1933 yılında bir kaos hakimdi Almanya’da. Yapılan genel seçimlerde istediği başarıyı elde edemeyen bir parti vardı. Bu partinin programına göre inancı ne olursa olsun sadece Alman soyundan olanlar Alman milletinden sayılacaktı. Dolayısıyla üniversitelerde eğitim veren birçok akademisyenin diplomalarına el konulmuştu. Almanya’nın üç asırlık yıllık bilgi birikimi yerle bir oldu ve birçok değerli profesör kendine sığınacak ülke aramaya mecbur bırakıldı.

Bu mecburiyet sadece siyasi kimliklerden ötürü değildi, aynı zamanda insani ve dini nedenlere de dayanmaktaydı. İşlerini kaybetmiş bu bilim insanları bulundukları konuma geri dönemeyeceklerini kavramışlardı. Daha doğru tanımlamak gerekirse kavramak durumunda bırakılmışlardı.

Yaşam şartlarının günden güne ağırlaştığı bu dönemde Alman akademisyenler kendilerini kabul edecek ülke aramaya başladılar. İsviçre, Hollanda, Fransa gitmeyi düşündükleri ülkeler arasındaydı. Türkiye bu yıllarda Üniversite Reformu‘nu gerçekleştirmeye çalışıyordu, aranan ülke bulunmuştu.

1933‘te gerçekleşen fakat bir dizi gelişmenin sonucu olarak ortaya çıkan Üniversite Reformu ve Almanya’dan gelecek akademisyenler, kurulacak İstanbul Üniversitesi için çok fazla önem arz edecektir. Türkiye, sığınmacı akademisyenler için herhangi bir kısıtlama getirmez. Alman bilim insanlarıyla yapılan anlaşmalar neticesinde tespit edilen plan şöyleydi: Bu bilim insanları ilk önce tercüman eşliğinde ders verecek, üç yıl gibi bir sürede Türkçe öğrenecek ve sonra derslerini Türkçe vereceklerdi. Beş ile on yıl içerisinde Türk doçentler yetişmiş olacak ve kürsüleri devralacaklardı. (Irmak, 2001)

İlk olarak 1931 yılında 56 yaşındaki profesör Albert Malche Türkiye’ye davet edilir. Malche’ın mektubunu Mustafa Kemal’in onayıyla Dr. Reşit Galip yazar. Malche, Mustafa Kemal ve Reşit Galip 1932’de Ankara’da görüşür. Profesörden bir rapor hazırlanması istenir. Rapora göre sadece yeni kürsüler kurulmamalıdır, aksine çok sayıda başka profesör de yer almalıdır bu yeni oluşumda.

Zürih’te yolları kesişen bu bilim insanları kurulan yardım derneğinin de vasıtasıyla çağrıda bulunurlar. Birçok başvuru yapılır kısa zamanda. İlk gün başvuru sayısı otuz iken diğer kurumların da talepleri ile bu sayı sekiz yüze kadar ulaşır. Böylelikle, Türkiye, dünyada Amerika’dan sonra en çok sayıda Alman profesörü kabul eden ülke haline gelir. Almanca konuşan bu aydınların ülkeye yerleşmesi muhteşem derecede bir bilgi ve kültür aktarımına sebep olmuştur. Akademik dünyanın süper starlarının gelişiyle İstanbul Üniversitesi adeta en iyi Alman üniversitesi oluvermiştir. (Yılmaz, 2017)

Kaynakça:

Irmak, S. (2001). Atatürk Devrimleri Tarihi. Yapı ve Kredi Bankası Yayınları.

Namal, Y. (2012). “Türkiye’de 1933-1950 Yılları Arasında Yükseköğretime Yabancı Bilim Adamlarının Katkıları”. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi.

Yazar: Ayten Nahide Korkmaz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

 

Please complete the required fields.