İlk bakışta Barselona’daki mahallemin sokaklarının edebi bir yanının olduğu söylenemez. Bir zamanlar orada yaşamış yazarlara adanmış plaketler, muzip kelime oyunlarıyla bezenmiş ilan levhaları, hemen alt sokakta yazılmış kitapları satan kitapçılar yok. 

Tam da bu yüzden biri bana söyleyene dek Gabriel García Márquez’in apartmanında yaşadığımdan habersizdim.

Apartmanın bu durumdan habersiz tek sakini ben değildim. Apartmanın geçmişini irdelemek üzere 20 yıldır orada çalışmış olan kapıcıya gittiğimde gülmekle yetiniyor: “O hayatını kaybedene dek kendimi bilmiyordum.”

García Márquez 2014’te Meksiko’da hayatını kaybettikten sonra kapıcı, apartmanın girişinde toplanan gazeteciler tarafından soru yağmuruna tutuluyor. Şehir merkezinden oldukça uzaktaki bu sakin mahallede meydana gelen olağan dışı kargaşa karşısında şaşkınlığa düşen gazeteciler arkadaşları arasında Gabo olarak bilinen yazarın yaşadığı daireye çıkmak istiyor.

Önce onlara yanlış yerde olduklarını söyledim.” diyor kapıcı. “Daha önce García Márquez’in burada yaşadığını duymamıştım. Apartman sakinlerine sorduğumda ise hiçbirinin haberi olmadığını gördüm.” 

Daha sonra García Márquez’in 1967’nin sonlarından 1969’un başına kadar karısı ve iki oğlu ile bu apartmanda yaşadığını öğrendim. Yüzyıllık Yalnızlık’ın Güney Amerika’da henüz yayınlanmasına rağmen Márquez İspanya’da şöhrete erişmemişti. Böylece bir yılı aşkın bir süre mahallemde fazla dikkat çekmeden kendi hayatını sürdürebildi. Fakat başka bir mahalledeki daha büyük bir daireye taşınmasının ardından Barselona’da geçirdiği yedi yıl, Latin Amerikalı yazarların Barselona sokaklarını doldurduğu, birbirlerinin yazılarına ilham verdiği ve günümüzde Latin Amerika Boom olarak bilinen devri başlattığı zamanlar hakkında bambaşka bir hikaye anlatıyor.

Bu serpilmenin 1967’de García Márquez’in apartmana taşınması ve Başkan Babamızın Sonbaharı’nı yazmaya başlaması ile hayat bulduğuna inanılıyor. Fakat bazıları serpilmenin temelinin García Márquez ve İspanyol yayıncılığına yeni bir soluk getiren Katalan yayıncı temsilcisi Carmen Balcells’in tanışmasıyla atıldığını düşünüyor.

Balcells, Mario Vargas Llosa ve Julio Cortázar gibi Latin Amerikalı yazarlardan oluşan başarılı bir ekibi Barselona’ya getirerek şehri göçmen Hispanofonlar için 1920’lerin Paris’ine dönüştürdü. Balcells de onların Gertrude Stein’ıydı: manevi anne, ilham ve entelektüel şef.

Bu olaylar İspanya’da huzursuzluğun hakim olduğu bir dönemde meydana geldi. Batı dünyasının geri kalanı 1960’ların savaş karşıtı protestoları ve sosyal hareketleri ile meşgulken İspanya Francisco Franco’nun 1975’teki ölümüne kadar süren diktatörlüğü altında hapsolmuş haldeydi. Sıkıyönetim kurallarının hala geçerli olmasına ve bölgesel dil olan Katalancanın yasaklanmasına rağmen Barselona, İspanyol yayıncılığının merkeziydi. Gerilimin tam ortasındaki bu yazarlar, Latin Amerikan edebiyatını sonsuza dek değiştirecek eserler veriyordu.

Katalan gazeteci Xavi Ayén, Aquellos Años del Boom (“Boom Yılları”) adlı 1000 sayfalık antolojisinde 10 yılı belgeliyor. Kitabına bu kültürel kaynaşmanın Barselona dışında bir yerde gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını söyleyerek başlıyor. Ayén, Boom’un, “kitapların kral olduğu bir şehirde, edebiyatın kraliçe olduğu zamanlarda” gerçekleştiğini yazıyor.

