İrlandalı yazar Colm Tóibín’in yazdığı “The Two Tenors: James Joyce and His Father” (“İki Tenor: James Joyce ve Babası”) başlıklı makalesi, Mad, Bad, Dangerous to Know [1] (Deli, Kötü, Bilmesi Tehlikeli) kitabında yer almaktadır. İlk olarak 2018’de BBC Radio 4’de yayınlanan bu kitap bizlere, babalarının Wilde, Yeats ve Joyce’un üzerinde bıraktığı farklı etkilere dair hoş bir tartışma sunmaktadır. Tóibín’in “İki Tenor: James Joyce ve Babası” isimli makalesi, Lacan’ın Joyce’un “babasal problem” olarak tanımlayabileceğimiz durumu üzerine geliştirdiği iki ana tezini bilinçli bir şekilde olmasa da tamamen doğrular niteliktedir.

Lacan’ın ilk tezi şu şekildedir: “bu zavallı adam” [2], hayata daha kötü bir başlangıç yapamazdı. Ayyaş, Fenian fanatiği babası oğluna bir şeyler öğretmek yerine mütemadiyen “Cizvitlerin Kilise diplomasisinden” [3] medet ummuştur. Tıpkı bu “değersiz”, “alçak” [4] ve “başarısız” [5] baba gibi Joyce da Lucia’ya iyi bir baba olmayı başaramamıştır. Joyce’un “babalıktan feragat etmesi”, “de facto Verwerfung”dan (fiili reddetmeden) [6] mustarip olmasını açıklar niteliktedir.

Tóibín’in sunduğu kanıtlar, bu iddiaları doğrular niteliktedir. Ancak burada bahsi geçen kanıtların kaynağı Joyce’un kendisi değil, kardeşi tarafından yazılmış iki kitaptır: My Brother’s Keeper (Abimin Koruyucusu) ve The Complete Dublin Diary of Stanislaus Joyce (Stanislaus Joyce’un Dublin Günlükleri). Bu metinler, Stanislaus ve James’in babası John Stanislaus Joyce’un sorumsuz, tembel ve beceriksiz bir insan olduğunu gözler önüne sermektedir. Öyle ki beş parasızken bile eline geçen azıcık emekli maaşını ailesini geçindirmek için kullanacağına çarçur etmiştir. Daha da kötüsü, her zaman sarhoştu ve şiddete meyilliydi. Çevresindekileri intihar etmekle tehdit edip eşine saldırırdı. James, mümkün olduğunca annesini korumaya çalışırdı. Annesi ölüm döşeğindeyken bile onu korurdu, hatta hayata gözlerini yumsun da kurtulsun diye yalvarırdı. James’in maruz kaldığı bu zulmü Stanislaus, günlüğünde şu gaddar ifadelerle dile getirmiştir: “İnatçı, küçük bir sıçanın çırpınışları”. [7]

Lacan’ın ikinci tezi çok daha enteresandır ve Tóibín’in makalesinde öne sürülen tezi doğrular niteliktedir. Eğer Joyce bir “zavallı” ise bu zavallılık, bir “babasal vazifedir”. [8] Yazdıkları, “bu babanın varlığını sürdürmesi için onu desteklemelidir.” [9] Örneğin Ulysses, – Stephen Dedalus’un eşzamanlı olarak Bloom’u reddetmesi (“Babam yüzünden bıktım usandım, baba falan yok artık”) ve gösterenin (imleyenin) maddeselliği vasıtasıyla onunla rastlantısal yakınsanması (“Blephen and Stoom”) – “her ne kadar onu reddetse de Joyce’un aslında babasına ne kadar derinden bağlı olduğunun bir ispatıdır”. [10] Lacan’a göre reddetmenin ve bağlılığın bir arada var oluşu, Joyce’un sinthome’unu oluşturmaktadır. Babanın Adı, “ondan faydalanmak şartıyla es geçilebilir” [11] – père-version* ya da Adın Babası olarak.

