Sergi, Kaçar Hanedanı’nın çoğunlukla yanlış anlaşılan sanatını kutluyor. Joobin Bekhrad’a göre sergi ülkenin büyüleyici kültürü hakkında çok şey söylüyor.

İran’ın bin yıllık öyküsü kalıcı bir şöhrete sahip olduğu kadar hüzünlü. Zengin ve antik kültürel mirası bitirmekle tehdit eden işgalciler tarafından harap edilmiş, kana susamış savaş ağaları tarafından yerle bir edilmiş, kendi çocukları tarafından defalarca ihanete uğramış ve sıklıkla yabancı ülkelerin hilelerinin kurbanı olmuş ‘asiller ülkesi’ kelimenin tam anlamıyla ölüp dirildi.

19. Yüzyıl İran’ın yakın tarihinin en karanlık dönemlerinden biri. Eğlence ve zevk düşkünü ve ülkeyi yabancılara düşük fiyatlara satan diktatörler tarafından yönetilen, fakirlik, hastalık, cahillik ve etraflı bir düşkünlük ve çürüme hali ile lanetlenmiş ülke, yaşamak için pek de ideal değildi. Fakat İranlı veya Avrupalı gezginler tarafından yapılan tatsız resimlere rağmen Kaçar mahkemeleri artistleri tarafından resmedilenler seyre değer nitelikte. Şatafatlı, ikonik ve tamamıyla özgün olan bu eserler neredeyse Kaçarlıları kurtaracak potansiyele sahip.

Dönemin karanlık tarihinin aksine, saray sanatı ihtişamlı ve orijinaldi. (André Longchamp)

1785’ten 1925’e kadar süren Kaçar Hanedan’ının düşüşünden neredeyse yüz yıl sonra ve iki haftalık İran yeni yılı Nevruz bayramları arasında Fransa’daki Louvre Lens Müzesi’nde açılan The Rose Empire sergisi, Kaçar sanatının başyapıtlarını sergiliyor. “Fransa’da daha önce bir Kaçar sanatı sergisine ev sahipliği yapmamıştık. Bu ilk olacak.” diyor müze müdürü Gwenaëlle Fellinger. Dahası, serginin iç dizaynı ve teşhir üniteleri moda tasarımcısı ve Kaçar sanatı hayranı Christian Lacroix’ın eseri. “Kaçar sanatı beni her zaman büyüleyen bu iki dünya ve iki dönem arasındaki zamansal boşluklara ait” diyor BBC Kültür’e. “Kaçar dönemi, doğuyu batıyla buluşturan ilham kombinasyonları sayesinde oldukça ilgi çekici.

Nasir al-Din (Nasseredin diye de bilinir), Katar hükümdarlarının en tanınmış ismidir (Musée du Louvre)

17. Yüzyıl Safevi şahlarının altın çağında başkentleri İsfahan, ziyaret eden herkes tarafından imrenilen bir şehirdi. Esaslı bir kültürel Rönesansa ev sahibi, kültürel kesişim noktası ve dünyanın her yerinden sanatçılara ilham olan İsfahan, halkı tarafından hala ‘yarı dünya’ olarak nitelendiriliyor. Fakat en iyilerden biri olan ve Shakespeare’in ‘Sophy’ olarak adlandırdığı Şah Abbas’ın ölümünden sonra gerileme dönemine girildi. Ve son Safevi hükümdarı Şah III. Abbas tahta çıktığında güneş İran’ın üzerinde bir kez daha battı.

Yitik Cennet

Safevilerin kültür ve aktarım, Afşarlar ve Zendlerin emperyalizm ve barış dönemlerinde var olduğunu söyleyecek olursak, Kaçarların dönemini alçalma ve ahlaksızlık devri olarak tanımlamak son derece yerinde olur. 18. ve 19. Yüzyıllar İran’ı eski görkeminden yoksun kalmış halde gördü. Stratejik önemi oldukça yüksek olan İran’da ve Orta Asya’nın başka yerlerinde güç için rekabet eden Ruslar ve İngilizler, İran’ın bağımsızlığını devamlı olarak gasp etti.

