Eğer hayal gücü gerçeği şekillendiriyorsa, daha iyi dünyalar için yeni vizyonlar oluşturmalı mıyız? Ya da bu, gerçek ilerlemeyi engelleyecek mi?

Her ne kadar istersek isteyelim hiçbirimiz Bay Darcy veya Oliver Twist’in gerçek olduğuna inanmıyoruz. Ve fakat kurgunun en fantastik yaratıkları gerçeğe dönüşmek gibi bir alışkanlığa sahiptir. Peki, hayal gücü gerçekliği yaratır mı? Ve eğer öyleyse, günümüzdeki karanlığı dağıtmak adına, daha iyi bir dünya için yeni vizyonlar yaratmamız gerekmiyor mu?

Independent tarafından İngiltere’nin en iyi yirmi genç yazarından biri olarak seçilen, Projection Point adlı risk istihbarat şirketinin CEO’su davranış bilimci Dylan Evans, aynı zamanda, Guardian tarafından ‘laboratuvar önlüklü Alain de Botton’ olarak nitelendiriliyor. Şimdi bir de onun bakış açısından hayal gücü ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi ve tüm bunların nasıl daha iyi bir gelecek kurabileceğimize dair katkılarını görelim.

Hayallerimizin gerçekliğimizi şekillendirmekte çok önemli bir rol oynadığı görüşündesiniz. Bununla ilgili olarak bize birkaç örnek verebilir misiniz?

Aslına bakılırsa hayallerimizin gerçeklik algımızı şekillendirdiğini söylemek, gerçekliğin kendisini biçimlendirdiğini söylemekten daha doğrudur. Algı sadece duyusal bir bilgi meselesi değildir, aynı zamanda sahip olduğumuz fikir ve önyargılarla şekillenmiştir. İki ayrı insan aynı olayı farklı bakış açıları ile yorumlayabilir. Örneğin bir ateist için İsa’nın çarmıha gerilişi sadece ürkütücü bir gösteri ya da kanlı bir işkence gibi algılanırken bir Hristiyan için çarmıha gerilme gösterisi sadece işkence gören bir adamı değil; Tanrı’nın varisinin bizim günahlarımızın bedelini ödemek için acı çekmesi olarak yorumlanabilir. İkinci birey, birincisine kıyasla tamamen farklı bir görüşe sahiptir.

Veya Steve Jobs’u ele alalım. Serbest pazar anlayışına sahip biri için, iş imkânları ve istihdam sağlayan öncü bir girişimciye benzeyebilir. Öte yandan, komünist bir düşünür içinse başkalarının emeğinden fayda sağlayan, sömürgeci bir kapitaliste somut bir örnek teşkil ediyor olabilir.

Sizce hayallerimizin kimliğimizi şekillendirmede herhangi bir rolü var mı ve içinde yaşadığımız bu dünya iyi bir yer mi yoksa her şeyi olduğu gibi kabul edebilseydik daha mutlu ve tamamlanmış hisseder miydik?

Bizler şeyleri olduğu gibi göremiyoruz. Algımız, kaçınılmaz olarak beraberimizde getirdiğimiz bakış açılarımızla şekillenmektedir. Eğer, bir şekilde yapabilseydik, tüm önyargılarımızdan kurtulup dünyayı “olduğu gibi” görebilseydik, mutlu olur muyduk? Açıkçası cümle olarak bile bir anlam ifade eder mi pek emin değilim. İnsan denen varlığın gözünden sadece dünya bir dizi nesnel gerçeklikten ibaret değil; tam aksine mana ile iç içe geçmiş bir evren. Bugün ateistler bile bir mana dünyası içinde yaşıyorlar. O yüzden sorunun doğru yöneltildiğine inanmıyorum. Nitekim bu ifade, oldukça yaygın olan “belki bir gün biz ya da torunlarımız Tanrı benzeri bir evren görüşüne erişebiliriz” hayalinin barındırıyor. Oldukça naif bir düşünce.

Kusursuz geleceği hayal etmek ahmaklıktır. Bu düşünce biçimi ilerlemeye destek olmanın aksine köstek olmaktır.

Çevrimiçi kimliklerimiz genellikle gerçekte kim olduğumuzun temsilleri değildir. Bu da hayal gücümüzün bizi içsel parçalanmaya ve mutsuzluğa sebebiyet verdiği konulardan biri. Sanal yaşamın herhangi bir faydası olduğunu düşünüyor musunuz?

Tabiki sanal yaşamın faydaları var. Facebook gibi, bizleri uzağımızda olan birçok arkadaşımızla bir araya getirebilen mecralara müteşekkir olmalıyız. Öte yandan bakacak olursak, bir çeşit narsisizmi teşvik eden ve uygunsuz içerik barındıran çevrimiçi topluluklar da bulunuyor. Açıkçası bu noktada internetin daha önceki teknolojilere kıyasla temelde farklı bir soruna meydan yarattığını düşünmüyorum. Roman türünün yükselişi de 19. yüzyılda benzer kaygılara yol açmıştı.

Sizce daha iyi bir gelecek için hayal gücümüzü nasıl kullanmalıyız?

Meydanı boş bırakmayarak. Burada geleneksel bilgeliğe karşı gelip şu yapmakta olduğumuzun ötesinde, daha farklı ve çok daha iyi olan bir gelecek inşa edebilmemiz için hayal gücümüzü serbest bırakmamızı önermeyeceğim. Bu oldukça kışkırtıcı bir argüman; ama aynı zamanda kaçınılmaz olarak bir yerlerde iç savaşlar olurken ve milyonlarca vatandaş ülkelerinden sürgüne gönderilirken tüm insanlığın uzun vadeli riskleri veya olasılıksız tehditler üzerine düşünerek zamanını boşa harcamasına yol açacaktır. Tabiki daha iyi bir gelecek kurabilmek için hayal gücünün katkısı göz ardı edilemez ve fakat bir o kadar da sınırlı bir etkisi olduğu da gerçektir. İşte insan doğası hakkında bildiklerimizle sınırlı olan bir diğer husus da açgözlü olmayan bir toplum hayal etmenin imkânsız olduğudur.

Mükemmel geleceği hayal ederek aslında kendimizi memnuniyetsizliğe ve hoşnutsuzluğa hazırlıyor olmamız gibi bir tehlike mümkün mü?

Kusursuz geleceği hayal etmek ahmaklıktır. Bu düşünce biçimi ilerlemeye destek olmanın aksine köstek olmaktır. Varsayımsal bir gelecekte karşılaşılabilecek olası anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye çabalamaktansa dikkatimizi şu anda karşımıza çıkan bariz adaletsizlikleri gidermeye odaklamamız gerektiğini savunan Amartya Sen’e katılıyorum. Bugün tüm dünyada açıkça tanıklık ettiğimiz birçok adaletsizlik söz konusu. Kendimize “Nasıl daha mükemmel bir toplum inşa edebiliriz?” diye sormaktansa şu soruyu yöneltmeliyiz , “Dünyayı nasıl daha adaletli bir yer haline getirebiliriz?”

Yazan: Dylan Evans
Çeviren: Senem İnan
Kaynak: iai news

Please complete the required fields.