Tóibín bizleri, bu kullanımın aşamaları arasında ustalıkla dolaştırmaktadır. Şüphesiz ki Joyce, 22 yaşından itibaren babası ile uzaktan yakından bir alakasının olmasını istemiyordu ve bu sebeple Dublin’den ayrılmıştı, Dublin’i ziyarete çok nadiren gelmekteydi. T. S. Eliot’a yazdığı bir mektupta Joyce, “içimden bir ses, güvendiğim bir sezgi [bunu, Unglauben (inanmayış) ile ilişkilendirebiliriz], oraya geri dönmemi engelliyordu” [12] ifadelerine yer vermiştir. Dolayısıyla Joyce’un yazılarından, onun bu baba figürünü ya da babanın işlevini semptom olarak geri getirmeye çalıştığını anlamak kaçınılmazdır. Mesela Dublinliler’deki “Grace” başlıklı hikâyede Joyce’un meşhur “scrupulous meanness”ı (dil ekonomisi) – Jacques Aubert’ten bir terim kullanmaya yazının sonunda değineceğim – tökezleyen, ayyaş baba “taklidi yapmaktadır”. Tóibín, Joyce’un “Ölüler”de Gabriel Conroy karakteri aracılığıyla kendi duyusallığının babasının duyusallığının hayali biçimiyle iç içe geçmesine cömert bir şekilde müsaade etmektedir. Babaya birkaç iğneleyici söz (özellikle Stephen Hero’da) söylense de bu süreç, son kitap olan Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’nin yeniden yazımında da devam etmektedir. Burada, Stephen’ın babasıyla olan ilişkisi “şiirsel”, “acayip biçimde esrarengiz ve sancılı”, “melankolik”, “karmakarışık” [13] olarak betimlenmekledir. Bu karmakarışıklık, psikozun belirtilerinden biri olan kafa bulanıklığını da içerisinde barındırmaktadır. Dahası, Tóibín’e göre Stephen’ın babası hem bu romanda hem de Ulysses’de “tamamıyla sosyalleşmiştir” [14]. Özel alandan kamusal alana transfer olan baba, kamusal alanda “tatlı tatlı”, “soğukkanlılıkla”, “ılımlı” ve hatta “bütün bu acımasızlığın ortasında”, “oğlunu müttefiki yapmak amacıyla ona göz kırpmaktadır”. [15]

Ekonomik durumu neredeyse babası kadar talihsiz olan Joyce, bağışçısı Harriet Weaver’a yazdığı bir mektupta baba müttefiki betimlemesinden detaylı bir şekilde bahsetmektedir: “Kendim de bir günahkâr olduğum için ona hep çok düşkündüm. Hatta hatalarına bile hayrandım. Kitaplarımdaki yüzlerce sayfanın ve karakterin kaynağı odur […] Ondan resimlerini, yeleğini, güzel tenor sesini, abartılı çapkın mizacını (sahip olduğum yeteneklerin çoğu bundan gelmektedir) miras aldım. Fakat bunların dışında, tanımlayamadığım bir şeyi daha aldım ki onu kelimelere dökemiyorum”. [16]

Joyce’un kendi kendini tanımlama yeteneği iddia ettiği kadar anlaşılmaz değildi, zaten şüphesiz ki babasından ona miras kalan şeylerden biri alaycılıktı. Louis Gillet’e yazdığı bir diğer mektupta şu ifadelere yer vermiştir: “Ulysses’de onun mizah anlayışı var; karakterler adeta onun arkadaşları. Kitap tıpatıp onu yansıtıyor”. [17] Portre’de ise bu mizah, bütün ayrıntılarıyla babanın tanımına nüfuz etmektedir. Joyce’un ad aktarma güldürüsü, bu babayı bütünüyle dilsel ve kamusal bir varlığa indirgemektedir: “Tıp öğrencisi, kürekçi, tenor, amatör oyuncu, çenebaz siyasetçi, ev sahibi, yatırımcı, içkici, iyi bir dost, hikâye anlatıcısı, kâtip, içki fabrikasındaki bir şey, vergi tahsildarı, batmış ve şu sıralar geçmişini öven biri.” [18]

Yine de bir şey Joyce’dan kaçmaktaydı. Öyle ki bu şeyin jouissance’ı, Joyce’un yazısının konumunu sinthome olarak belirlemektedir. Bu, Tóibín’in makalesinin Lacancı bir bakış açısıyla okunduğunda gözler önüne serdiği bir şeydir. Yukarıda yapılan alıntılardan iki tanesinde Joyce, babasının “sesinden”, onun “tenor” olduğundan bahsetmektedir. Joyce’un yazısına nüfuz eden de işte bu sestir. Bazı paragraflar bunu doğrular niteliktedir. Ulysses’den örnek verecek olursak, Stephen’ın babası Simon Dedalus şarkı söylemektedir ve “havanın sessizliğini dillendiren, sakin, yağışsız, yaprakların uğultusundan ırak bir ses, kulaklarına çalındı. Hiçbir tınıyı, sazı ve santuru andırmayan bu ses, asude kulaklarına dokunuyordu kelimelerle, asude kalplerine dokunuyordu hatırda tutulmuş hayatlarla. Âlâ, duyması güzel: öyle ki işitir işitmez bu sesi, içlerindeki keder uçuverdi […] Ses yükseldi, iç çekerek ve değişerek: gürültülü, dolu dolu, ışıltılı, gururlu”. [19] Lacan’ın da vurguladığı gibi buradaki ses, “mühürlenemeyen, perde çekilemeyen ya da kapatılamayan” kulaklara direkt olarak dokunmaktadır. [20] Yankıları, bedeni tepki vermeye davet etmektedir.

