• 13 Temmuz 2016
  • Düşünbil Portal
  • 0
Paylaş

Farkında olmayabiliriz ama hayatımızı 19. yüzyıl filozofları ile birlikte yaşıyoruz. Karl Marx, Friedrich Nietzsche ve Sigmund Freud önemli “erkek” düşünürlerdi, ince zekalı ve mevcut durumu sorgulamaya istekli “erkeklerdi”.

Onların fikirleri, 20. yüzyılda milyonlarca insanın hayatını şekillendirdi ve 21. yüzyılda da hala üstün bir etkiye sahip. Pop şarkılarından küresel ekonomiye, davranışlarımızdan sekse kadar, bu üç beyaz erkek, teorileri ve aforizmaları ile günlük hayatımızdalar.

Nietzsche, “Seni öldürmeyen şey güçlendirir” der. ‘Haz ilkesi’, ‘dilek doyumu’ ve ‘anal fiksasyon’, Freud’un ortaya attığı nosyonlardır. Marx, ‘insanlığın afyonu’ diyerek, eleştirisini, kilise çiçeklerini düzenlemeden IŞİD saldırılarına uzanan bir yelpazede değerlendirebileciğimiz din mefhumunu kınar.

Eğer bu filozofların güçlü nüansını takdir ediyorsak, onların eserlerinin kökenlerini de anlamak zorundayız. Yani kar püskürten Çek Cumhuriyeti’nden İsviçre’nin tımarhanelerine ve Montmartre’in yeşil içkili kafelerine; yeni BBC 4 serisi Genius of the Modern World için hikayenin arkasındakileri araştırıyorum.

İşte bu üç ezber bozan hakkında bilmediğiniz bazı şeyler…

1.Marx Shakespeare’i çok severdi.

Marx, zarif Trier kasabasında burjuva bir ortamda büyüdü ve onu Shakespeare ile tanıştıran bir baronun kızı ile evlendi.

Bir söz üstadı olarak Marx’ın nesir tarzı epik ve tiyatraldır. Marx’ın ailesinin üzüm bağları vardı ve bir yakını olan Philips beyaz eşya imparatorluğu kurmuştu.

Nietzsche ve Freud gibi, Marx da zorlu bir gençlik geçirmişti. Babası avukat olarak çalışabilmek için Hıristiyanlıktan Yahudiliğe geçmek zorunda kalmıştı ve Marx öğrenciyken bunlara tanık olmuştu.

Freud küçük bir kasaba olan Moravia’da komleks bir Yahudi aile ile yoksul bir pansiyonda büyüdü. Nietzsche ise Lutheran papazı babasını beyin hastalığından dolayı ızdıraplı bir şekilde ölüme giderken izledi.

2. Klasik geçmişin gücü

Marx’ın ilk büyük akademik çalışması Yunan filozoflar Demokritos ve Epikuros üzerine oldu.

Nietzsche, Basel’ın en genç Filoloji profesörüydü ve Yunan tanrısı Dionysos’un takipçisiydi. Freud bir arkeolog ve kaşif olarak psikanalizi kavrıyordu; aklın kalıntılarını inceliyor, delilleri ortaya çıkarıyordu.

Marx ve Engels insanlığın teleolojik bir teorisini öne sürdüler. Bu sınıf hikayesi antik dünyadan günümüze kadar sorun olmuştu. Latince ‘proletarius’ (yavrulayıcı, Roma’da toplumun en alt sınıfına mensup kişi) kelimesinden gelen ‘proletarya’ terimini populer hale getirdiler.

3. Seks, alkol ve madde bağımlılığı

Üçü de zihinsel ve fiziksel anlamda sınırları zorlayan insanlardı. Freud kokain kullandı, Marx orta sınıf kötü çocuklar klübüne katıldı (the Trier Tavern Club), Nietzsche’nin Lou Salome ile bir aşk ilişkisi vardı. Lou Salome anal zevk üzerinde uzmanlaşmış ilk kadın psikanalisttir.

Bir fotoğraf Lou’nun Nietzsche ve filozof arkadaşı Paul Ree’yi elinde kırbaçla at gibi sürdüğünü gösterir.

Nietzsche’nin okul raporlarını okuma keyfini de yaşadım. Onun sarhoşluktan okuldan uzaklaştırıldığını ve matematikten nasıl başarısız olduğunu da biliyoruz.

4. Kişisel felsefeler

Freud’un ilk aşkı Martha’dan gelen mektupları okuyunca, psikanalist olmadan önceki Freud ile tanışırız; sevgilisini klinik bir duyarlılıkla tedavi eder (Martha, Freud’a bir tutam saçını gönderir, Freud Martha’ya bu saç telinin kırılma sebebinin saç fırçası olup olmadığını sorar) ve Martha’yı hisleri hakkında konuşması için teşvik eder.

