Düşünbil Portal

Kaşelemek veya ayırmak: Nietzsche ve Heidegger’i nasıl bilirdiniz?

Paylaş

Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900), Nazizm’in yükselişi sırasında insafsızca töhmet altında bırakıldıktan sonra iade-i itibar edilmesinin hikayesi, bilinen bir öyküdür. Fakat, başka bir cesur kurtarma operasyonun daha zamanı gelmiş olabilir. Bundan birkaç yıl sonra Nietzsche, postmodernizmin en önde gelen entelektüel otoritelerinden biri olarak değerlendirildi. Fakat, 1996’daki Sokal Aldatmacası’ndan beri duygu durumların eklektik derlemeleri, şüphesiz savunmasız ve giderek yaşlanan bir görünüme büründü.

Nietzsche-4-300x400

Ve Nietzsche, olayları daha da karmaşık hale getirmek için, Martin Heidegger (1889-1976) ile giderek yakın bir ilişki içine girdi. Nietzsche ve Heidegger, teorik postmodernizme dair birçok çalışmada başlıca entelektüel etkiler olarak görüldü ve David Farrell Krell’in Nietzsche/Heidegger’i ayrı değerlendirmesine kadar beraber anıldılar. Tabii ki Heidegger’in entelektüel şöhreti başlı başına büyük problemlere gebeydi ve yerini koruma mücadelesi veriyordu. Hayranları bile anti-demokratik, milliyetçi ve eşitlik karşıtı tutumunun sürekli olduğu konusunda hemfikirdi. Deleuze ve Guattari’nin “Felsefe Nedir?”de (1991) hayıflandığı üzere, “Heideggerci olmak her zaman kolay değil”di. Fakat birçoğu, Heidegger’in her şeye rağmen çağdaş düşünürler için gerekli bir okuma olduğunda ısrar etmişlerdir. Hatta bazıları, özellikle Julian Young, Heidegger’in liberal demokrasiye ulaşma yolunda kullanılabileceğini bile ileri sürmüştür.

Bu proje bana umutsuz ve uçuk geliyor. Martin Heidegger özünde o kadar anti-demokratik ve milliyetçiydi ki, onu demokrasi için kurtarmak, ihtiyatsız ve faydasız görünüyor. Fakat bunun Friedrich Nietzsche için de doğru olduğunu söylemek, gerçeklikten uzak bir yaklaşım olur. Bu noktada, iki Nietzsche’den bahsetmeye başlayabiliriz. Nietzsche’nin “sert” yorumlaması zalimlikten zevk alan, anti demokratik, Son İnsan’ı, savaşın ve çile çekmenin faziletlerini hakir gören bir portre çizer ki, bu Nazi teoristleri tarafından tercih edilen Nietzsche’dir. Fakat aynı zamanda Nietzsche’nin bir de “yumuşak” yorumu vardır. Bu yorum, onun çalışmalarına fazlasıyla değer verenlerin, bazı kısımları demokrasi ve liberalizm adına kurtarma çabasıdır. Bu yorumcuların içinde Walter Kaufmann ve Ofelia Schutte de vardır. Onlar, şiirsel varoluşçu, modernitenin bayağılığı hakkındaki en fevkalade eleştirileri yazan ve onun üstesinden gelmemizi öğütleyen Nietzsche’ye odaklanırlar.

Bazı sebeplerden dolayı, bu yumuşak Nietzsche yorumu, eleştirilere maruz kalmıştır.

Bunun nedeni, kısmen, bu yorumu savunurken, düşünürün birçok yönünün göz ardı edilmiş olmasıdır. Fakat, eğer Nietzsche bu ortaklıktan güvenilmez bir postmodernizmle kurtarılacaksa bu yumuşak yorumlamanın kesinlikle yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir. (Bunun anlamı çalışmasının bazı önemli bölümlerini ağırlıklarından kurtarmak bile olsa). Eğer Michel Foucault için Nietzsche’yi nasıl münasip görürse öyle kullanacağını söylemek doğruysa o zaman hümanistlerin de aynını yapması yeterince doğrudur.

Buna karşın, postmodernist teorisyenler de kendi Nietzsche’lerini aynı derecede değiştirerek kullanmadılar mı? Politikanın estetikleştirilmesi gibi postmodernist kavramlar, güç isteminin seçici yorumlanmasını gerektirir. Dionist (Dionysusçu) adam da, postmodern bir kahraman olarak, hangi niteliklerin övüleceğine dair dikkatli bir seçim gerektirir. Denklemden çıkarmayı tercih ettikleri diğer Dionist nitelikler, zalimlik, hegemonya, baskı vb, “modernizm”e atfetmeyi tercih ettikleri niteliklerdir.

