Modern mimari gerçekten yaratıcı yapıtlar üretiyor: Göz alıcı, inanılmayacak derecede yüksek binalar, origami gibi katlanmış opera yapıları ve de uzay gemisine benzeyen müzeler. Bununla birlikte, her şeyi yeniye doğru yöneltirken modern mimari, aynı zamanda yapıları güzel kılan şeylerin çoğunu da kesin biçimde ardında bırakmıştır. Modern çağın en iyi mimarları geleneğin anlamlı ve güzel yönlerini sürdürürken eski, sıkıcı yanlarını bir yana atarak, bu tuzaktan kaçınmayı başarabilmişlerdir. Belki de bu dengeyi bulabilmiş en başarılı mimarlardan biri Louis Kahn adındaki garip fikirleri olan, meraklı bir Amerikalıydı.

Kahn, 1901 yılında doğmuştu. Gençliğinde Pennsylvania Üniversitesi’nde mimarlık okudu fakat kariyeri, 1950lerde, onun antik tasarımları yeni bir zevk ile değerlendirmesine yol açan bir Roma gezisinden sonra tam olarak canlandı. Kahn’ın modern mimarlığa önemli katkısı, yapıtlarının, modernizmin yaratıcı ve yalınlığını kaybetmeksizin bu eski hatta antik öğeleri içermesi oldu.

Salk Enstitüsü Biyolojik Çalışmalar kısmı, 1960’ta yapıldı.
Salk Enstitüsü Biyolojik Çalışmalar kısmı, 1960’ta yapıldı.

Eski fikirlerin bu başarılı rehabilitasyonunun bir örneği Kahn’ın -modern mimarların çoğunlukla imge gücünden yoksun ve kuralcı olarak gördükleri- simetriye olan ilgisidir. Kahn, La Jolla, Kaliforniya’daki Salk Enstitüsü’nü, merkezi bir su kanalının her iki yanındaki özdeş binalar kompleksi olarak tasarladı. Böylesi bir simetri Beaux-Arts stilinin karakteristiğiydi; fakat Kahn, bu belirgin geri duruşuyla soğukkanlıydı. “ İnsanlar Beaux-Arts’ı görmek istiyorlarsa, benim için hava hoş,” dedi. “Ben iyi mimari ile herkes kadar ilgiliyim.”

Kahn, özdeş bina sıralarını izleyicinin bakışını tasarımının merkezine ve onun arkasındaki denize çevirmek için kullandı. Enstitünün merkezi boyunca akan su kanalı hem sonbahar ve hem de ilkbahar ekinoksunda güneşin izlediği yolla aynı eksende uzanır. Böylelikle Kahn simetriyi estetik bir kusur olarak değil, tersine kişiye bir denge, odak ve devinim duygusu vermek için büyük bir amaçlılık içinde kullanmıştır. 

İlkbahar ekinoksu sırasında Enstitü
İlkbahar ekinoksu sırasında Enstitü

Kahn, ayrıca, tasarımlarında -modern mimaride nadiren görülen- bir görkem duygusu yaratmayı da başardı. Bir gökdelenin yüksekliğine şaşkınlıkla bakabiliriz fakat gökdelen büyük bir katedralin verdiği huşu hissini nadiren telkin eder.

Yale Merkezi İngiliz Sanatı kısmı, New Haven, Connecticut’ta 1969’da yapıldı.
Yale Merkezi İngiliz Sanatı kısmı, New Haven, Connecticut’ta 1969’da yapıldı.

Yine de Kahn, modern çalışmalara bu görkem ve azamet duygusunu yeniden tanıtmayı başardı. Yale Merkezi İngiliz Sanatı kısmında Kahn, izleyicinin bakışını yukarıya bir kilisenin kubbesini andıran yüksek pencereli tavana çeker. Merdiven kovası mağrur bir boşluk ve yükseklik hissi yaratsa da yapının geniş kolonu muhteşemdir. Etki şudur ki, izleyici salt gösterideki sanata değil, binalar, müzelere ve kültürün kendi fikrine de hürmet ve takdir duyar. 4