Nietzsche’nin korkunç bir öngörü yeteneği vardı. Onun felsefesinin yayılmasının nedenlerinden biri de özlü aforizmalarıdır: Bu bir ısırımlık felsefe Third Reich (Üçüncü İmparatorluk) için tehlikeli bir şekilde çekiciydi.

Marx (muhtemelen yirmili yaşlarında) zayıflatıcı bir deri hastalığına yakalandı. Doktorlar bu durumun onun ‘yabancılaşma’ duygusunu beslemiş olabileceğini tartışır.

5. Neden bugün umursuyoruz?

Marx’ın ekonomik analizi kusurlu olabilir ama onun ‘türümüzün özü’ dediği yabancılaşma önemli bir sorun tespitidir; kapitalist makinede bir dişli olma tehlikesi.

Nietzsche, Tanrı’nın yokluğunda rahatlık dinini isteyebileceğimiz “sağlıklı ve güvenli bir kültürü” önceden haber vermişti. Ölümden sonraki ödüle odaklanmanın felaket derecedeki sonuçlarını sorguladı ve bize ulu bir amaç olmadan (Nietzsche, Tanrı’nın öldüğünü ilan etmişti) kendi değerlerimizi yaratmaya kalkmak için özgür olacağımızı -ya da kınanacağımızı- hatırlattı.

Freud’un anormalinin normalliğini kabul etmesi, hoşgörüyü cesaretlendirirken, tanımlama ve arzularımızı takip etme konusunda söyledikleri ise ABD’nin reklam kültürünün temeli olarak kullanıldı.

6. Marx, Marksist rejim tarafından ve Nietzsche, Naziler tarafından cezalandırıldı.

Milyonlarca insan Marksizm adına öldürüldü, Marx’ın katı Marksist rejimler tarafından mahkum edilmesi ise korkunç bir ironidir. Onun, “komünizm tarihin çözülmüş bilmecesidir” sözüne rağmen, Marx ortodoks fikirlerini sorgulamaya asla ara vermememiz gerektiğini düşünüyordu.

Nietzsche’nin defterlerinde, ‘Güç İstenci’ skeçleri ve gelişmekte olan çalışmaların üzerine alışveriş listesi (diş fırçası, çörekler, ayakkabı cilası) yazılmış olsa da, bu metin Nazi dogmasının temel gerçeği olarak algılanıp kötüye kullanılmıştır.

Her üç filozof da bize fikirlerin ideolojiler içinde kireçlenme tehlikesi ile karşı karşıya geldiğini hatırlatır; büyük fikirler büyük sorumluluklarla gelir. Platon’un söylediği gibi, yazılı kelimeler ‘genellikle bir yetim’ gibidir ve kasıtlı olarak kötüye kullanılabilir.

Man’ (erkek) kelimesi Ön-Hint Avrupa dil ailesinde kullanılan bir kelime olan ‘manu’dan gelir. Bir tür olarak düşünme gücümüzle tanımlandık.

Marx, Nietzsche ve Freud’unki bir meydan okumaydı ama dünyanın geleceği onların elinde değil artık, bizim elimizde. Aklımızın gücünü kullanmak ve yaşamı en iyi şekilde düzenlemek için sosyal bir görevimiz var.

Yazar: Bettany Hughes
Çeviren: Meltem Çetin Sever
Kaynak: BBC 
Başlık Görseli: Spiked

Editörün notu: Yazar “man” (erkek) kelimesini, sıklıkla geleneksel anlamlarına gönderme yaparak kullanmıştır. Yazısının sonunda ise “‘Man’ (erkek) kelimesi Ön-Hint Avrupa dil ailesinde kullanılan bir kelime olan ‘manu’dan gelir. Bu da ‘mind’ (akıl) anlamındadır. Bir tür olarak düşünme gücümüzle tanımlandık,” diye belirtmiştir. Çeviriden bu kısımları çıkartmamak adına, yazarın kullandığı bu kelimenin politik açıdan yanlış olduğu için yazının eleştiriye açık olduğunu; fakat yazarın geçmişi dikkate alındığında cinsiyetçi bir pratiğinin olmadığını hatırlatmak isterim.


Paylaş

Düşünbil Portal

Düşünbil Portal, bilim, felsefe ve psikanaliz alanlarında yazılı ve görsel içerikli makale, deneme ve çeviri yayınlayan çok içerikli bir portaldır. Genel okur-yazar kitlenin bilinçlenmesini ve farkındalık kazanmasını amaçlamaktayız. “Düşünen her insan gençtir” vizyonu ile her genç insana hitap etmeyi amaçlayan Düşünbil Portal, dergi ve etkinliklerle bu amacını geliştirmektedir.

https://www.dusunbil.com