Bahsi geçen bu alıntıların da ötesinde ses, gitgide Joyce’un yazısının bütününün – gösterenleri (imleyenleri) paramparça halde etrafa saçan bu deliğin – daha da ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Lacan’a göre gösterenin ses aracılığıyla biçimlendirilmesinin yazı ile herhangi bir ilgisi yoktur. [21] Öyleyse Joyce’un yazısında bunun zıttı bir durum mevcuttur. Joyce’un yazısı gösterenin “çok anlamlılığa” ve “ses bükülmesine” indirgendiği, şizofrenik bir mantık olarak algılanabilir. “Fonatori kimlik” (Sesleme kimliği) parçalara ayrılmış ve konuşmanın “sesbirimsel” ve “çok sesli” yanları tarafından istila edilmeye maruz bırakılmıştır. [22]

Ancak bu parçalara ayrılma süreci, her ne kadar çelişkili bir biçimde de olsa aynı zamanda babanın yeniden oluşturulmasıdır. Jacques Aubert bunu “Presentation at Lacan’s Seminar” (“Lacan’ın Seminerinde Sunum”) isimli metninde en iyi şekilde ortaya koymaktadır. Joyce’un metninde “père-sonate” (baba-sonatı) [23] olarak yer alan ifade üzerine “Her şey kişileştirebilir” (“Everything can personate”) der, Aubert, “her şey bir maskeden çıkan sesin eseri olabilir”. [24] Joyce babasal açıdan “meşruluk sorunsalına” maruz kalmasıyla eşzamanlı olarak “kesinlik hissini, sesin yarattığı etki ile olan ilişkisi bağlamında ön plana koymaktadır. Babasal bir kelime, ne söylediği bağlamında” – yani içeriğinin dile dökülmesi bağlamında – “sıkı sıkıya irdelenmiş olsa bile sanki bir parçası” – yani sözcelemesinin bir parçası ya da daha radikal bir şekilde ifade edecek olursak, çığırmasının bir parçası – “kişileştirme ile, kişileştirmenin ötesiyle, belki de fonasyonun (sesleme),” – Lacan burada “sesbirimsel” ve “çokseslilikten” daha kesin bir dille bahsetmektedir – “bir ezgi olarak ‘var olan’ bir şeyin ötesiyle iç içe geçmiştir. Belki de tam olarak bu yüzden bu şeyin, her şeye rağmen anne üzerinde ezgi vasıtasıyla bir etkisi olmaktadır […] Joyce’un babası John Joyce da bununla iftihar etmiştir. Belki de bu ses ya da fonasyon sanatının az da olsa bir kısmı Joyce’a babasından geçmiştir”. [25]

Öyleyse, Lacan’ın da vurguladığı gibi kendisini sesin karmaşıklıklarına tümüyle açan bir yazı aracılığıyla bu iki babanın biri dışlanmış, öteki ise “aklanmıştır”. “Sana geri dönmek üzücü ve yorucu, benim soğuk babam; benim soğuk, deli babam; benim soğuk, deli, korkak babam”.[26]

Dipnotlar:

[1] Tóibín, C. Mad, Bad, Dangerous to Know. London, Viking/Penguin, 2018. Joyce üzerine yazılan makale şu sayfa aralığında bulunabilir: 133-174.
[2] Lacan, J. Seminar XXIII: The Sinthome. Cambridge, Polity, 2006, s. 3.
[3] a.g.e., s. 72.
[4] a.g.e., s. 55.
[5] a.g.e., s. 77.
[6] a.g.e., s. 72.
[7] Mad, Bad, Dangerous to Know, s. 144.
[8] Seminar XXIII, s. 3.
[9] a.g.e., s. 13.
[10] a.g.e., s. 55.
[11] a.g.e., s. 116.
[12] Mad, Bad, Dangerous to Know, s. 149.
[13] a.g.e., s. 158.
[14] a.g.e., s. 163.
[15] a.g.e., ps. 160-3.
[16] a.g.e., s. 149.
[17] Idem.
[18] a.g.e., s. 160.
[19] a.g.e., s. 167-8.
[20] Seminar XXIII, s. 9.
[21] a.g.e., s. 124.
[22] a.g.e., s. 78-9.
[23] a.g.e., s. 153.
[24] a.g.e., s. 150.
[25] a.g.e., s. 163-4.
26] Mad, Bad, Dangerous to Know, s. 154. Bu son alıntı Finnegans Wake metninden yapılmıştır.

  • père-version: Lacan, perversion (sapkın) kelimesini père-version (baba-versiyon) olarak yazarak sapkınlığın babaynın yerini onun işleviyle doldurduğunu vurgulamıştır. (Ed.n.)

Yazar: Howard Rouse
Çeviren: Tugay Akı
Çeviri Editörü: Cemre Yılmaz
Kaynak: The Lacanian Reviews

Please complete the required fields.