Kant’ın Kaliningrad (eski adıyla Königsberg)’daki heykeli üzerinde Pratik Aklın Eleştirisi adlı eserinin son cümleleri yer alır: Sadece iki şey, üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası, giderek artan bir hayranlıkla aklımı meşgul ediyor. Aynı derecede hayranlık uyandıran Behave: The Biology of Humans at Our Best and Worst adlı bir diğer kitapta da nörobiyolog, babun uzmanı ve endokrinolog olan Robert Sapolsky, Kant’ın “kategorik buyruğunun” (kategorik imperatif) saf aklına karşılık olarak, ahlakı, nörobiyolojiye dayandırmaya çalışır. Kant’ın aksine (en azından benim için) Sapolsky’nin yazdıkları bir hayli ilginç. Bilimsel, her şeyi kapsayan, kolay anlaşılır, sorunların derinliğine inen ama endişesiz anlatımı, komik dipnotlar ve açıklayıcı son notlarıyla Behave genel okuyucu için bilimsel yazımın bir baş yapıtı niteliğinde. Böylesine ciddi bir konu hakkındaki 800 sayfalık bir kitabı her zaman zevk alarak okumazsınız.

Sapolsky incelemesini ters kronolojik sırayla anlatıyor. İlk bölümler davranışı oluşturan, beynimizdeki anlık nörolojik süreçleri tanımlıyor. Algının ve hareketin (görece) basit mekaizmalarıyla değil de kavrama (düşünme) ve hissetmenin gerçekleştiği yerler olan beynimizin frontal ve iç temporal loblarıyla ilgileniyor. Kitap, davranışı oluşturan sinir hücrelerinin anlık eyleminden beyin hücrelerinin ateşlenmesine yol açan hormonal, genetik ve çevresel faktörlere doğru zamanda geriye doğru gidiyor. Yani kitap, zor sinirbilimden başlayıp endokrinoloji ve genetiği geçerek, psikoloji, antropoloji, tarih ve evrimsel biyolojiye doğru ilerliyor. Sapolsky, açıkladığı deneysel sonuçların değişkenliğini ve karmaşıklığını her zaman vurgulayarak bu alanların her birini kafalarda soru işareti bırakmayacak şekilde açıklıyor. Kitabının temelinde yatan bir teması var mı diye sorulduğunda, “Oldukça karmaşık,” cevabını veriyor. 

Sadece 20-30 yıl önceye kadar beynin frontal lobları kara kutu olarak görülüyordu. Frontal loblarına darbe alan insanların kişiliklerinin değiştiğini ve şiddetli suçlardan hapis yatan kişilerin büyük bir bölümünün daha önceden kafalarına bir darbe aldığını biliyorduk. Buna örnek olarak on dokuzuncu yüzyılda yaşamış Phineas Gage’i verebiliriz. 1848 yılında gerçekleşen bir patlamada bir demir, Gage’in kafatasını delip geçtiğinde, Gage kötüye giden büyük bir kişilik değişimi yaşadı ve o zamandan beri bütün popüler sinirbilim derslerinde ve kitaplarında ondan bahsediliyor. Kafatasını Harvard Tıp Okulu Warren Anatomi Müzesi’nde görebilirsiniz.

Sapolsky, son yıllarda giderek artan ve çoğunda işlevsel beyin taramasının kullanıldığı araştırma birimlerini tanımlıyor. Bu taramalar, frontal lobların farklı bölümlerinin, limbik sistem olarak bilinen beynin duygusal bölümleriyle ne şekilde etkileşime girdiğini ve genlerimizle deneyimlerimizin bu etkileşimleri nasıl yönettiğini gösterir. Sinirbilim, duygu ve mantığın beynimizde meydana gelen iki farklı süreç değil de birbirleriyle oldukça iç içe geçmiş bir bütün olduğunu söyler. Motivasyonunuz yoksa nasıl harekete geçebilirsiniz ki? Bir şehrin haritasının, içinde yaşayanların hayatı hakkında çok az bilgi verdiği gibi beyindeki düşünce ve hissin basit coğrafyası bize her zaman çok şey (ayrıca işlevsel beyin taraması göründüğü kadar doğru da değildir) anlatmaz. Ancak bazen aydınlatıcı olabilir.

Örneğin Capgras sendromunu ele alalım. Bu sendromu yaşayan kişiler, ailelerinin ve arkadaşlarının sahtekar olduğuna inanır. Sendrom, beyindeki yüz tanıma bölgelerinin duygusal bölümlerden anatomik olarak kopmasından kaynaklanır. Beynin gözlerdeki kör noktaları kapladığı gibi Capgras sendromu hastaları, insanları tanıdıkları halde onlar için neden bir şey hissetmediklerine “mantıklı” bir açıklama bulur.

