Koronavirüs krizi bizleri daha önce hiç alışık olmadığımız biçimde davranışlarımızı yeniden gözden geçirmek zorunda bıraktı. Bugünlerde öncelikle kendimizi korumak ve bireysel çıkarlarımızı düşünmek yerine toplumun iyiliğini ön plana alarak hareket etmemiz isteniyor. En iyi niyetli olanlarımız için bile bu yapılması o kadar kolay bir şey değil.

Bu hükümetler için bir sorundur. Pratik olarak, tavsiyelerine uyulmamız ve sadece ihtiyacımız olanı satın almamız isteniyor. Polis gücüyle böyle davranmaya zorlayabilecekleri yerde İngiltere devleti gibi bazı devletler, toplu olarak toplum yararına hareket etmemiz için görev ve ahlak anlayışımıza başvurmayı yeğlediler. Tercihlerini “yapmak zorundasınız” söylemi yerine “sizden rica etmek zorundayız” söyleminden yana kullandılar. Doğru olanı yapmak için toplumsal ruh bütünlüğünü uyandırmaya çalışıyorlar. Burada kilit nokta, talimatların yerine getirilmesinden ziyade bir görev bilinciyle hareket etmemiz gerektiğidir. Kahvemi azar azar satın alabileceğim gerçeğinden yola çıkarsak, bu yöntemin ne kadar başarılı olacağını kestirmek zordur.

Friedrich Nietzsche, ahlaka başvurmanın polisten daha az güçlü ve disiplinli bir sistem olmadığını savunur.  “Ahlakın Soykütüğü Üstüne” kitabında ahlaki düşüncenin, önce iyi ve mutlu bir insan olma arzusundan değil, elde ettiklerini haklı çıkarmak amacıyla kendilerini alt sınıflardan ayırmak isteyen üst sınıflar içinde ortaya çıktığını ileri sürer.

Çoğu dilde, “iyi” ve “kötü” için kullanılan kelimelerin “temiz” ve “kirli” kelimelerinden türetildiğine dikkat çeker. Üst sınıfların ahlaki asaletinin kanıtı temiz olmalarıydı ve alt sınıfların ahlaki çöküşü de kirlilikleriyle kanıtlanmıştı. Bu anlayış bugün, temiz olmanın ahlaki bir görev olduğu, el yıkamak, temastan kaçınmak ve sosyal mesafeyi korumak gibi bedensel disiplin kurallarına uymayanların sadece tehlikeli değil aynı zamanda bencil olduğu da söylendiğinden, hala doğru görünmektedir.

Akılcı Davranmak

Burada sözü edilen ahlak türü, felsefe tarihinde, ilk olarak 18. yüzyıl filozofu Immanuel Kant tarafından tanıtıldı. Kant, yaptığımız şeylerin sonuçlarının iyi olup olmadığıyla ya da bunların sağlam bir karakterden kaynaklanıp kaynaklanmadığıyla ilgilenmez, o sadece akılcılık adına aklımızı kullanıp kullanmadığımızla yani mantıklı davranıp davranmadığımızla ilgilenir.

“Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi” isimli kitabından başlayarak sözünü ettiği, eğer herkes yaptıysa bir anlam ifade etmeyen şeylerin yapılmaması gerektiğini bize söyleyen “Koşulsuz Buyruk”  (Categoric Imperative) (1) ilkesini izlememiz gerektiğini savunarak bizleri akılcı seçimler yapmaya teşvik eder. Başkalarını mantıksız davranmaya zorlayacak şekilde davranmak, kendi içinde mantıksızdır. Ona göre bu, insan onuruna bir hakarettir.

Panik kaynaklı satın alma buna güzel bir örnektir. Süpermarkette ihtiyacım olandan fazlasını satın almak, bu testi geçemez çünkü herkesin ihtiyacından fazlasını satın alması mümkün değildir, bu ancak nüfusun küçük bir kısmı için geçerli olabilecek bir şeydir. Ancak hepimiz sadece ihtiyacımız olan kadarını satın alırsak, diğer herkes de ihtiyaç duyduğu kadarını satın alabilir.

Kant’ın daha sonraki bir kitabında (Religion within the Limits of Reason Alone- Salt Aklın Sınırları Dahilinde Din) belirttiği üzere buradaki sorun, bir kendini koruma meselesi söz konusu olduğunda hepimizin, kendimize istisna yapma eğiliminde oluşumuzdur. Ekmek satın almakta zorlanmamın sebebinin aslında ihtiyacımdan fazlasını almak olduğunu biliyorum. Bunu bilmeme rağmen, toplumun ihtiyaçlarını kendimin ve ailemin ihtiyaçlarının önüne koymaktaki gönülsüzlüğüm ve bir daha ekmeğin stoklara ne zaman geleceği konusundaki endişem yüzünden, daha ilk haftada stokta gördüğüm ekmeklerden büyük olasılıkla  ihtiyacım olandan daha fazlasını satın alacağım.

Toplum çıkarlarını kendi çıkarlarımın üstünde tutmak konusundaki bu isteksizliğimin temel nedeni, Kant (ve diğer bazı devletler) tarafından işaret edildiği gibi toplum çıkarı için bireyciliği ön plana taşımış olan kitlelerdir.

İngiltere başbakanı Boris Johnson’ın durumunda olduğu gibi, belli belirsiz bir yol çizmek yerine talimatları yürürlüğe koymaktaki tereddüt, memnuniyet getirmek yerine devletin gücüne duyulan derin bir güvensizlik ve kişisel özgürlüğe beslenen acınası saflıkta bir inançtan başka bir şey değildir. Kısacası bu, serbest piyasa, özerklik ve bir devletin ideallerine olan bağlılığını gösteriyor. Panikle gelişen satın alma davranışının aslında girişimciliğin akıllılık, esneklik, çeviklik ve kendini koruma faktörlerinin bir sonucu olduğunu fark ettiğimizde bu daha da anlamlı olur.

Aslında sadece kolektivist bir toplum kitlesel ölçekte kendi kendini tecrit edebilecekti. Bireyi ön plana taşıyan ve bizi kendimiz için istisna yapmaya teşvik eden toplumlar, Koronavirüs salgını gibi bir kriz karşısında zorlanacaklardır. İşte bu nedenle pek çok devletin polis gücü kullanarak tam kapsamlı bir dışarıya çıkma yasağına başvuruyor olması bizleri şaşırtmamalı. Kant’ın, laik felsefesine aykırı olarak, bizi ahlaki davranmaya teşvik etmek için Tanrı’nın gücünü yardıma çağırdığı yerde günümüzün modern liderleri devletin gücünü kullanmaya zorlanıyorlar ama mevcut kriz bitmeden aradıkları son yardım bu olmayacak.

(1) Koşulsuz Buyruk: Kendisi için, nesnel zorunlu olarak buyuran, anlamı doğrudan doğruya kendinde olan buyruk; kendinde amaç olan ve başka bir şeyden türetilemeyen, temeli kendi içinde olan. (ç.n)

©® Düşünbil (2020)

Yazar: Matthew Barnard
Çeviren: Nilgün Hacer Açıkalın
Çeviri Editörü: Elif Arslan
Kaynak: theconversation.com

Please complete the required fields.