Bu bağlamda, Gregory Bruce Smith gibi daha anlayışlı postmodernist teorisyenlerin gerçek postmodernitede bazı aristokratik yanların olduğunu onaylaması ilginçtir. Bu yüzden, Friedrich Nietzsche’nin özgürlükçü yanları, hiç şüphesiz ki, baskıcı tortuları beraberinde sürüklemeden kurtarılabilir. Fakat Heidegger’in aksine, bu çaba beyhude değildir. Ve bu bağlamda, Nietzsche’nin çözümlerini tanılarından ayırmak, Heidegger’da olduğundan daha kolaydır. Birkaç yorumcu, ki, bunlar “sert” yorumcular bile değillerdir; Nietzsche’nin köktenci otoriterlik ve hiyerarşik sosyal düzen çağrısını ciddiye alırlar. Oysa, bu insanlar, Nietzsche’yi saygı ile okurlar. Fakat, bu Heidegger’la o kadar da kolay değildir. Heidegger’ın tanısını reçetelerinden ayırmak çok daha zor bir görevdir. Kendisi, bu ikisinin birbiriyle çok yakından ilgili olduğunda ısrar etmiştir. Eğer Nietzsche, postmodernist gemi kazasından hümanizm adına kurtarılabiliyorsa muhtemelen bu, şu alanlarda yapılabilir:

Anlaşılırlık: Nietzsche, Alman dilini en iyi kullanan yazarlardan biriydi. (Luther-Goethe-Nietzsche) Okuyucu söylediklerine katılsa da katılmasa da, ilgi çekme ve ilham verme konularında nadir bir yeteneği vardır. Fakat kaç insan gerçekten Heidegger‘in kendilerini galeyana getirdiğini iddia edebilir? Postmodernist yazının ağzına kadar jargonla (teknik dil) dolu sisi ile kıyaslandığında, Nietzsche’nin saydam düz yazısı paha biçilemezdir. Nietzsche’nin üslubu, uzman olmayanlar için de erişilebilirdir; uzun lafın kısası “sürü”ye karşı tavrı düşünülürse bu durum ironiktir.

Modernite karşıtlığı: Hem Nietzsche hem de Heidegger, açıkça modernite ve demokrasiye düşmandılar. Nietzsche, nihilizmin kökenlerinin, Hristiyan ve hümanist geleneklerde yattığına inanıyordu. Fakat, Heidegger’den farklı olarak Nietzsche, devlet hakimiyetli baskı şekillerine iştirak etmek şöyle dursun, onları asla savunmadı bile.

Her ne kadar bu fikirden nefret ederdiyse de Nietzsche, burada, John Stuart Mill (1806-1873) ile Martin Heidegger ile olduğundan daha fazla ortak noktaya sahiptir. Nietzsche’nin çalışması, bu durumun bütün mesajı uğrattığı zarara rağmen Heidegger’den farklı olarak bireysel yorumlamaya açıktır. Nietzsche’deki asabi bireyselliğin gerginliği, onu liberallere ve hümanistlere karşı cazip kılan bir kaynak vazifesi görmüştür.

Milliyetçilik: Birkaç alanda iki filozof arasındaki farklılıklar daha keskindir. Heidegger, arsız bir dilbilimsel ve kültürel şovenistti. Ve Nietzsche ile ilgili tartışmalarda Heidegger, onun pan-Avrupa eğilimlerine dair en ufak bir imayı bile bastırarak haklı görünmekten hoşnuttu. Buna karşılık Nietzsche, herkesin bildiği gibi, Almanlar konusunda oldukça kaba yorumlarda bulunuyordu ve özellikle bir Avrupalı olarak yazmayı yeğliyordu.

Karamsarlık: Postmodernizm, bir karamsarlık kültürüdür ve Nietzsche, karamsarlığı nihilizmin başlangıcı olarak görmemiş miydi? Bu düşünür, kariyerini o dürtüyü hükümsüz kılmak için savaşmaya mı adamamış mıydı? Heidegger’in “yaradılış”a odaklanması kasvetli ve durağan iken, Nietzsche’nin “oluş”a odaklanışı, büyümeyi ve hatta iyimserliği teşvik eder. Ve yeniden ele alındığında Dionysus, pekala da 21.yy’ın yaşamı onaylayan felsefesine dayanak noktası oluşturabilir. Dionysus ve Prometheus.

Yazar: Bill Cooke
Çeviren: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: philosophynow.org


Paylaş
Exit mobile version