Paylaş

ÖZET

Savaşın beraberinde getirdikleri arasında sivil popülasyonun ruh sağlığına olan etkisi en önemlilerinden biridir. Genel popülasyon üzerinde yapılan araştırmalar ruhsal hastalıkların görülme sıklığı ve vaka sayısındaki dikkate değer artışı ortaya koymaktadır. Kadınlar erkeklere göre bu durumdan daha fazla etkilenmektedir. Diğer korunmaya muhtaç gruplar, çocuk, yaşlı ve engellilerdir. Vaka sıklığı oranları travmanın derecesi ve fiziki ve ruhsal desteğin varlığıyla bağlantılıdır. Gelişmiş ülkelerde kültürel ve din aracılığıyla başa çıkma yöntemleri yaygındır.

2005 yılı, savaş ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi anlamada önemlidir. Bu yıl, Vietnam savaşının bitişi ve Lübnan savaşının başlamasının 30. Yıldönümüne denk geliyor. Medya, Irak’ta sürmekte olan “savaş” durumunun dehşet verici hikayelerini göstermiş, attığı son başlıklardan birkaçı savaşın ruh sağlığı üzerindeki etkisini gözler önüne sermiştir: “Sürekli bir korku hali yaşıyoruz “(Irak); “Savaş, Iraklıların ruh sağlığına zarar veriyor”; “Savaş travması fiziksel izler bırakıyor”; “Savaş cehennemdir… Onu yaşayan insanlar üzerinde asla iyileşmeyen bir etkisi var”; “Sadece savaşı bilen bir jenerasyon yetişmiş durumda”.

Savaşların psikiyatrik tarihte birkaç farklı şekilde önemli rolü var. 20. Yüzyılın ilk yarısı boyunca psikolojik müdahalenin etkisini destekleyen şey, dünya savaşlarının savaş bunalımı formundaki psikolojik etkisiydi. İkinci Dünya Savaşı devam ederken orduya alınmak için uygun olmayan kayda geçmiş nüfus oranı, ABD’de Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü’nün kurulmasına sebep oldu. Subay ve askerlerdeki ruhsal semptomların ortaya çıkışındaki farklar, strese karşı ruhsal reaksiyonu anlamada yeni yollar açtı.

Geçtiğimiz yıl çok sayıda kitap ve döküman savaşın ruh sağlığı üzerindeki etkisini konu edindi. Bunlardan bazıları: WPA kitabı “Felaketler ve ruh sağlığı” (1), Dünya Bankası raporu “Ruh sağlığı ve zihinsel çatışma – Kavramsal çerçeve ve yaklaşımlar” (2), Birleşmiş Milletler (BM) kitabı “Savaş ve barışta travma müdahalesi” (3), Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) dökümanı “Dünya çocuklarının durumu – Tehdit altındaki çocukluk” (4), “Çatışma sonrası toparlanma döneminde travma ve ruh sağlığının rolü” (5) ve WPA kitabı “Güney Sahra Çölü için klinik psikiyatrinin gereklilikleri” (6) ndeki “Afrika’da savaş ve ruh sağlığı” üzerine bir bölüm. 

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yeni bir dünya savaşı yaşanmamış olsa da, dünya son 60 yıldır savaş ve çatışma halinde. Buna örnek olarak, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre, Doğu Akdeniz bölgesindeki 22 ülkede popülasyonun %80’i ya bir çatışmanın ortasında ya da yüzyılın son çeyreğinde benzer bir durumu tecrübe etmiş durumdadır (7).

Savaşın ulusların sağlık ve esenliği üzerinde yıkıcı bir etkisi bulunuyor. Araştırmalar, ihtilaf durumlarının diğer herhangi bir ciddi hastalıktan daha fazla oranda ölüm ve özre sebep olduğunu göstermiş durumda. Savaş topluluk ve aileleri tahrip eder ve sıklıkla ulusların sosyal ve ekonomik gelişim yapılarını bozar. Savaşın etkileri, çocuk ve yetişkinlerde uzun soluklu fiziksel ve psikolojik tahribi ve bunun yanı sıra materyal ve insan sermayesinde düşüşü kapsamaktadır. Savaş neticesinde ölüm basitçe “buzdağının görünen yüzüdür”. Ölümün ötesindeki diğer sonuçlar tam anlamıyla belgelendirilmemektedir. Bunlara, bir kaçını sıralamak gerekirse, endemik yoksulluk, yetersiz beslenme, özürlülük, ekonomik/ sosyal düşüş ve psikolojik hastalıklar dahildir. Sadece çatışmaları ve bunlardan ortaya çıkan sayısız ruh sağlığı problemlerini daha ileri düzeyde anlama yoluyla, böylesi problemlerle başetmek için kolay anlaşılır ve etkili stratejiler geliştirilebilir.