Qajar Dönemi sanatıyla ilgili bazı değerlendirmeler, çok abartılı ve değersiz sanat eserleri olduğu yönündedir. (Ashmolean Museum, University of Oxford)

İran’ın hünersiz ve çelimsiz hükümdarlar tarafından yönetilmesi yabancı komplocuların işini kolaylaştırdı; hatta bazı durumlarda en ufak bir çaba bile harcamaları gerekmedi. Ünlü Kaçar Hükümdarı Nasıreddin Şah abartılı yaşam tarzını finanse edebilmek için tek bir İngiliz kralına İran’ın yolları, telgraf hatları, değirmenleri, fabrikaları, doğal kaynaklarının çoğu ve tütün endüstrisi üzerinde yetki verdi. Yabancı entrikaların yanı sıra İran acınacak bir haldeydi. Ülkeye seyahat edenler altyapı yetersizliği, berbat yaşam koşulları, aşırı ahlaksızlık ve yolsuzluk hakkında yazıyordu.

Hümayun mahkemelerinin hikayesi ise bambaşka bir konu. Kaçar saraylarının sanatçıları Afşar, Zend ve geç Safevi dönemlerinde ortaya çıkan yeni estetik formların derinine inerek kendilerine özgü bir görsel kelime hazinesi yarattı. Kuş tüyleriyle bezenmiş taçlar, parıldayan kol nişanları ve canlı kaftanlar ile donatılan ve egzotik bıyık ve sakallar bırakan Feth Ali Şah, Muhammed Şah ve Nasıreddin Şah gibi Kaçar hükümdarları hayatın kendisinden de büyük görünüyordu. Yalnızca kendileri bile görünüşleriyle birer sanat eseri gibiydi.

Gül İmparatorluğu Sergisi, bu süslü toka da dahil olmak üzere 400’den fazla müze ve özel koleksiyondan eserler ödünç aldı (İslam Eserleri Müzesi, Doha / Samar Kassab)

Kendilerinden önceki dönemlerin zarif ve narin güzellik anlayışını terk eden Kaçar saray ressamları kalın ve birleşik kaşlar, koyu renkli, cilveli badem gözler, ufak gülgoncası dudaklar ve uzun kıvırcık saçlar tercih ettiler. Şahlar mücevherlerle bezenmiş pipetler taşıyan uşaklar tarafından refakat edilirdi. Kadın dansçılar kınalı elleri üzerinde akrobasi sergiler ve şeffaf bluzlar giyen dilberler şarap servis ederdi.

Öte yandan Avrupa’ya ait her şeye takıntılı ve ‘modern’ usulleri ülkesine tanıtma isteği içinde olan Nasıreddin Şah, boş zamanlarında fotoğrafçılıkla uğraşırdı. Antoin Sevruguin fakirlerin, zenginlerin ve alenen sefalet içerisindekilerin hayatlarını selüloit üzerine fotoğraflarken Kamal ol-Molk gibi ressamlar Avrupa ve İran imgelerini ustaca harmanladı. Şahları metanetsiz ve yozlaşmış bir halde ve İran’ı bir İngiliz aslanı ve Rus ayısının oyuncağı olmuş bir kedi gibi betimleyen günümüz Fransız ve İngiliz dergilerinin aksine saray resimleri ve fotoğrafları Şah’ın (Tanrı’nın Yeryüzündeki Sureti)  hüküm sürdüğü güneşin altında renk, tutku ve mücevherler ile donatılmış büyüleyici bir harikalar diyarını tasvir ediyordu.

Refah Çağı

Christian Lacroix’a göre Kaçar dönemi sanatı bilim insanları ve sanatçılar tarafından uzun süredir hayranlıkla izleniyor. “Gösterişli zarafeti, moda fotoğrafçısı Louise Dahl-Wolfe’a ilham verdi…Benim de en sevdiğim moda sunumlarından biri olan ünlü bir çekiminde Kaçar portrelerinden esinlendi.” diyor Lacroix. Öte yandan Kaçar sanatı birçok kez yanlış anlaşıldı veya gözden kaçtı.

