İngiliz İç Savaşından 1999 Seattle sokaklarına kuklalar, kuklacılar ve işçi sınıfı siyasetinin kısa bir tarihi.

Karnavalesk”, sıklıkla popüler isyanların bir parçası olagelmiştir. Şu sıralar Amerika ve İngiltere’de öz bilinçliliğin yeniden doğduğuna şahit olduk (başta Reclaim the Streets[1] eylemlerinde olmak üzere). Maskeler, balo kıyafetleri ve kuklalar bir yandan günlük hayat rutinlerinden uzaklaşma keyfi verirken diğer yandan gizlenme aracı olarak işlev görmektedir.

Kuklalar Muppet Show’daki şovmen kuklalar gibi sevimli olmazlar. Semboliklerdir, putlardır ve anlamlı yaratıklardır. – Peter Schumann, Ekmek ve Kukla Tiyatrosu

Avrupa tarihinin bir noktasında kuklacılığın esasen alt sınıftan gelecek bir başkaldırının habercisi olarak mahkum edilmesi fikri, Howdy Doody ya da Muppet Show izleyenler için fantastik bir fikirdir.

Gerçek şu ki, kuklacılığın ticari hayatın bir parçası haline gelme süreci içinde esas tarihi baskılanmış; bir zamanlar yoksulların ihtiyaçlarına dönük olan gelenek değer yitirmiş ve terkedilmiştir.

Bununla birlikte, geçtiğimiz birkaç yılda kuklacılığa olan ilgi yenilenerek geri dönmüştür. Bunun en önemli nedenlerinden birisi medyanın kamusal alanı kullanmasıdır. Her şeyin kolektif sahipliğinin bulunduğu bir aleme doğru sürüklendikçe, bu alan anarşistler ve özgürlük konusunu önemseyen herkes için muazzam bir endişe kaynağıdır. Kamusal alan şimdi en yüksek teklifi verene kiralanmıştır. Bu da demek oluyor ki gerçek demokrasiye dair elimizde kalan son kaynaklardan birini koruyabilmek için yeni protesto biçimleri kullanılmalıdır. Kuklacılık kamusal alanda siyasetle ilgili bir gelenektir. Sadece ne söylediğiyle değil söyleme biçimi ile; kolektif, dini ve hükümete ait yapılara aykırı fikirlerin ifade edilmesiyle ilgilidir.

İlk Zamanlar

Kuklacılığın yıkıcı politik rolü etkili olarak devrimci 17. yüzyıl İngilteresi’nde, dönemin en ünlü kukla karakteri Punch ile başladı. Punch, muazzam toplumsal çalkantılardan başı dönmüş bir ülkede sevilen bir karakterdi.

1643’te İngiliz otoriteleri devrim propagandalarının yayılması korkuları nedeniyle tiyatroları kapattı. İngiltere bir iç savaşa doğru çekiliyordu ve Winstanley’s Diggers ve Albeizer Coppe’s Ranters gibi radikal unsurlar şimdiden etkindi.

Ülke, halkı ve süreç içerisinde çiftçilerin geçim kaynaklarını yok edecek olan sanayi kapitalizmine doğru sert geçişin tam ortasındaydı. Kuklacılık, tiyatro yasağından ve din adamları ile işsiz aktörlerin suçlamalarından kurtulmanın bir yolu olarak görüldü ve medyanın kitlelerin “yozlaşması” konusundaki endişelerini artırdı. Belki de haklılardı: Punch kesinlikle bir ayartıcıydı.

Geniş, kemerli burnu ve delicesine kaba tavırlarıyla bu kambur, alt sınıfın bir kahramanıydı. Punch eğlence başta olmak üzere hayatın her alanında uyumun dayatıldığı bir zamanda hayal edilebilecek en kutsal yasaları deldi. Tanrı’nın ve Kral’ın kanunlarıyla dalga geçti ve idamdan kaçarak Ölümü dahi aldatmayı başardı. “Punch ve Judy: Bir Tarih” adlı kitapta George Speight şunları söyler: Punch yıkıcı bir soytarı, “Piskopos ve Krala karşılık verebilen bir ahmak, herkesle dalga geçme izni bulunan bir budala” idi.

18. yüzyıl Fransası’nın da Guignol isimli kendi “Punch”ı vardı. John McCormick ve Bernie Pratasik’in “Avrupa’nın Popüler Kukla Tiyatrosu, 1800-1914” kitabında yer aldığı şekliyle, Guignol gösterileri “tamamen halkçı” idi ve “her akşam diyaloğa dönüşen sert bir siyasi içeriği vardı.”