Beyin taramaları, Rumen yetimhanelerindeki, fiziksel ve duygusal eksiklik yaşayan çocukların beyinlerinin normal ailelerde yetişen yaşıtlarından daha küçük olduğunu, frontal metobolizmalarının daha yavaş çalıştığını, aynı zamanda korku ve saldırganlıkla ilgili temporal lobların parçası olan amigdalalarının da daha büyük olduğunu ortaya çıkardı.

Sapolsky, anti-sosyal insan davranışını anlatmak için freni bozuk araba örneğini kullanır. Tamirci, arabayı kötü olmakla suçlamaz; onun kötü davranışını, sadece çalışmayan parçaları açısından açıklar. İnsan davranışı da bundan farklı değildir. Davranışlarımız, beyinlerimizin işleyişleri tarafından belirlenir. Aradaki fark, davranışlarımız hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz için kafamızın bir yerinde bulunduğunu varsaydığımız mitsel kendini kontrol etme düşüncesine başvurmamızdır. O, “kötü” gibi kavramların günümüz bilim dünyasında bir açıklaması olmadığını savunur. İnsanların kötü davranmasının sebebi doğuştan kötü olmaları değil, beyinlerini şekillendiren nörolojik, genetik, hormonal ve çevresel faktörlerdir. Sapolsky, cezanın caydırıcı olarak gerekli olabileceğini kabul ediyor ancak bunun bir erdem olarak görülmemesi gerektiği konusunda kararlı. Kısacası, Sapolsky, “özgür iradeye” inanmıyor. Ancak yine de, “hayatı, özgür irade yokmuşçasına yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hayal edemiyorum,” diye de belirtiyor.

Filozoflar özgür irade konusunda bir hayli kafa yordu. Sapolsky’nin çıkarımlarına katılmamak mümkün değil ama aynı zamanda bir karar vermek zorunda olduğumda yaşadığım zorluğu inkar etmekte de zorlanıyorum. Hislerimi seçemeyeceğimi, onların genlerim ve küçük yaştaki deneyimlerimle şekillendiğini kabul ediyorum ama her şey önceden belliyse karar vermenin neden bu kadar acılı olabileceğini düşünmekten kendimi alamıyorum. Temelde, arabalardan hiçbir farkımız olmayan makinelersek evrim neden bilinçli deneyimi ve acıyı ortaya çıkardı?

Sapolsky, frontal lobların bir bölümü olan dorsolateral prefrontal korteksi (DLPFC) , “doğru ve daha zor olan şeyi” yapmamıza yardımcı olan bir bölge olarak tanımlar. Beynin bu bölümü, geç ergenlikte ve erken yetişkinlikte olgunlaşır ve büyük oranda deneyimlerle şekillenir. Sapolsky, onun duygularımızı nasıl değiştirdiğini ve “daha iyi” davranışlardan sorumlu olabileceğini tanımlar ama süreç içinde yok etmek konusunda kaygılandığı homoculusu yeniden yaratma noktasına gelir. Bilincim dorsolateral prefrontal korteksimin limbik sistemimde yaptığı değişikliğin basit bir yankısı mıdır? Onlar birlikte karar verebiliyor da ben neden veremiyorum? Ancak ben dorsolateral prefrontal korteksim ve limbik sistemimle bir bütünüm. Kelimeler burada kifayetsiz kalmaya başlıyor. En azından benim için öyle ve tam da bu anda filozofların devreye girmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu, hayatımda okuduğum, uzman olmayanlar için yazılmış en iyi bilim kitabı. İnsan doğası hakkında aklınıza gelebilecek herhangi bir kitaptan daha çok şey öğreneceksiniz ve bazılarını kabullenmekte zorlansanız da size ilham verecek. Ucunu ördüğü gür sakalı, açık sözlü tavrı, Birkenstock’larıyla ve kendi tanımıyla depresif bir içki karşıtı neo-hippi, Kaliforniyalı liberal ve Ortodoks Yahudisi Spaolsky, muazzam bir bilgi hazinesi olan ve coşkulu, bilgin ve insancıl bir insan izlenimi uyandırıyor. Heyecanlı bir bilimsel araştırmayı tanımlamak için tercih ettiği sıfatı kullanmak gerekirse; bu cool bir kitap. Okuyunuz!


Yazar: Henry Marsh
Çeviren: Sinem Ayan

Kaynak: NewStatesman 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.