Hayatımıza giren olumsuz duygular etrafımıza neşe saçan birisi olsak dahi bizi birden bire 180 derece ters bir çıkmaza sokabilir. Bu duygulara sebep olan bir kişi olabileceği gibi, bir olay veya geçmişten bugüne çağırdığımız bir anı da olabilir. Çağırdığımız bu anılar şimdilik algımıza temas ederken, bizleri de o zaman boyutuna götürerek geçmişin tam ortasına bırakabilir. Etrafımızdaki insanlar tarafından da anlaşılan bu duygu durumu değişikliği, “Çok düşünceli görünüyorsun. Neyin var? Yoksa kötü bir şey mi oldu?”, “Sana bir haller olmuş.”, “Sende iyi gitmeyen bir şeyler var. Birisi bir şey mi dedi?” gibi soruların da muhatabı olmamıza neden olur.

Kimi zaman bir cevabı yoktur sorulan soruların. Zira bir kelimeye bile takılıp kalınabilir. Bir kelime duygusal bir çöküntüye, cevabı bilinmeyen ve sesletilemeyen bir hissedişe, anlamsız bir kedere, değersizliğe, hüzün dolu bir geceye, öfke dolu bir gündüze, mutsuzluğa, acınmaya, sıkıntıya, korkularla dolu bir endişe girdabına neden olabilir.

Kelimeler, hayatımıza girdiğinde daha bir anlam kazanmaya başlayan yaşantımız, her yeni sözcükle farklı bir deneyim ve her deneyimin oluşturduğu farklı bir sen imajı oluşturur. Bu biçimsellik ile birlikte bize sunulan formel ve informel öğretiler, kendi çaba ve deneyimlerimizle öğrendiğimiz tecrübeler ile birlikte farklı varlık sahalarına giriş yapmış oluruz. Öğretilen ya da öğrendiğimiz her bilişsel kavram, bir kalıba girerek kişiliğimizi -yani bugün olan kendimizi- yaratır. Farklı ve olumsuz duygular yaşamamıza sebep olan bazı kelimeler, gerçekte yaşamamız gereken haz duygusunu da ketleyip bizleri mutsuz edebilir. Dolayısıyla buradan insanın mutsuz olmasını sağlayan her duygu olumsuzdur çıkarımında bulunabiliriz.

Dünyaya gözlerimizi açtığımız an itibari ile o güne kadar ne olduğunu ve ne işe yaradığını dahi bilmediğimiz duyu organlarımızın aldığı uyaranları aynı anda ve büyük bir şaşkınlıkla anlamlandırmaya çalışan beynimiz büyük bir sorumluluk alır ve o an itibari ile çözümleme işlemini de başlatmış olur.

Öncelikle ebeveyn etkisi altında ve ona bağımlı bir yapıda hayatını sürdüren birey, onlar ne yapıyorsa dikkatlice inceleyip zamanla aynısını yapmayı, neyi nasıl söylüyorsa aynı şekilde ifade etmeyi öğrenip yarı bağımlı dönemine geçiş yapar. Bu geçişle birlikte pasif ve edilgen döneminde izleyici konumunda olan birey artık daha meraklı, iradeli, muhalif ve kısmen de olsa nesne ile ilişki kurabilen bir birey haline gelir. İlk çevre anne-baba, ilk dünya içinde bulunulan ev iken; hayatına giren diğer insanlar dayı, teyze, hala vb. ile birlikte yeni kavramlar; park, bahçe, oyun alanı vb. gibi ortamlarla da başka uyaranlarla tanışır.

İlk evrede tüm sevgiyi ve ilgiyi üzerinde hisseden birey, ikinci evrede başka insanlar ve mekanlarla farklılığı, böylece kendi karar mekanizmasını da öğrenmeye başlar. Üçüncü aşama olan ve istediklerinin her zaman yerine getirilemeyeceğini öğrenmek zorunda kalan birey, ilk hayal kırıklıklarını ve nitelikli kaybetme korkularını tecrübe etmeye başlar. Bu aşama akranlarla tanışma evresi olarak da isimlendirilebilir. Kendisi gibi benlik oluşumunu gerçekleştirmeye çalışan diğerleri ile ortak bir paydada buluşmakta zorlanan birey için öğrenilmesi gereken yeni bir kavşak noktası vardır. Bu sebeple de yön belirleme becerilerini geliştirmesi gerekmektedir. Artık rekabet, liderlik, ortaklık, arkadaşlık gibi kavramlar; inatlaşmak, paylaşmak, mücadele etmek gibi eylemler kişiliğe bir yön vermeye başlamıştır.

Sağlıklı bir ebeveyn kontrolünde kendini gerçekleştirmesi için kararlarına saygı duyulan, yeni öğrenilen kavramların doğru bir şekilde açıklandığı ve uygun görülen zamanlarda gerekli sınırların çizildiği birey için bu geçiş sağlıklı ve olumlu olacaktır. Fakat bu evreleri yanlış yorumlayıp, hiçbir şey yapmadan geçiren ebeveynlere sahip bir birey için ise başarısız ve olumsuz olacaktır. İşte tam da bu noktada yanlış öğrenmiş ya da kendi başına öğrenmek zorunda bırakılmış kişiler açısından yetişkinlik döneminde duygu durum bozuklukları görülmektedir. Anlamları eksik öğrenilen kavramlar bilişsel olarak çarpıtılmakta, yanlış anlaşılmalar, fazla anlam yüklemeler ya da olmayan bir şeyi varmış gibi sanmalar gerçekleşmektedir. Bir analoji yaparak anlatacak olursak: günü geçmiş ve içi boşalmış inançlar, hala kullanılmaya çalışılan kırık bir olta olsun ve sen de ucunda kendini taşımayacağını bildiğin halde çengele takılmış ol.

Hiçbir rasyonelliği olmayan, delile bağlanamayan ve otomatik olarak varlıklarını sürdüren bu düşünceler bizleri negatif ve gerçekçi olmayan bir süreç üzerine odaklar.

Bilişsel çarpıklıklar denilen bu negatif odak noktalarını gidermek için hayali ve bu sebeple güncel olanı yansıtmayan durumun fark edilmesi, yerine pozitif ve gerçekçi düşünceler koyulması gerekmektedir.

Yaşantılanmış olması veya öyle algılanması sebebiyle inkar edilmeden çözümü yapılan bu duygular kişiye fark ettirildiği durumda, bu olumsuz duygu tonlarının azalması ve hatta ortadan kalkması söz konusudur.

Kaynakça:

Gordon, Thomas (2016) Etkili Anne-Baba Eğitimi. Nazlı Özkan, Dilek Tekin (Çev.). İstanbul: Profil Yayıncılık
Özakkaş, Tahir (2004) Bütüncül Psikoterapi, İstanbul: Litera Yayıncılık

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.