Wilhelm Friedrich Hegel, felsefe tarihinin en anlaşılmaz filozoflarından birisi olarak biliniyor. Hegel felsefesi hakkındaki kafa karışıklığını anlamak için, felsefe literatüründe kendisine yer edinmiş olan “Hegelcilik”, “Sağ-Hegelcilik”, “Sol-Hegelcilik”, “Yeni-Hegelcilik” gibi kavramları gözümüzün önüne getirmemiz yeterlidir. Hegel, tıpkı diğer on dokuzuncu yüzyıl filozofları gibi, (özellikle din ve siyaset hakkında) oldukça kafa kurcalayan şeyler söylemekle, kendisine düşülen yorumlardaki uçurumu hak etmiştir. Özellikle on dokuzuncu yüzyıl Alman İdealizmi, bugün dahi çözümlenmesi, anlaşılması zor bir felsefe geleneği olarak görülmektedir. Bu filozofların kendi kavramlarını oluşturması, kurgusal felsefeler benimsemeleri ve dillerinin ağdalı oluşu gibi etkenlerden ötürü bu anlama güçlüğünü hâlen yaşamaktayız.Öyle ki, sözgelimi Hegel felsefesini anlamak şöyle dursun, Hegel okumaya başlamak için bile, öncelikle bir “Hegel Sözlüğü” edinmek durumundayız. Çünkü; örneğin Geist (1) gibi bir kavramla Hegel’in kastettiği şeyi öğrenmeden ya da en azından Hegel’in yaptığı kasta yaklaşmadan Hegel felsefesi üzerine konuşacak olursak, Hegel’in Geist ile Tanrı’yı kastettiği gibi komik bir şey söylerken bulabiliriz kendimizi. Ya da çok daha basitinden, bir entelektüel geveze gibi (mesela Celal Şengör’ün bir televizyon programında açık açık söylediği gibi) “Hegel salaktı” deme cüretinde dahi bulunabiliriz. Hegel bu açıdan tehlikeli bir filozoftur; onun hakkında herkes her şeyi söyleyebilirken, Hegel hakkında söylenen bu şeyler bir “entelektüel süzgeç” olabilir! Bu yüzden Hegel ya da Hegel felsefesi hakkında konuşurken dikkatli olmakta fayda vardır; en azından küçük duruma düşmemek için…

Bugün için Hegel’i sahiplenen kesimlerin/grupların sayısı oldukça artmış görünür (ya da belki her zaman için fazladır). Bir kesim için Hegel (aslen bir teolog olmasına rağmen) bir dinsizdir, Tanrı’yı reddeder ve Geist kavramıyla bahsettiği şeyin de Tanrı ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Geist bir üst-kavram olarak, yalnızca belirleyici ve açılımcı bir ilkedir: Ontolojik bir varlığa gönderme yapmamaktadır. Ama Sağ-Hegelciler için durum tam tersidir. Hegel, Geist ile bizzat Tanrı’yı kastetmiş ve var olan her şeyin Geist’tan türediğini söyleyerek aslında klasik dinî söylemi felsefî bir revize ile tekrar etmiştir. Bu tartışma bugün için öyle ayağa düşmüş bir tartışmadır ki, kimi politikacılar Hegel’i rüyasında görerek, kendi siyasî imajlarını pekiştirme yoluna bile gitmişlerdir. Peki ama rüyada Hegel görmek neye delâlettir?

Bu sorunun cevabını verebilmek için, Hegel’i rüyanızda nasıl gördüğünüz sorusu da önem arz etmektedir. Eğer ki Hegel’i tek başına değil de, bir ya da birden fazla kişiyle gördüyseniz; bu, yakın zamanda bir “ben-olmayan”la tanışıp mutlu bir yuva kuracağınıza ve sentez olarak da çocuk ya da çocuklarınızın olacağına işarettir. Eğer ki rüyanızda Hegel “tek başına” ise, diyalektik süreci yönetememişsiniz (ne iyi bir efendi, ne sadık bir köle olamamışsınız) demektir ve bu da yalnızlığa mahkûm kalacağınız anlamına gelir. Eğer ki Hegel’i yolda yürürken görmüşseniz, bunun anlamı şudur: Evinizde bir hayalet dolaşıyor –komünizmin hayaleti. Tedbiren evinizin yedi ayrı köşesine, Milet’ten koparacağınız Thalesotlarından koyun, bir Fichteci doyurun ve diyalektikçibabaya yakarışta bulunun. Hayalet bir hafta içinde def olacaktır! Eğer ki Hegel’i, Karl Marx’ı bir kuyuya iterken görmüşseniz, bu en güzelidir, siyasî rakiplerinizi alaşağı edip oylarınızı yükselteceğiniz anlamına gelir bu. Ama dikkat edin, Hegel’in üstünde Hegel vardır; kuyuya düşen siz olmayasınız!

Bugün için Hegel’i ve Hegel felsefesini anlamak (2) güç olmasına güçtür, fakat bu zorlukla ters orantılı olarak Hegel ve Hegelcilik oldukça popülerdir. Benzer bir durum F. Wilhelm Nietzsche için ya da Michel Foucault için de geçerlidir. Bahsi geçen filozofların anlaşılmaz olmaları (Nietzsche çelişkiyi sevdiğini ve Foucault da anlaşılmaz olmak için özel çaba sarf ettiğini itiraf ediyor), her yere çekilebilirlikleri, onları popüler kültürün bir parçası hâline getirmiştir. Bu filozoflar kimi zaman rüyada görülür, kimi zaman onlara “salak” diyerek kendi yüceliğimizi tesis ettiğimizi zannederiz, kimi zaman cinsel tercihlerini mevzubahis ederek yine onlar üzerinden politik mesajlar sağlarız. Felsefe ile olan ilişkimiz ve alışverişimiz elbette bunlarla sınırlı değildir:  Oldukça alakasız bir yerde bir filozof mottosu paylaşmak da felsefe alışverişimizin vazgeçilmezlerinden birisidir. Örneğin; “fazla anlaşıldığım için karanlıkta kalıyorum!” (3) ya da “metnin dışında hiçbir şey yoktur!” (4) gibi…

Notlar:
(1) Geist kavramının yerine “Tin” ya da “Saltık” da kullanılabilir. Hegel felsefesinde bu üç kavram aynı kavrama gelmektedir.
(2) Hegel’i anlamak için, Baruch Spinoza, J. W. von Goethe ve Immaneul Kant birer uğrak noktası olabilirler. Belki yine de rüyamızda hasbihâl edecek kadar anlayamayız onu ama şans yanımızda olursa, bir gündüz düşünde rastlayabiliriz Hegel’e. Sonra belki Karl Marx bizi düşümüzden uyandırır ve “kalk yerine yat” der.
(3) Bir Foucault deyişidir.
(4) Bir Derrida deyişidir.

Yazar: Ergin Aldemir

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.