İyi bir toplum denildiğinde aklınızda, insanların büyük bir çoğunluğunun kendilerine, birlikte yaşadıkları vatandaşlara ve kolektif geleceklerine dair bakış açılarının optimist olduğuna dair bir fikir belirebilir.

Ancak aslında, bunun tam zıttı gerçek gibi görünüyor: Herhangi iyi bir toplumun sürdürülebilirliğinin sırrı derin bir pesimistlikte gibi duruyor.

Pesimizmin merkezinde yer alan görüşe göre, görünürde normal olup olmadığı fark etmeksizin herkes aslında oldukça kusurludur; kısa vadeli, bağnaz, kinci, duygusal ve gözü kara öfkeye yatkın, korku dolu, çılgın ve tutkulu. Hepimiz ekstra birkaç nöronu olan deli maymunlarız.

Bu denli karanlık bir başlangıcı kabul ettikten sonra, son derece akıllı, sakin ve mantıklı toplumları oluşturan birtakım ölçütler saptanabilir. Haydi birkaçını birlikte düşünelim:

İdeal pesimist bir toplumda, oldukça sıkıcı ve ziyadesiyle istikrarlı politikacılar bu toplumun normlarıdırlar. Hiç kimse ortalığı tozu dumana katan liderlerin çılgınca olan ütopik vaatlerine inanmaz. Seçmenler, ulusun var olan problemlerine getirilecek kısa ve kolay çözümlere inanmak söz konusu olduğunda oldukça pesimistlerdir. Propagandalarda verilen dramatik sözler, önemsemez bir omuz silkişle anında yok sayılır.

Pesimistler herhangi bir bireyin aslında ne kadar kusurlu olabileceğini bildikleri için, ideal pesimist toplum tek bir kişinin eline tüm gücü vermeyi önleyecek şekilde güçlü, yavaş hareket eden ve bağımsız kuruluşlara yetki verirler.

İdeal pesimist toplum fikrinde, herhangi özel bir grup veya sınıfı suçlamak için fazla istek olmaz. Seçmenin üzülerek kabul ettiği gibi, problemlerimiz, hedef gösterilmesi ve nefret etmesi kolay birkaç insandan değil, çoğunlukla şahsi olmayan, tarihi güçlerden kaynaklanmaktadır.

Çünkü onlar, tehlikeli istek ve arzuları tercih etmenin doğal olduğunu varsayarlar; pesimistik toplumun bireyleri kendilerini kısıtlamaya isteklidirler, özgürlük onlar için isteklerini her şeyi, zaman gözetmeksizin yapmaktan ziyade, en akıllı ve mantıklı taraflarına -sadece zaman zaman ortaya çıkan- uygun bir biçimde hareket etmektir. Bu sebepten dolayı onlar birikimlerini savurmak, aşırı yemek, egzersiz yapmamak, ilişkilerini mahvetmek ya da bağımlılık geliştirmekten nazikçe dürtülerek uzaklaştırılmayı herhangi bir özgürlük kaybı olarak görmezler. 

Pesimistik toplumlarda eğitim sistemi ayrıntılı, geniş, iddialı ve iyi temellendirilmiştir; toplumun bireyleri hayatla başa çıkmak için taze insan aklının yapılandırılmış, hedefi olan büyük bir yardıma ihtiyacı olduğunu düşünürler. Müfredat sistemi sadece teknik beceriler üstünde odaklanmamıştır; hepimizin bildiği gibi, trajedilerimizin kökeninin dayandığı duygusal durumlar için de yeteri kadar yardım sunar.

Hepimizin narin, kolayca ürkütülebilen yaratıklar olduğunu bilen bu toplum, güzel ve canlı toplumsal alanlar yaratmaya özen gösterir. Şehirler kalite, basitlik, rasyonellik ve uyum ile kendini ortaya koyar.Yüksek, çirkin bir bina, depresif ve kaotik bir havalimanı, kirli bir tren istasyonu onlar için bir bireyi umutsuzluğa sürükleyebilir. Zenginler, bunun her daim farkındalardı; pesimist bir toplum ise bunu evrensel bir doğru olarak kabul etmesiyle kendini farklı kılar.

Optimist toplumlarda ise, herkesin özel olduğu ve bir gün büyüleyici bir başarı elde edilebileceğine dair devam eden iddialar vardır. Hayatın çekiciliği ve ödülleri, mantıksal olarak bu yüzden zirveye ulaşmış olanlara yönelmiştir. En iyi restoranlar en iyi kalitededir; özel hastaneler mükemmel, en pahalı okullar ihtişamlı, en zengin alanlar keyif dolu, zenginler için vergiler çok düşüktür. Ancak, bu gibi toplumlar inatla, çoğunluğun başarılı olamayacağını -ki istatistiksel olarak kaçınılmazdır bu- unuturlar.

Yani pesimist toplumlarda, sıradanlık ve onun kardeşi hayal kırıklığı norm olarak kabul edilir ve ortalama bir hayatı mümkün olduğunca çekici hale getirmek de devletin hedefi olarak görülmektedir. Kamu konutları, devlet okulları, devlet hastaneleri ve ulaşım mükemmeldir, çünkü neredeyse hepimizin bunlara bel bağlayacak olduğu varsayılır.

Bu gibi pesimist prensiplerin peşinden gidilirse, bunun sonucu mutluluk veren şeylerin bol olduğu bir toplum olur (temkinli, kasvetli ve akıllı vatandaşların bunu bu şekilde ifade edebilmeyi gözü kesmeyecek olsa da).

Yazar: Alain de Botton
Çeviren:
Sultan Eylem Atabay
Kaynak: The Philosophical Salon 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.