Modern mimarların çoğu esasen çelik, beton ve cama dayanır oysa Kahn geniş bir yelpazede duyusal malzemeler aramıştır. Kendisi, seramik, bakır ve diğer sıradışı maddelerin yeni kullanışlarını bulmak için uzmanları ofisine getirtmiştir; bir keresinde Yale’deki öğrencilerine kilin -yapabildikleri kadar çok- farklı kullanımlarını düşünmelerini söylemiştir. En önemlisi, mimarların daima en etkin ve modern bina malzemelerini kullanmaları gerektiği fikrini reddetmiştir. Bunun yerine Kahn öğrencilerine, malzemeye ne önereceğini sormalarını öğretmiştir: “Tuğlayla konuşursunuz, ‘Ne istiyorsun tuğla?’ Ve tuğla size der ki ‘Kemer seviyorum.’ Ve siz tuğlaya dersiniz ki, ‘Bak ben de bir tane istiyorum fakat kemerler pahalı ve beton bir lento (üst eşik) kullanabilirim.’ Ve sonra dersiniz ki: ‘Bu konuda ne düşünüyorsun tuğla? Tuğla der ki: ‘Ben kemer seviyorum.’ Kısaca tuğla kendi yolunda devam eder.”

Phillips Exerter Akademi Kütüphanesinde ahşap ve betonun çarpıcı bir örneği, Exerter, New Hampshire’da 1965’te yapıldı
Phillips Exerter Akademi Kütüphanesinde ahşap ve betonun çarpıcı bir örneği, Exerter, New Hampshire’da 1965’te yapıldı

Kahn özellikle, Esherick evinde yaptığı gibi beton ve meşe gibi umulmadık malzemeleri akıllıca yan yana getirmeyi seviyordu. Genellikle, beton bize, kişisel olmayan fabrikaları ve uzak, fütüristik binaları hatırlatırken – meşe odununu ise Viktoryen dönemin sigara odaları ve tozlu, eski kütüphanelerle ilişkilendiririz. Fakat bu iki ortam birlikte şaşırtıcı bir biçimde farklı bir gösteri sunar -gerçi bunlar önemli derecede bütünleyici meziyetlerdir. Beton, dış dünyadan koruma hissinin güvencesine katkıda bulunan sağlamlık ve durağanlık hissini temin ederken, ahşap mekana bir sıcaklık ve evsellik duygusu verir. Malzemelerin bu kombinasyonu, zarif bir biçimde konfor ve sağlamlığı birlikte bulabileceğimizi ortaya koyar.

Philadelphia’da Esherick Evinde ahşap raflar ve bej beton
Philadelphia’da Esherick Evinde ahşap raflar ve bej beton

7

Sonuçta, Kahn anıtsal bir mimar olarak anımsanmaktadır -her iki anlamda da- pek çok modern mimarın anıtları yararsız ve duygusal diye kesin bir şekilde reddettiği bir çağda. 1938’de mimari eleştirmen Lewis Mumford fikrini kesin olarak belirtmişti, “Bir şey anıtsal ise modern değildir, modernse anıt olamaz.” Fakat Kahn anıtları sevdi. Roma’ya yaptığı önemli gezisinden sonra şöyle yazdı, “Sonunda anlıyorum ki, İtalyan mimarisi geleceğin esin kaynağı eserleri olmayı sürdürecektir… Bunu bu şekilde görmeyenler tekrar bakmalıdırlar. Bizim ufak tefek işlerimiz onlarla karşılaştırıldığında çok küçük kalır.” Kahn’ın Forth Worth, Teksas’taki Kimbell Sanatları Müzesi’nde kullandığı mermer, örneğin, Kahn’ın çok hayranlık duyduğu antik yapılara açık bir göndermedir.

Kimbell Sanatları Müzesi, 1972’de yapıldı
Kimbell Sanatları Müzesi, 1972’de yapıldı

Kahn 1974’te öldüğünde, belki de Amerika’nın en ünlü mimarıydı ve halen son derece itibarlıdır. Kahn’ın yeteneğinin önemli konumu dogmatik modernizmi aşması ve mimarinin – yapılara gelecek nesiller için ağırbaşlılık, zarafet ve görkem sağlayabilecek- güzel geleneksel elemanlarını tasarım karambolünde doğru yerlerine geri getirmesi idi.

Yazar: Alain de Botton
Çeviri: Bilen Kale
Kaynak: The Philosophers’ Mail

Please complete the required fields.