Bu dönemde birçok kitap ve yazarın doğmasının yanı sıra bir edebi tür olan büyülü gerçekçilik Latin Amerika’nın sınırlarını aşarak global bir okuyucu kitlesine erişti. Fakat, kimlerin bu dönem içerisinde yer aldığı hala bir soru işareti. García Márquez’in biyografi yazarı Gerald Martin, yalnızca bir avuç tartışmasız Boom yazarı olduğunu söylüyor ve bunları Büyük Dörtlü olarak adlandırıyor: Gabriel García Márquez, Mario Vargas Llosa, Julio Cortázar ve Carlos Fuentes.

Martin, biyografisi Gabriel García Márquez’de, “Boom, Latin Amerika’nın yirminci yüzyıl modernist hareketinin kristalizasyonu ve doruk noktası olarak nitelendirilmelidir.” diye yazıyor. Boom, onlarca yıl süren sömürgecilik sonrasında Latin Amerikan edebiyatının daha geniş kitlelerle buluştuğu bir dönem.

Bu dönemi başlatan unsur muhtemelen García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ıydı. Ayén, romanın 1967’de basılmasından itibaren her sene 100.000’den fazla satılarak Latin Amerikan edebiyatında daha önce rastlanmamış bir statüye eriştiğini söylüyor. Ayén’e göre diğer Latin Amerikalı yazarların Avrupa’nın çok satanlar listelerine girmesini García Márquez’in bu başarısına bağlıyor.

Ayén ile Barselona’daki bir kafede yaptığım görüşmede, “Latin Amerikan edebiyatı bu noktaya kadar uluslararası düzeyde önemsenmiyordu. Bu sebeple ilk defa Latin Amerikalı yazarlar dünyanın en iyi yaşayan yazarları haline geldi. Bu daha önce rastlanmamış bir durumdu. Haliyle büyük bir onur kaynağıydı. Latin Amerika’nın tamamı için edebiyatta Dünya Kupasını kazanmak gibiydi.” diyor.

Boom tarihte yer alan bir dönemden fazlasıydı; dönemin yazarlarının bazıları arasında yakın arkadaşlıkların kurulmasıyla sonuçlandı. 60’ların sonunda García Márquez ve Vargas Llosa,  Barselona’nın lüks Sarrià mahallesine yerleşerek aynı sokakta yaşadılar. Gabo da benim apartmanımdan ayrıldıktan sonra bu mahalleye yerleşti. Daireleri birbirine o kadar yakındı ki Vargas Llosa ile iletişim kurmak için duvarları tıklattığı hakkında espriler yapardı. Mahallenin günümüze kadar popülerliğini korumuş olan barı Tomás’da edebiyat ve politika konuşarak zaman geçirirlerdi.

Aileleri ve diğer Katalan ve İspanyol arkadaşları doğum günlerini, bayramları ve birçok akşamı çok iyi bir ses sistemine sahip olan Gabo’nun apartmanında bir araya gelip müzik dinleyerek geçirirdi. Leticia Escario ve eşi Luis Feduchi yazar olmamalarına rağmen bu grubun ayrılmaz birer parçası oldu.

Escario ile bir sabah buluşmasında yaptığım sohbette, “Gabo oldukça cömert bir insandı. Aynı zamanda çok da utangaçtı. Gösteriş yapmayı hiç sevmezdi. Büyük bir aile gibiydik. Pazar günlerini birlikte geçirirdik. Birbirimizin aileleriyle bile tanışmıştık. Gabo ve Luis birlikte şiir bile okurdu.” diyor.

Fakat Boom yazarlarının hepsi hayatlarını Barselona’da geçirmedi. Örneğin Cortázar, Paris’te yaşamayı tercih etti. Yine de zamanının büyük bölümünü Katalan başkentinde geçirirdi. Hepsini bir araya getiren ise yayıncı temsilcileri Carmen Balcells’di.  

Carmen Balcells yayın temsil ofislerinde oğlu Luis Miguel Palomares ile tanıştım. Annesinin 2015’te ölmesinin ardından ajansın başına geçti. Kasvetli ve yağmurlu güne rağmen yüzyıllık daire oldukça ferah ve aydınlıktı. Masasında annesinin beyaz bir büstü ve çocukken annesiyle çekindiği fotoğraflardan oluşan bir kolaj vardı.

Gabo ve Balcells’in tıpkı The Beatles’ın John ve Paul’u gibi Latin Amerika Boom’unun temsilcileri olabileceği hakkındaki görüşlerini sorduğumda tereddüte düştü.