Saxony 1793 yılında kukla gösterilerini yasakladı ve 1852’ye gelinceye kadar Fransız hükümeti sadece kâğıda aktarılan metinleri yok etmekle kalmamış (sözlü gelenek için cenaze çanı) doğaçlamanın da her türlüsünü yasaklamıştı. Kuklacılık özellikle devrimin sıcak bölgesi olan Lyon’da tartışmalara yol açtı. Buradaki yoksul dokumacıların ve madencilerin katıldığı son ayaklanmaların biri, Kropotkin’in hapsedilmesi ve 1888 yılında ülkeden sınır dışı edilmesi ile sonuçlandı. McCormick ve Pratasik’e göre, “III. Napolyon’un polis devleti çok sayıda insanın bir araya gelebileceği yerler konusunda özellikle tedirgindi”. Bu nedenle Guignol gösterileri gözetim altında yapıldı. Guignol’i sergilemek isteyen yeni başvuruların çoğu anında reddedildi. Bir zamanlar kuklacılık ile bilinen bir şehirde Lyon’un kuklacıları seyirciye ulaşamadı.

Kuklacıları Suçlulaştırmak

Başlangıcından itibaren radikal kuklacılık suç eylemi olarak muamele gördü. Hem İngiltere hem Fransa, kuklacılara diğer performans sanatçıları ve iş adamları benzeri lisans verilmesini dahi engelleyen baskıcı yasalar çıkardı. Bu durum kuklacıları performans hiyerarşisinde şovmenlerden daha aşağı seviyeye düşürdü. Gezici kuklacılara şüpheyle yaklaşıldı ve kuklacılar sadece suça karışma ile değil aynı zamanda aşırı yoksul kitleleri iş hayatının saygın merkezlerine çekerek bu suçu yayma ile suçlandı. Otoriteler ve tüccarlar tarafından haklarında uzun uzun konuşulsa da kuklacılar hayatlarını kazanmaya, hatta ufak bir gelir sağlamak için gitmeleri gereken her yere gitmeye kararlıydı. Nihayetinde kovulacak oldukları kalabalık pazar yerlerinde performanslarını sergileyeceklerdi.

Yıkıcılık

Yıkıcı tiyatro geleneği içinde 19. yüzyılın en ünlü ismi, eşsiz ve tuhaf anarşist kuklacı Alfred Jarry idi. Paris sokaklarını bisikletiyle saplantı derecesinde turlarken tabanca taşıdığı bilinen Jarry, arkadaşlarını zekasıyla ve şoke edici davranışlarıyla eğlendirirdi.

İlk gençlik yıllarından itibaren kuklacılığa tutkun olan Jarry 1888’de annesinin evinin tavan arasında, lisede suç ortağı olacak olan Henri ve Charles Morin için şovlar düzenledi. Jarry’nin burjuva bayağılığına acımasız saldırısı olan kötü şöhretli Ubu Roi’nin ilk versiyonları burada sergilendi. Kral Ubu’nun sahnedeki ilk sözünün “Bok!” oluşu nedeniyle değilse de, Ubu Roi pek çok nedenden dolayı çabucak ün kazandı.

Oyunun son sahnelemelerinde Jarry gerçek aktörler kullansa da, Ubu’nun kostüm tasarımlarını ve sahnelerin koreografik yönergelerini mümkün olduğunca kukla-benzeri düzenledi. Jarry’nin yazılarının anti-sömürgeci ve anti-militer yapısı ile, dönemin Fransa’sında muhaliflerin, sanatçıların ve anarşistlerin sıklıkla kullandığı bir yöntem olarak, düzen karşıtı “ilkelliği” (kuklalar vasıtasıyla) oldukça açıktı.

Alfred Jarry “Kral Ubu”

20. yüzyılın başlarında çok geçmeden daha çok sayıda kültürel yıkım hareketleri yaşanmaya başlandı. Almanya’da kuklacı Gerhart Hauptman Kayzer’i eleştiren hiddetli oyunlar sergiledi. Portekiz’de Rosado da hükümet karşıtı gösteriler yaptı.

Şimdi kuklacılıkta tartışmasız lider olan Çekoslovakya, efsanesine 19. yüzyılda başladı. Çek dili Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından yasaklandı fakat kuklacılar bir başkaldırı eylemi olarak Çek dilinde gösteriler yaptı. Nazi işgali sırasında kelimenin tam manasıyla yüzlerce tiyatronun kapatılması ve yasaklanmasına rağmen kuklacılar direndi. Yeraltı mekanlarında modern şiirin teatral yorumlarıyla birlikte Karel Capek tarafından anti-faşist oyunlar sergilendi. Gösteriler sırasında (seyircinin beklentisi de hesaba katılarak) muhalif/yıkıcı söylemlerinin sansürü geçebilmesi için alegori kullanıldı.  

