“İnsanın en üst ruhlu, en canlı ve en dünyayı olumlayan ideal hali geçmiş ve şuan ile uzlaşmaya varmış ve anlaşmanın bir yolunu bulmuş kişi olmanın yanı sıra geçmiş ve şuanda ebedi olarak tekrarlanan her şeye sahip olmayı arzu ederek doyumsuzca ‘da capo’ (baştan) diye bağırandır. “ (İyinin ve Kötünün Ötesinde, Nietzsche)

Nietzsche’nin bengi dönüş ya da bengi tekrar fikri, onun en ünlü düşüncelerinden biri olmasının yanında en yanlış anlaşılanlarındandır. Böyle bir yanlış anlaşılma, fikri yorumlarken iki türlü bakış açısının veya yöntemin varlığından kaynaklanır. Zira bunun, bazılarında konuya ilişkin karmaşaya sebep olması Nietzsche’nin amaçladığı şeydir.  Nietzsche bengi dönüş fikrinin bazen 1) bilimsel bir teori, bazen de 2) psikolojik bir ‘test’ olduğunu yazmıştır.

Bilimsel Teori Olarak Bengi Dönüş

Bilimsel bir teori olarak bengi dönüş evrendeki tüm olay ve deneyimlerin sonsuza değin sürekli olarak tekrarlanacak olmasıdır. Nietzsche bu fikrini şu birkaç varsayım üzerinde temellendirir. 1)Evren belirli bir miktarda enerjiye sahiptir (enerjinin korunumu kanunu), 2) enerjinin bürünebileceği durumların sayısı sınırlıdır, 3) zaman sınırsızdır. Bu üç öncülü temel alarak, Nietzsche her şeyin sonsuz biçimde tekrarlanacağı çıkarımını yapar. Kişisel bakış açısına göre ise bu şu anlama geliyor; kendi hayatımız, başımıza gelen her şey ve tüm yaşantılarımız kendini sürekli olarak tekrar ederler.

“Bu dünya ki, başı sonu olmayan bir enerji devi, artmayan ve azalmayan bir güçten oluşmuş, asla kendini tüketmeyen sadece değişim geçiren bir demir kütlesi… sularının uzun yıllar boyunca telaş içinde birbirine aktığı sonsuz bir değişim, sonsuz bir geriye akış içinde olduğu bir güçler denizi… tam bir gelgit şeklinde: en basitinin en karmaşık, en hareketsizinin en hareketli, en katısının en kendiyle çelişen, en soğuğunun ise en sıcak hallerine varmak amacıyla çabaladığı bir güçler denizi. Amaçsızca, eğer ki amaç döngünün ta kendisi değilse.”

(Güç İstenci, Nietszche)

Psikolojik Test olarak Bengi Dönüş

Nietszche bengi dönüşe ilişkin bilimsel teorisini yazarken, onu daha çok amor fati (kader sevgisi) evresine eriştiğimizi saptamak amacıyla psikolojik bir ‘test’olarak kullanmayla ilgileniyordu. Ki amor fati evresini Nietszche, insan varlığının nihai amacı olarak görüyordu.

“Şeylerde gerekli olan güzellikleri görmek için daha çok öğrenmek istiyorum: ki o zaman ben de bir şeyleri güzel yapanlardan olabileyim. Amor fati: benim sevgim bundan böyle budur! Bazı günler sade ve sadece her şeye evet diyen birisi olmak istiyorum.” (Şenbilim,Nietzsche)

Şenbilim’de Nietzsche aşağıdaki düşünce deneyini yapmayı salık verir. Mümkün olduğu kadar bahsi geçen durumu gerçekçi bir şekilde hayal etmemizi ister. Amaç böyle bir mesaja verdiğimiz tepkinin ne olduğunu anlamaktır. Nietzsche bu tepkinin hayata ve evrene karşın sıklıkla gizli kalmış ama gerçek tutumumuzu açığa çıkardığını düşünür:

Bir canavarın en yalnız hissettiğiniz gün veya gecenizde arkanızdan sürünüp size şöyle dediğini düşümün. ‘Şimdi yaşıyor olduğun ve de bu zamana kadar yaşadığın bu hayatı sayısız tekrarla bir daha yaşayasın. Yaşadıklarına yeni bir şey eklenmesin. Çektiğin her acı, yaşadığın her sevinç, her bir düşünce ve her bir ah, ağza alınmaz küçük veya büyük her şey aynı sırada ve düzende sana tekrar gelsin. Bu örümcek ve ağaçların arasındaki ay ışığı da, tam bu an ve ben de. Var oluşun ebedi kum saati toz zerresi senle beraber tekrar çevrilsin!’ Yerdeki canavarın üstüne atlayıp dişlerinizi ona geçirip lanetler yağdırmaz mıydınız? Yoksa ‘Sen bir Tanrısın, ben bu ana kadar böyle ulvi bir şey duymamıştım!’ diye cevap vereceğiniz o muhteşem anı mı yaşıyor olurdunuz?  Eğer ki, bu düşünce olduğunuz halinizle size güç kattıysa, sizi dönüştürecek belki de ezip geçecektir.

(Şenbilim, Nietzsche)

Bengi Dönüş ve Istırap

Bahsi geçen testi ‘geçmek’ yani kendi hayatımızı sayısız kere tekrar ve tekrar yaşayacağımız düşüncesinin tiksintisine kapılmak yerine canavara sevinç içerisinde yanıt vermek ıstıraba yönelik tutumumuzun yönünü değiştirmeyi gerektirir. Her bir ana evet deme ve yeniden tekrar gerçekleşmesini dilemedeki (ki burada amor fati ya da evetleme evresine geçilmiş olur.) sorun yaşamdaki acının her yere nüfuz eden kaçınılmaz varlığıdır. Her varoluşa ‘Evet’ demek için ıstıraba da ‘Evet’ demek zorundayız.

Istırap her daim hayatın sıradan bir parçası olmaya devam edecektir. İnsanlar, kendilerini oyalayarak veya ilaçlarla yatıştırarak acıdan kaçınmaya çalıştıkça o zaman ıstırapla olumlu bir ilişki kurmak mümkün hale gelebilir. Istırabımızı kabullenebilir ve hatta onu sevmeye başlayabiliriz bile.

Istırabını sevme fikri kulağa oldukça yabancı ve olanaksız geliyor, yine de geçmişimize baktığımızda en büyük değişim ve dönüşümlerimizin en sıkıntılı zamanlarımızdan türemiş olduğunu açık ve net bir şekilde görürüz.  Gelişim ve değişim potansiyelinin zorluk, yoğun çaba ve başarısızlık deneyimlerini beraberinde getirdiği herkesçe bilinen bir gerçektir. Fakat derin acı ve zorluk içerisindeyken bu bilginin kullanılması çok nadir görülen bir şeydir. Istırap içerisindeyken çoğu insan acıya kucak açmaz, çektikleri acı sayesinde ne kadar gelişeceklerini düşünmez. Tüm bunların yerine, acıları için ağıtlar yakar, ıstıraplarından kurtulmak için ellerinden ne gelirse yapmaya çalışırlar.

Acı içindeyken, zihnimizi acının bizi geliştireceği düşüncesiyle doldurursak, ıstırabımızın üzerinde yükselir, onun değerini fark eder ve ondan ayrışırız. Böylece onu kendi lehimize- yani gelişme ve değişim yararına- kullanabilir ve yönlendirebiliriz.

“Önce aşağılara inmeliyim, ıstırabın hiç inmediğim derinliklerine, en karanlık sularına… Bir zamanlar en yüksek dağların nerede olduğunu sormuştum. Sonradan öğrendim ki en yüksek dağlar denizden çıkıyormuş.  Bunu delili ise kayalarının üzerinde ve zirvelerinin duvarlarında yazılı. En derinlerden en yüksekler çıkabilir ancak.“

(Böyle Buyurdu Zerdüşt, Nietszche)

İşte ancak böyle bir tutum bizlere ıstıraplarımıza ‘evet’ deme yetisini bahşeder. İşte bu sebeple tüm karmaşası, karışıklığı ve belirsizliği ile hayatın kendisine ‘Evet’ diyin.  Ancak böyle bir tutumla canavara ‘Sen bir Tanrısın, ben bu ana kadar böyle ulvi bir şey duymamıştım!’ cevabını verebiliriz.  Bu çalkantılı hayattan en iyi şekilde yararlanacaksak, zaman içerisinde çoraklaşmayıp donuklaşmayacaksak eğer, ‘Evet’ demeyi öğrenmek zorundayız.

“Yaratma oyunu için, ey kardeşlerim,  kutsal bir ‘Evet’ gerekir.”

(Böyle Buyurdu Zerdüşt, Nietzsche)

Çevirmen: Merve ERDOĞDU
Kaynak: academyofideas

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.