Onlar dışında birçok insan vardı.” diyor ve birkaç tanesini sıralıyor. “Onlar birçok insanın içinden yalnızca ikisi. Annemin önemi hakkında yorum yapmak bana düşmez. Fakat konu hakkında yazılmış birkaç makaleye baktığınızda biyografi yazarları ve gazetecilerin aynı fikirde olduğunu görebilirsiniz: annem İspanyol yayıncılığını sonsuza dek değiştirdi.

Bu tespiti son derece doğru. Balcell’in ismini arattığınızda ona Latin Amerikalı yazarların önderi sıfatını veren onlarca makaleye rastlıyorsunuz. Balcells bu yazarların çoğuna Avrupa’nın edebiyat piyasasına ilk defa erişim sağlayarak Barselona’ya taşınmalarına veya sık sık ziyaret etmelerine sebep oldu. Balcells’in yayıncılığa yaklaşımı bu yöndeydi. Yazarlara karşı tutumu da ön plana çıkmasını sağladı. Birçok yazar ona la mamá grande, yani Büyük Anne diyordu.

Küçük yaştan itibaren annesine ajansta yardım eden ve Boom yazarlarının çoğuyla tanışan Palomares, “Yazarlara yüzde yüz göz kulak olurdu. Bu tavrı ekonomi veya işle ilgili olmaktan ziyade insani bir faktördü.”

Çoklu kitap anlaşmaları ayarlamak ve yayıncılarla daha iyi sözleşmeler kurmaya çabalamanın yanı sıra yazarlarına şehirden uzak evler bulma konusunda yardım ederdi. Amacı yazarların dikkatlerinin dağılmasını önlemekti. (García Márquez’e sempatiyle, apartmanımın her şeyden oldukça uzakta olduğu konusunda sık sık dert yanardım.) Yazarları ay sonunu getiremediğinde onlara finansal destek sağlar ve çocuklara okul veya hastalandıklarında doktor bulma gibi kişisel sorunlarına çözüm bulmaya yardım ederdi.

Gazeteci Ayén, “Her küçük sorunda küçük çocuklar gibi onu ararlardı. Fakat anlaşmaya göre sonrasında her şeyi onun istediği gibi yapacaklardı. Bu yüzden kimse onu sorgulamazdı.” diyor.

Balcells yazarların yalnızca en iyi yaptıkları şeyi yapmalarını istiyordu: Yazmak.

Palomares, “Balcells çok büyük ekonomik riskler alıyordu. Yazarlara sağladığı güvence görünenin üzerindeydi. Onların hayatını kolaylaştırmak için her şeyi yapardı.” diyor.

Balcells’in García Márquez ve Vargas Llosa’nın 1976’da tutuştuğu yumruk kavgasından sonra dahi yazarları bir arada tutmasına rağmen biyografi yazarı Gerald Martin, Latin Amerika Boom’unu anlamanın püf noktasının Balcells’in Gabo ile bir araya gelişi olduğunu söylüyor.

Latin Amerika tarihindeki en başarılı kitabı yazıyor. Ve kitap bu statüyü hala koruyor. Balcells de sıraya giriyor ve lotoyu kazanıyor. Carmen Balcells’in onu yazarı olarak alması anahtar niteliğinde.” diyor Martin.

García Márquez ve Balcells’in yakın arkadaşlığı hayatları boyunca devam etti. Bir sene arayla hayat veda ettiler. Gabo, Barselona’da yaşadığı yıllarda Balcells’in ofisini sohbet etmek veya tavsiye almak için birçok kez ziyaret ederdi. Birbirlerinin aileleriyle zaman geçirirlerdi: Palomares Gabo’nun evine gidip çocuklarıyla oynadığı anılarını anlatıyor. Gabo, Barselona’dan taşındıktan sonra bile Katalan başkentini ziyaret etti. Balcells’in ajansı yeşil SEAT 1430 marka arabayı Gabo için hazır tutardı.

Geldiğinde ilk gördüğü insan Balcells’ti. Ballcells, Gabo’ya ilk dairelerini bulan insandı. Kitaplarını ticari mallara en başarılı şekilde dönüştüren insandı. Bu, muhteşem yazarlar ve muhteşem bir menajer arasında yapılmış bir evlilikti.” diyor Martin.

