Günümüzde birçok manevî değerin yerini maddî değerlerin hızlıca alıp yaşamın olağan akışında sürüp gittiğini görmekteyiz. Maddî değerler o kadar baskın durumda ki gün geçtikçe önemli sayılan, olmazsa olmazımız diyebileceğimiz duygular bambaşka hâllere bürünüyorlar. İçinde bulunduğumuz bu durum Amerikalı toplumbilimci William Ogburn (1886-1959) tarafından “kültürel gecikme (cultural lag)” olarak adlandırılıp kavramlaştırılmıştır. Ogburn’a göre kültürel gecikme bir toplumdaki maddî kültür ögelerinde meydana gelen değişim hızına, manevî kültür ögelerinin ayak uyduramamasıyla oluşan uyumsuzluk ve görgüsüzlük durumudur (1). Bir başka deyişle “(cultural lag) William F. Ogburn’un daha geniş kapsamlı teknolojik evrimcilik kuramının bir parçası olarak geliştirdiği bir kavram ve kuram. Kültürel gecikme kuramı, bir toplumun teknik gelişmesi ile ahlaki ve hukuksal kurumları arasında bir uçurum bulunduğunu anlatır. Bazı toplumlarda görülen (en azından bazı) çatışmalar ile problemler, ahlaki ve hukuksal kurumların teknik gelişme düzeyine ayak uyduramamasıyla açıklanabilir” (Gordon, 1999:445).

Her gün etrafımızda gözlemleyebileceğimiz, normalleşen bu durum yerleşik kültür yapısına adım adım damgasını vurmakta. Esas anlamda maddî ve manevî olarak ikiye ayrılan kültür her daim kendini yenileyen, nefes alıp veren bir kavramdır. Maddî kültür hız olarak daha fazla gelişir ve etkilenir her türlü dış etkiden. Maddî olmayan yani diğer ismiyle sosyal kültür maddî kültüre uyum sağlamakta geç kalır. 1950’lerde tarım sektöründe meydana gelen makineleşme ve beraberinde gelen modern tarım teknikleri çiftçinin bu duruma uyum sağlayamamasına ve “göç” olgusunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Göç ederek kırsaldaki yaşantılarını terk edip kente giden bireyler kent yaşantısına uyum sağlamakta zorlanmışlardır. Kültürel gecikmenin tipik bir örneğidir bu uyum sağlayamama hâli.

Kültürdeki değişmeler sonucu ortaya çıkan kültürel gecikmeler, uyumsuzluğa ve anomiye (kuralsızlık)  yol  açmaktadır.  Bir  toplumun  kültürüne,  başka toplumların kültüründen kimi maddî  ve  manevî  ögelerin  geçmesi  ve  kültürün göreli bütünlüğünün bozulması kültürel yozlaşmaya neden olur (2). Aslında beklenen maddî ve manevî kültürün eşzamanlı olarak değişmeleridir. Ama bu durum mümkün olmaz. Teknoloji ile birlikte gelen yenilikler hızla kabul görmekte inançlar, genel kanılar, aile yapısı, ahlak gibi manevî kültürde yer alan bileşenler oluşan bu duruma ayak uyduramamaktadır.

Kültürel gecikmenin bir başka örneği de insanların sınıflarını değiştirerek üst sosyal sınıflara yükselme hikâyelerinde görülebilir. Zaman zaman insanlar çeşitli nedenlerle sınıf değiştirirler. Bu değişimle birlikte ne geçmişlerine benzeyen ne de girdikleri yeni sınıfla uyuşan farklı hayat tarzları geliştirirler ve ömürleri boyunca iki hayat tarzı arasında sıkışıp kalırlar. Şüphesiz bu insanlar değil ancak bunların çocukları içine girdikleri yeni sınıfı daha fazla benimseyecekler ve yine o sınıf tarafından da benimseneceklerdir. Neredeyse bir kuşak hatta iki üç kuşak süren bu gibi durumların ortaya çıkardığı “boşluk” da kültürel gecikmedir (3).

Kaynakça

http://www.gazetebilkent.com/2015/06/03/sosyal-degisim-ve-kulturel-gecikme/

MARSHALL, Gordon (1999). Sosyoloji Sözlüğü, (Çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü), Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.

http://www.sosyoloji.gen.tr/kulturel-gecikme-ne-demek/

http://www.akproje.org/madde/840-kulturel-gecikme.html

Yazar: Ayten Nahide Korkmaz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.