Savaşın psikolojik travmalarıyla baş etme konusu üzerine Düya Sağlık Örgütü’nün kattığı önem, Mayıs 2005’te “çocukları silahlı çatışmadan korumak için aksiyonları güçlendirme” konusunda üye ülkeleri teşvik eden Dünya Sağlık Meclisi’nin önergesiyle vurgulandı. Aynı şekilde Ocak 2005’te DSÖ yönetim kurulunun önergesi, savaş, çatışma ve doğal afetlerin psikolojik tahribatını onarmak için programların hayata geçirilmesine destek” konusunun altını çizdi. (8)

DSÖ’nün tahminine göre, dünya üzerinde silahlı çatışma durumlarında “travmatik olaylar yaşayan insanların %10’u ciddi ruh sağlığı problemlerine sahip olmakta ve diğer %10’u etkili fonksiyonlar göstermek için yetilerine set koyacak davranışlar geliştirmektedir. En yaygın durumlar depresyon, kaygı ve insomnia ya da sırt ve mide ağrısı gibi psikosomatik problemlerdir.” (9)

Bu makale savaşın genel popülasyon, mülteciler, askerler ve özel korunmasız grupların ruh sağlığı üzerindeki etkisi hakkındaki basılı literatürden kanıtları kısaca inceler. Bu makalenin amacı için “savaş” terimi, hem ülkeler arası savaş (Irak-Kuveyt savaşı),  hem de ülkelerdeki çatışmaları (Sri Lanka) kapsayacak şekilde kullanılmaktadır. İnceleme bazı önemli savaş/çatışmalar (dahil edilen ülkeler alfabetik sırayla düşünülmüştür.) üzerine veriler sunar ve literatürden ortaya çıkan risk faktörlerinin kısaca altını çizer.

SAVAŞIN RUH SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİSİ

Afganistan

Yirmi yıldan uzun süreli çatışma, Afganistan’da yaygın bir insanlık çilesine ve nüfus taşınmasına sebep oldu. Bu ülke üzerine yapılan iki araştırma, kapsam ve bulguları düşünüldüğünde önemlidir.

İlk araştırma (10) çok kademelilik, kümelenme, popülasyon odaklı ulusal bir araştırmadan yararlandı. Araştırma, 15 yaş ve üstü 799 yetişkini kapsadı. Katılımcıların yüzde altmış-ikisi geçen on yılda en az dört travma deneyimlediğini raporladı. %67.7’sinde depresyon semptomları, %72.2’sinde kaygı semptomları ve %42’sinde travma sonrası stres bozukluğu teşhis edildi. Engelli ve kadınlarda daha zayıf ruh sağlığı durumu görüldü ve ruh sağlığı durumu ve travmatik olaylar arasında önemli bir ilişki olduğu gözlendi. Başa çıkma yöntemleri arasında dini ve manevi pratikler yer alıyordu.

Kesitsel bir çokluküme örneği kullanan ikinci araştırma (11), psikiyatrik semptomların yaygınlığını değerlendirmek, duygusal destek ve risk faktörleri için kullanılan kaynakları tespit etmek ve temel ihtiyaçların karşılanışını incelemek amacıyla Afganistan’ın Nangarhar bölgesinde yapıldı. 15 yaş ve üzeri yaklaşık 1011 katılımcı örneği şekillendirdi. Popülasyonun yaklaşık yarısı travmatik olaylar deneyimlemişti. Katılımcıların %38.5’inde depresyon, %51.8’inde kaygı ve %20.4’ünde TSSB semptomları gözlendi. Yüksek oranlı semptomlara yaşanan daha güçlü travmatik olaylar eşlik etti. Kadınlarda erkeklere göre daha yüksek değerler görüldü. Duygusal desteğin ana kaynağı din ve aileydi.

Balkanlar

Balkanlar’daki çatışma hali son yıllarda en geniş çaplı incelenenlerden (12-14) biri olabilir. Her iki tarafta hayatta kalanların ruh sağlığı gözden geçirildi (15).

Bosnalı mülteciler arasındaki başlangıç araştırması (16), psikiyatrik bozukluklar (depresyon ve TSSB) ve engellilik arasındaki ilişkiyi gözler önüne serdi. Aynı grup üzerinde yapılan üç yıllık çalışma, bölgede yaşamayı sürdüren eski Bosna mültecilerininin ilk değerlendirme sonrası psikiyatrik bozulma ve engellilik halini göstermeye devam ettiği sonucuna vardı (17).