Franco’nun hayranı olmasa da García Márquez’in Katalan olan her şeye karşı sevgisi Kolombiya’da büyüdüğü ve İspanya İç Savaşı’ndan sonra sürgün edilmiş insanları gördüğü yıllarda başladı. Otuz yıl sonra buraya geldiğinde Barselona hala Franco karşıtı aktivistlerle ve gizli eylemlerle doluydu; kendi dillerini konuşma ve kendi kültürlerini yaşatma güdülerinden dolayı Katalan bölgesi özellikle baskı altındaydı.

Akdeniz’in taze hava getiren kendine özgü bir rüzgarı var. Dünyanın geri kalanına daha açıktı. Fransa’ya yakın olduğundan seyahat etmek daha kolaydı.” diyor diktatörlük döneminde Barselona’da yaşamış olan Leticia Escario.

Gabo, Barselona’da geçirdiği yılları hayatının en mutlu zamanı olarak hatırlıyor. Ayén, Aquellos Años del Boom adlı eserinde Frankocu diktatörlüğe rağmen Barselona’da bulduğu özgürlüğün şaşırtıcı olduğunu söylüyor. Sonrasında Barselona’nın yazarlar, sanatçılar, gazeteciler ve Katalan halkı tarafından “kurtarılmış” olduğunu anladığını ve artık kendisinin de onlardan biri olduğunu ekliyor.

Latin Amerika Boom’u Barselona’nın tarihinde unutulmaya yüz tutmak üzere: şehir genellikle mimar Antoni Gaudí ile, Pablo Picasso’nun burada geçirdiği yıllarla veya güncel olarak Barselona futbol takımı ve Arjantinli yıldızı Lionel Messi ile özdeşleştiriliyor. 50 yıl önce edebi bir devrime imza atmış yazarlar veya Katalan menajerleri adına yapılmış anıtlar yok. Fakat şehirde düzenlenen ve Barselona’da geçen romanlar ve hikayelere dayanan edebiyat turları mevcut.

Şirketi Literat Tours aracılığı ile turlar düzenleyen Alex Lloreda, 10 senelik iş hayatında bir kişinin bile Boom üzerine bir tur önerisinde bulunmadığını söylüyor. Kendisi bu fikre karşı değil; hatta Gabo ve Vargas Llosa’nın yaşadığı Sarrià’da bir tur düzenlemeyi düşündüğünü söylüyor.

García Márquez’in ismini yine de bir yerde göreceğiz: yalnızca birkaç ay önce adının verileceği bir kütüphanenin yapımına başlandı. Fakat kütüphane iki yıl içerisinde açılmayacak.

Birçok insan dairemi kiraladığımda ev sahibinin nasıl García Márquez’in burada yaşadığından bahsetmediğini sorguladı. Fakat sahibin bile haberi yoktu. Benden daha önce de burada yaşayan ev arkadaşım da bilmiyordu. Mahalledeki veya binadaki kimse Gabo’nun burada yaşadığı zamanları hatırlamıyor. 50 yıl önce burada yaşamış kimse de hikayeyi çocuklarına veya genç komşulara aktarmamış.

Sadece Sarrià mahallesinde Gabo’nun orada yaşadığına dair fısıltılar dolaşıyor. García Márquez ve Vargas Llosa’nın içtiği Bar Tomás’daki barmenler onlardan sanki hayaletlermiş gibi bahsediyor. Bir salı öğleden sonra mekanın son derece kalabalık olduğu saatlerde bira döküp küçük tabaklarda croquetas servis ederlerken anlatıyorlar: “Gabo’nun burada olduğu zamanlara dair hikayeler var. Ve belki de mahalledeki yaşlı insanların bazıları onu etrafta görmüşlerdir. Fakat onlar dışında herkes vefat etti.”

Tıpkı apartmanım gibi Sarrià’da yaşadığı yerde de Gabo’nun orada olduğuna dair hiçbir belirti yok. Daire, sanki içinde ünlü bir roman yazılmamış, etkileyici bir grup yazar saatlerini politika konuşarak geçirmemiş gibi öylece duruyor.

Binanın dışında durduğum ve bir zamanlar Gabo’nun baktığı pencerelere baktığım sırada belki de böylesi daha iyidir diye düşünüyorum. Yerel coğrafya bizim küçük sırrımız; yalnızca yeterince şanslı olanlar haberdar.

Yazan: Lucia Benavides
Çeviren: Göksu Nur Kayacılar
Kaynak: areviewofbooks

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.