Kaçar sanatı Fransa’da hor görülüyor.” diyor Fellinger. “İnsanlar çoğunlukla zevksizlik örneği olduğunu düşünüyor. Sorun tamamen yabancı olması. Aynı zamanda müzayedelerde rastlanan objelerin yüksek kaliteye sahip olduğu söylenemez.” Sahiden de Fransız kitleleri Kaçar sanatının zenginliğine aşina hale getirmek Fransa için bir ilk ve 1998’de Brooklyn Müzesi ve Brunei Galerisinde yapılan Royal Persian Paintings sergisinden beri Kaçar sanatını derinlemesine inceleyen tek sergi olan The Rose Empire sergisinin itici kuvveti. 

Qajar saraylarındaki ressamlar kalın, yapışık kaşlar ve cilveli bakışlarla koyu, badem şeklindeki gözleri tercih ediyorlardı. ( Bertrand Holsnyder)

Dünyanın farklı yerlerinden toplanmış ve Avrupa’da daha önce görülmemiş 400’ü aşkın eseri barındıran sergi saray sanatına odaklanıyor. Aynı zamanda resimlerle sınırlı kalmayıp halılara, seramiklere, dokumalara ve madeni eşyalara da yer veriyor. Fellinger bunların arasında özellikle vernik ve emaye işleriyle ve Golestan Müzesinden alınan, bir zamanlar kayıp oldukları söylenen gerçeğe uygun boyuttaki resimlerle ilgileniyor. Öte yandan Lacroix’un sergideki halı ve portrele, özellikle de Nasıreddin Şah’ın ve inci mücevherler ve değerli kostümler taşıyan müzisyenlern portrelerine özel bir ilgisi var. Sergide dinden esinlenen sanata adanmış bir oda bulunsa da Fellinger, islami damgasının vurulmaması gerektiğini söylüyor. “İslam sanatı elbette tamamen batıya ait bir söylem … Bu söylemin sorunu İspanya’dan Hindistan’a kadar olan bölgeyi kapsıyor olması … Tek bağ din … Bu uygarlığa ait olan basit bir terim.”

Serginin dini eserlerinden esinlenerek ayrılmış bir odası var. Ayrıca Qajar dönemi sanatının çok daha fazla örneği bulunmakta. (Musée du Louvre)

Sergi kendini İran sanatının dar yorumlarıyla sınırlandırmadığı gibi Kaçarlıların ötesine geçerek İran sanatının zenginliği ve coşkusunu temsil ediyor. Aynı zamanda kültürler arası diyalogda katalizör görevi görüyor. “Politik, ekonomik ve diplomatik açıdan içinde bulunduğumuz dönemde dünyanın bu kısmındaki kültürün Avrupa’da tanıtılması daha doğru bir anlayış için oldukça gerekli” diyor Lacroix. “Pahlevi döneminde bile … İran ve Fransa birbirlerini anlamakta zorlanıyor, Orta Doğu’daki her olayla aralarındaki uçurum daha da derinleşiyordu…” Benzer şekilde Fellinger, İran’ın Avrupa’da negatif şekilde yansıtıldığını belirtiyor. “Serginin bir amacı da sahiden de ilgi çekici bir kültür olduğunu kanıtlamak.”

Kaçar hükümdarlarının İran’a getirdiği on yıllar süren karanlığa rağmen İran sanatı ve kültürü tüm görkemiyle parlamaya devam etti. Ve yüzyıllar sonra dönemin sanatçılarının hayranlık uyandırıcı eserleri göz alıcılığını korurken eski ve oldukça yanlış anlaşılan bir medeniyete karşı takdir ve anlayışı teşvik ediyor. Peki bu durum bizi şaşırtmalı mı? Lacroix’a göre cevap olumsuz. “Sanat daima en ideal bağdır.

Yazan: Joobin Bekhrad
Çeviren: Göksu Nur Kayacılar
Kaynak: bbc

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.