Günümüzde radikal kuklacılık

Radikal kuklacılık bugün mahrum bırakıldıkları kamusal alanı geri istemektedir. Her ne kadar yüzyılın başından beri bu alan kapitalist/militer/siyasi otoritelere hizmet etmek için ayrılmış olsa da, kukla gösterileri bunu anti-otoriter amaçlar için tersten kullanmaktadır.

Filozof M.M. Bakhtin, “hakim söylem” kavramı üzerine yazısında, yönetici sınıfların inançlarının kamusal alanda bir olgu olarak çerçevelendiğini yazmıştır. Bakhtin ayrıca “karnavalesk” sözcüğünü türetmesi dolayısıyla da bilinmektedir. Sözcük; karnavallar, geçit törenleri ve kukla gösterilerinde olduğu gibi, popüler kültürün iktidarın kurallarını çiğneme yöntemini tanımlamaktadır.

Ekmek ve Kukla Tiyatrosu, Sanat ve Devrim gibi radikal kukla grupları işte bu karnavalesk damardan yürürler. Her ikisi de pasif eğlence fikrini yıkarak seyircilerini gösterilerine dahil eder ve böylece bir kamusal alan iddia ederler. 

Ekmek ve Kukla Tiyatrosu 60’ların ve barış hareketinin çocuğudur. Tiyatro, başlangıçta çalışmalarının çoğunu Vietnam Savaşı protestoları ekseninde yürüttü. Tiyatronun kurucusu heykeltıraş Peter Schumann otuz yıldan fazla süreyle fantastik ‘Domestic Resurrection Circus’ etkinliğini sürdürmeyi başardı. Schumann ve tiyatrosunun üyeleri, orijinal toplumsal kritiklerini sergilemek için el kuklalarından devasa sokak kuklalarına kadar hemen her çeşit kukladan istifade etti. Ekmek ve Kukla Tiyatrosu oyunları; Vietnam Savaşı, Kent Devleti Katliamı ve çoğunluğu mitoloji olan diğer konuları ele aldı.

Sanat ve Devrim ise, isminden anlaşılacağı üzere, sanatı eşitlikçi ve anarşist bir toplum kurmanın radikal bir aracı olarak gördü. 1996 yılında Chicago’da Demokratik Konvansiyon karşıtı gösterilerden doğdu ve 1998 yılında bir araya gelen Toronto’nun Aktif Direnişi’nde ve San Francisco’nun Reclaim May Day kutlamalarında önemli bir rol oynadı.

Bugün tüm Kuzey Amerika’da Sanat ve Devrim grupları vardır. Direktiflerinde, “Sanat ve Devrim Kolektifi etkin direniş için yeni yollar üretmek ile radikal değişiklik ve toplumsal devrim yapma becerisi olan topluluklar inşa etmek üzere insanları bir araya getirmeyi hedefler” hükmü yer almaktadır. Bu gruplar, Seattle’da düzenlenen Dünya Ticaret Örgütü toplantısı protestolarında büyük rol oynadı. Kendi ürettikleri çok sayıda dev kuklalar da ulusal medyada yer buldu. Dilerseniz internetten kendi sitelerine bakabilirsiniz.

Özetle kuklacılık içinde yer alan anarşik gerilim ve bunun marjinal kesimleri cezbedişi, en derin manada, bir özgürlük talebidir. Küçük oyuncak bebekleri (hatta devasa boyutta olanları da) hareket ettiren ve ne istediklerini söyleten kuklacılık, yaratımın – iktidarın tacizkâr hasarının olmadığı yeni bir dünya yaratımı – nihai eylemini sembolize etmektedir.

Yazar: Kerry Mogg
Çevirmen: Zeynep Duran
Kaynak: libcom

[1] Reclaim the Streets/Sokakları Geri Alalım, Londra’da kurulmuş, parti ile protestoyu birleştiren eylem taktikleri sonradan tüm dünyaya yayılmış bir gruptur. Britanya’da yol inşaatlarına direnen hareketlerden devşirdikleri doğrudan eylemlerle, rave karşı-kültürünün karnavalesk özelliklerini birleştiren Sokakları Geri Al hareketi, 1990’ların sonlarındaki küresel anti-kapitalist hareketlerde de etkili olmuştur (alıntı için  bkz).