş gibi görünmesinin yanı sıra, Nietzsche, geleneksel dinlerin içindeki çatlakları göz önünde bulundurduğuna ve ayrıca Mesih’in belirli bir yaşam felsefesi öğretirken, dinin ise dogmayı desteklediğini ve inancı kör ettiğine dikkat çeker. “İnsanlar her zaman ‘inançlarından’ konuşuyor ve içgüdülerine bağlı olarak dürtüsel davranıyorlar,” düşüncesini söyler. Neticede, bu eski teoloji (ilahiyat) öğrencisi bu tarz aykırılıkların yarattığı anlaşmazlığı maalesef giderememiştir.

1883 yılında, en büyük eseri sayılan Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü yazar. Bu kitapta, güç istenci teorisini genişletir ve korkunun insanları nasıl köleleştirdiğini ve uyumlanmaya zorladığını, hem ahlaki hem de sosyal zayıflıklarını kendilerinin keşfetmesinden nasıl geri koyduğunu savunur.

İyiliğin ve Kötülüğün Ötesinde kitabında geleneksel ahlak meselesinden iğrendiğini açıkça dile getirir. Bir kez daha Hıristiyan standartlarını “köle ahlakı” olarak tanımlar; bunun, insan ruhunu eksiltmek ve bireyin karakterini mahvetmek için bir yol olduğunu söyler.

Jonathan Glover, İnsanlık: Yirminci Yüzyılın Ahlak Tarihi kitabında şöyle yazar: “Nietzsche’nin hayran olduğu insan, köle ahlakının işareti olan ve başkalarına hükmetmek isteyen kötü vicdanının üstesinden gelecek. O egoizmin, soylu ruhun vazgeçilmesi olduğuna inanmıştır. Ayrıca ‘egoizmi’ ‘doğası gereği diğer varlıkları ikincil kılması gereken ve kendilerini bizim için feda eden’ bir inanç olarak tanımlamıştır.”

Nietzsche’nin 20. ve 21.yüzyıl üzerindeki etkisi tartışma götürmez. Sayısız sanatçı, yazar, sosyolog ve filozof onun yazdıklarından etkilendi. Bunların bir kısmı sayesinde, din arka plana düştü ve hümanist idealler ele geçirilmiş oldu. Sonuç olarak hem egoizm hem de ateizm belli bir saygınlık edinmiş oldu.

Elbette ki ortaya çıkan Nietzsche’nin ölü olduğuydu, böylece Tanrı kalmış oldu.

William Bennett, “Hakikat” makalesi̇

William Bennett “Hakikat” adlı makalesinde, Nietzsche’nin bu meşhur bildirisine şöyle yanıt verir: “Elbette ki ortaya çıkan Nietzsche’nin ölü olduğuydu, böylece Tanrı kalmış oldu.” Devam eder: “Ondan önce ve sonra onun bu görüşünü paylaşan herkes gibi Nietzsche de, Tanrı eğer öldüyse -eğer hakikat yoksa- o zaman her şeye izin olduğunu düşünmüştü. İnsan gücüyle doldurulacak bir boşluk yaratırız.”

Nietzsche yaşamının son 12 yılında akıl sağlığını yitirdi. Babasını öldüren beyin rahatsızlığından mı yoksa devam eden hastalığı için aldığı ilaçların olumsuz etkilerinden mi ya da bazılarının şüphelendiği gibi frengiden mi bilinmez; Nietzsche son yıllarını gönül rahatlığıyla geçirmedi.

25 Ağustos 1900’de 56. doğum gününe yaklaşırken, Nietzsche, görünürde bir felçle birlikte zatürreden kız kardeşinin villasında öldü. Yetişkinlik döneminin belki de çoğunu Hıristiyanlığa saldırmaya adayan bir adam için nihai ironi, kız kardeşinin kendisi için bir Hıristiyan cenaze töreni düzenlemesi ve ardından cenazesinin anavatandaki bir kilise yanındaki aile mezarlığına defnedilmesiydi.

Çevirmen notları:

*Lüteriyen: Avrupa’nın reform yıllarında Martin Luther’in yolundan giden Protestan Hıristiyanların kurduğu bir mezhep.

**The will to power: Güç İstenci ve Üst-İnsan kuramı kavramları Nietzsche felsefesinin merkezinde yer alır, güç isteminin insanın insanın temel güdüsü olduğunun ve tüm canlı varlıklarda etkili olduğunu anlatmak ister.

Yazan: Jerry de Gier
Çeviren: Elif Arslan
Kaynak:Vision.org


Paylaş

Düşünbil Portal

Düşünbil Portal, bilim, felsefe ve psikanaliz alanlarında yazılı ve görsel içerikli makale, deneme ve çeviri yayınlayan çok içerikli bir portaldır. Genel okur-yazar kitlenin bilinçlenmesini ve farkındalık kazanmasını amaçlamaktayız. “Düşünen her insan gençtir” vizyonu ile her genç insana hitap etmeyi amaçlayan Düşünbil Portal, dergi ve etkinliklerle bu amacını geliştirmektedir.

https://www.dusunbil.com