Etiketleme-damgalama, günlük hayatta aşina olduğumuz ve bir o kadar gizlide yatan bir eylemdir. Aşina olunanın görünmez olduğunu söylemiştir Hegel. Etiketleme ölçütlerimiz, yolda karşılaştığımız yabancı birini tanımlamak için sığınacağımız ilk limandır. Bu ölçütlerin bireysel olarak belirlenmesinin yanı sıra bu ölçülere toplumsal bir etki de mevcuttur. Peki, bu akışkan hayat içinde toplumsal ve bireysel etiketleme ölçütleri nasıl belirlenmektedir?

Damgalama teorisi olarak bilinen bu kavramsallığın önemli temsilcileri; Howard S. Becker ve Erving Goffman’dır. Damga terimini tarihde ilk kullananlar ise Yunanlardır. Damgalama, Yunanlarda işaret edilen kişinin ifşa edilmiş ahlakî statüsü ve ne yanı kötüyse o noktadan dağlanarak işaretlenmesi anlamına gelmekteydi. Normal bir insanın özelliklerinin belirlenmesi ve onun dışında kalanların öteki-sapkın olarak işaretlenmesi damgalama sürecidir. Bu işaretler geçmişte bedene kızgın demirler ile dağlanırdı. Böylece damgalanan kişi kamusal alanda kaçınılması gereken bir konuma düşer. Günümüzde ise soyut bir etiketleme yapılmaktadır. Sapkın olarak nitelendirilen bu kişiler toplum değer ve normlarını değiştirmeye çalışan veya değerlere uymayan bireylerdir. Ancak Goffman bu noktada “kişi sapkınlığını doğuştan mı yoksa sonradan mı kazanır?” sorusunu sorar (Goffman, 2015). Toplumsal yaşam kişiyi sapkınlığa götürür mü sorusu ise sosyolojinin en önemli sorularından biridir. Bir bebekten katil yaratan toplumu mu yoksa katili mi sorgulamamız gerekmektedir? Dışardakiler (1963) adlı çalışması ile Hovard Becker, Damga (1963) çalışması ile Goffman bu sorular üzerine yoğunlaşmıştır.

Erving Goffman insan etkileşimini ve insanların kendilerini gündelik hayatta, özellikle kamusal ortamlarda “sunma” biçimlerini analiz etmeye çalışmıştır. Benlik-imgesi, bu imgenin yaratılması, sürdürülmesi ve korunması onun yaklaşımının ve özellikle öncü çalışması Damga’nın merkezî parçasını oluşturur. Goffman bu çalışmada dikkatini “normal” insanların kendilerini sunmalarından, “normal dışı” olanların, toplumdaki “bozulmuş kimlikler”e sahip olan veya normal hayata girmeleri engellenen bireylerin −örneğin, çirkinler, akıl hastaları, alkolikler, suçlular, sakatlar veya ayrımcılık yapılan grupların− kullandıkları stratejilere yöneltir. Bu toplumsal “dışlanmış­lar” böylesine yoğun bir reddedilme ve aşağılanma karşısında kendilerine saygıları ve onurlarını nasıl sürdürürler? (Slattery, 2016, s. 189). Toplumsal damgalmaların çoğunu kötü bir aile geçmişi, yanlış sosyalleşme ve kötü tercihler ile açıklayan ana akım sosyolojinin karşında Becker etkileşimci bir yaklaşım kullanarak kişinin sosyal çevresini, kişiliğini, ailesi ve yaşadığı çevrenin ona yaklaşımlarının bir yansıması olarak görmeye çalışır (Becker, 1963).

Örneğin bir suç damgası kişiyi doğuştan suçlu ve sapkın ilan etmez. Becker’e göre düşünüldüğü gibi kimi insanlar doğuştan iflah olmaz ve suçlu değildir. Aslında öznenin hikâyesi onun eylemlerini belirler ve o hikâyeden bağımsız özneyi tanımlamamız mümkün değildir. Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitabında sadece son sayfaya kadar gelen okuyucular bir taksi şofürünü döven ve çevre tarafından linç edilmeye kalkışılan adamı bir suçlu olarak damgalamadı. Aylak Adam’ın son sayfasında konuşmanın gereksizliğinden bahsederek içine kapanmayı tercih eder kahramanımız çünkü ona yaklaşımı yorumlama biçimiydi bu.

