Eğer Lacan’ın herhangi bir metnini açıp okumaya başlarsanız, ilk düşüneceğiniz şey, bu adamın deli olduğu olabilir. Kısaca söylemek gerekirse, onun yazımı psikotiktir: bölük pörçük, kaotik ve bazen de tutarsız. Öncelikle, yazılı bir metin halini almadan önce ders formatında verdiği sözlü söylem tarzının sıkıntılı halinin adı çıkmıştır. İkinci olarak, onun parçalara ayrılmış metinleri resmi ifade sistemine inatla uygun düşmez. Bu yüzden Lacan, ne bir üslupçu ne de bir kuramcı olarak ulaşabileceğimiz bir noktadadır. Sonuçta bir uyuşmazlığa neden olur, çoğunlukla da yanlış yorumlanır.

Lacan korkutucu bir polemikçi, radikal bir eksantrik ve neredeyse utanılacak sınırlarda gezen sıra-dışı bir uygulayıcı olduğundan, ismi ana akım psikanaliz alanında kullanılmaktan kaçınılan hale gelmişti. Destekleyicileri tarafından “usta” olarak anılsa da “Fransız Freudyen”inin ses getiren eleştirisiyle; manipülatif, küfürbaz, etik dışı ve sapkın olarak damgalanmış, psikanalitik tekniği sömürdüğü için büyük çapta kınamaya neden oldu. Onun psikanaliz sürecine dahil olan bazı kişilerin intiharından tereddütsüzce sorumlu tutulması (belki de haksızca) şaşırtıcı olmadı, dolayısıyla bu durum, en sonunda onun psikanalitik topluluktan çıkarılmasına yol açmıştır (Haddad, 1981: Lacan, 1964a). Yazılarının esrarlı ve tutarsız doğasından dolayı efsanesine sıklıkla eşlik eden tanınmış bu deha, hiçbir şekilde akademik çevrelerden yok olmasa bile, Lacan’ın teorik külliyatı “asılsız” görülerek bazı kişiler tarafından yok sayılmıştır. (Roustang, 1990).

Lacan’ın bilgi teorisinin psikotik bir hermenötik ile bağlantılı olması sebebiyle, teorik yeniliklerinin bazen psikozların dili ile karakterize edilmesi oldukça ironiktir. “Paranoya” Yunancadaki, para– ötesinde veya yanında “kendinden geçmek” teki gibi – ve zihin (nous, νόος) den- türetilmiştir, böylece akıl dışı düşünce (noēsis), dolayısıyla da delilik anlamına gelir. Lacan’ın parçalara ayrılmış, benzeşmeyen ve sıklıkla üstü kapalı teorik yapısının onun arzu anlayışını karakterize ettiği söylenebilir: Arzu yapının ötesindedir, kelimelerin ötesindedir– o yalnızca kelimelerle anlatılamayandır, tarifsizdir. Elbette aklımızdan çıkmayan bu şey isimsiz kalan, anlatılamayandır -bilinmeyendir- ve tam da bize yabancı olduğu için kaygı vericidir.

Lacan için; tıpkı kendisinin, hakkında herhangi resmi bir metin olmayan, Gerçek konsepti gibi, tüm bilgi de paranoya ile doludur. Paranoyak bilgi ile ilgili yorumları yalnızca Écrits’te ve Seminerlerinde bulunan birkaç fragmana dayalıdır, dolayısıyla da açıklık ve sistematik titizlikten yoksundur.  Konu üzerindeki kısıtlı görüşlerinin hakiki teorik ve klinik değerlere sahip olması sebebiyle, amacım paranoyak bilginin kapsamını, genişliğini ve sürecini açıklayan kavramsal bir model sunarak Lacan’ın anlayışının nasıl bir klinik faydaya sahip olduğunu göstermek.

Gelişimsel olarak; bilgi paranoyaktır; çünkü öteki ile olan imgesel ilişkimiz yoluyla, ilkel bir yanlış özdeşleştirme veya özerkliğin, kontrolün ve ustalığın asılsız bir şekilde kendini tanıması olarak elde edilir, dolayısıyla da eziyet veren bir endişeye ve kendine yabancılaşmaya yol açar. İkinci olarak, dilin ve konuşmanın sembolik yapısı aracılığıyla arzu kendini bize eşsiz öznel iç deneyimlerimizi istila etmek ve yok etmekle tehdit eden bir ön talep olarak kabul ettirmeye çalışır. Ve son olarak, kendini bilme süreci paranoyaktır; çünkü bu süreç dehşet verici bir şekilde gerçek ile, yani bilinmeyen ile, yüzleşir.  Bir klinik vaka çalışmasını incelememiz aracılığıyla, paranoyak bilgi kendini bilmeme arzusu olarak gösterir.

©® Düşünbil (2020)

Yazar: Jon Mills
Çeviren: Lara Şahin
Çeviri Editörü: Elif Arslan
Kaynak: “Underworlds: Philosophies of the Unconscious from Psychoanalysis to Metaphysics” adlı kitaptan bir bölüm.

Please complete the required fields.