Kişiye yaklaşım biçimlerinin ve onların bu yaklaşım biçimlerini yorumlaması ile ortaya çıkan sosyal varlıklara sapkın demek aslında toplumun sorgulanmasına giden uzun bir yol açabilir. Bu sembolik etkileşimci yöntem sosyologların işini “suçlu sapkın olduğu için suç işlemiştir” çözümlemesinden daha karmaşık bir yola sokmaktadır. Ancak damgalama ve etiketlemeyi açıklamada Becker ve Goffman’ın yöntemi daha etkin bir rol oynamaktadır. Damgalanmış olarak nitelendirilen bireylerin toplumun bir parçası olarak görülmemesi; onların tedavi edilerek ıslah edilebileceği düşüncesini ortaya çıkarmaktadır. Ancak Becker’e göre sapma davranışın ortaya çıkmasının baş aktörü damgalayan toplumun kendisinde yatmaktadır.

Çobanlar koyunları daha rahat tanımak ve nasıl davranacağını belirlemek için koyunların üstene boyalar ile işaretler koymaktadır. Hastalıklı, kesilebilir, satılacak, doğum yapacak gibi işaretlemeler ile normal koyunları geri kalanlardan ayırmaktadır. Çobanın normallik ölçüleri ile sürüden bazı koyunlar etiketlenmekte ve normal olanlardan ayrılmaktadır.

Bu etiketleme ölçütlerinin değişmesinde ise toplumsal kimlik ve roller, zaman, siyasal süreç, toplumsal hareketlenmeler oldukça önemlidir. Örneğin Becker bir davranışın sapma davranışı olarak görülmesini o sapma eylemini gerçekleştiren kişinin toplumsal kimliği ile ilişkilendirmektedir. Yaşadığı toplumda veya sınıfsal normlarına göre normal olan bir kişi farklı bir toplumsal sınıfta aynı kimlik ve eylemleri ile sapkın olarak değerlendirilebilinir.  Evliyken başka birine âşık olmak ve onun peşinden gitmek alt zümrelerde ağır etiketlenmeler ile karşı karşıya kalırken, daha üst zümrelerde eşi ile konuşup ayrılıp yeni âşık olduğu insanla hayatına devam etmek oldukça normal olarak karşılanabilinir. Toplumsal yaşamın şekil değiştirmesi ile de kimi zaman damgalama durumu değişebiliyor. Geçmişte suçlu olarak görülen biri toplumsal düzenin şekil değiştirmesi ile toplumun kahramanı hâline gelebilir veya bu durumun tam tersi gerçekleşebilir. Toplumsal etiketlemeler süreçlere göre değişim gösterebilir. Bu durum Becker’in bahsettiği ayrıcalıklı grubun değer ölçüt ve çıkarlarına göre belirlenmektedir. Bireysel olarak düşündüğümüzde ise dün değerlerimize uygun davranmayan bir arkadaşımızı bugün sevebilir veya sahiplenebiliriz. Peki, karşımızdaki sapkın kişi bir gün içinde değişmiş olabilir mi? Becker’e göre değişen bizim damgalama ölçütlerimizdir ve sosyal çevreyi algılayış biçimimizdir (Becker, 1963).

Damgalama ve etiketleme kuramları toplumsal yaşam için daha etkin ve kapsamlı bir açıklama sunmaktadır. Bu kuramlar aşina olunanın karmaşıklaşmasını ve derinleşmesini sağlamaktadır. Özetle Becker, hangi davranışın sapma davranışı olarak görüleceğine egemen sınıfların karar verdiğini söylemektedir. Aynı davranışı yapan iki kişiden birisi hırsız, ahlaksız, vatan haini vb. şeklinde etiketlenip sapkın ilan edilirken bir diğeri ise sapkın olarak görülmeyebilmektedir (Çetin, 2017). Bu durum sapkınlığın ana akım sosyolojide savunulduğu gibi doğuştan getirilen bir durum olmadığını, sapkın davranışın ortaya çıkmasında sosyal şartların etkili olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Kaynaklar:
BECKER, H. (1963). Dışarıdakiler.
ÇETİN, E. (2017). Gündelik Hayata Sosyolojik Bakmak. Ankara: Siyasal Kitapevi.
GOFFMAN, E. (2015). Damga. İstanbul: Heretik Yayıncılık.
SLATTERY, M. (2016). Sosyolojide Temel Kavramlar. İstanbul: Sentez Yayıncılık.

Yazar: Ali Eren Demir

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.