15 yaş ya da üstü Kosova Arnavutlarında yapılan kesitsel bir çoklukümeli örneği, %17.1’in (95% CI 13.2%-21.0%) TSSB semptomları raporladığını teşhis etti (18). 65 yaş ve üstü ve geçmişinde psikiyatrik hastalık ya da kronik sağlık durumları olan kişilerde, artış gösteren travmatik olaylarla birlikte ruhsal hastalık durumu ve sosyal fonksiyonlarda önemli ölçüde düşüş vardı. Ülke içinde mülteci kişiler daha yüksek psikiyatrik hastalık riski altındaydı. Erkekler (%89) ve kadınlar (%90), Sırplara karşı güçlü nefret duygusu gösteriyordu. Erkeklerin %44’ü ve kadınların %33’ü bu duyguyla hareket edeceklerini belirtiyordu.

Kosova’daki Sırp etnik azınlığın ruh sağlığı ve beslenme durumu üzerine bir araştırmada, Genel Sağlık Araştırması (GHQ), kadınlar ve yalnız ya da küçük aile birimlerinde yaşayanların psikiyatrik hastalıklara daha yatkın olmasıyla birlikte sosyal fonksiyon bozukluğu ve ağır depresyon altkaregorilerinde -28 değeri sık görülüyordu. 9-14 yaş arası 2,796 çocuklu bir topluluk örneğinde, yüksek travma sonrası semptomları ve üzüntü hali raporlandı (20). Bu maruz kalma miktarıyla ilişkiliydi. Kız çocuklarında erkeklere göre daha fazla üzüntü hali raporlandı.

Kamboçya

Kamboçya, toplumun sosyal yapısını bozan “Khmer Rouge” yönetimiyle sonuçlanmış 1960’lardaki sivil savaşla altı çizilen, uzun bir şiddet tarihine sahip. Araştırmalar mültecilerin şiddetten 10 yıl sonra da  yüksek psikiyatrik semptomlar gösterdiğini teşhis etti (21).

Tayland- Kamboçya sınırındaki en büyük Kamboçya mülteci kampı Site 2’den 993 yetişkinin incelendiği bir aile araştırması %80’den fazlasının depresif hissettiği ve sağlık hizmetlerine kolay erişimleri olmasına rağmen çok sayıda fiziksel şikayette bulunduğu sonucuna vardı (22).  Katılımcılar, yaklaşık %55 ve %15 olmak üzere, Batının aynı sırayla depresyon ve TSSB kriterleriyle uyumlu değerlerde semptomlara sahipti. Fakat, yüksek travma ve semptom seviyelerine rağmen, sosyal ve çalışma fonksiyonları katılımcıların büyük çoğunda iyi korunmuştu. Artış gösteren travma, travmaya sebep olan durumdan on yıl sonra psikiyatrik semptomları etkilemeyi sürdürmüştü (23). Bu araştırma ayrıca travma sonrası stres kriterinin geçerli teşhisi için, dikkate değer bir ihmalkarlık gerçeği var olsa da desteğin mevcut olduğunu raporladı.  Dissosiyatif semptomların var oluşu, toplumsal TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) hassasiyetini arttırdı. Psikiyatrik tarih ve mevcut fiziksel hastalık TSSB için risk faktörü olarak görüldü (24).

Toplum yapısındaki değişiklikler, özellikle kadınlar için köy reisi ve yaşlılar gibi mevcut koruyucu ağların tahrip olmasına sebep olmuş durumda (25). Geçmişte toplulukların ruh sağlığını korumasında önemli rol oynamış geleneksel şifacılar (rahip, medyum, geleneksel doğum ebeleri) çatışma sonrası toplumdaki belirlenen konumlarını kaybetti (26).

8 yaşından 12 yaşına kadar ciddi travma yaşamış yirmi yedi Kamboçyalı genç, temel bir gelişim sonrası 3 yıl boyunca izlendi. Planlanmış bir konuşma ve kendini değerlendirme ölçeği, TSSB ‘nin hala yüksek oranda mevcut (%48) olduğunu gösterdi. Depresyonun varlığını sürdürme oranı %41’di (27).

Çeçenistan

Çeçenlerde insan haklarının ihlali birçok kez belgelenmiştir (28). Birleşik Krallık’taki az sayıda Çek sığınmacı üzerine bir rapor, istismar ve buna bağlı psikolojik sonuçlara bir kanıt daha eklemektedir (29). Yerlerinden edilmiş kişilere korunma sağlayan yerleşimlerde yapılmış bir araştırmada psikolojik konular irdelendi (n=256) (30,31) Katılımcıların üçte ikisi çatışmasının akli bozulmayı ya da mutsuz olma halini tetiklediği konusunda hemfikirdi. Neredeyse tüm katılımcılar ruhsal bozukluk ve kötü duygularıyla başetmekte zorlanan aile bireylerinin olduğunu belirtti. Uygulanan başetme yöntemleri dua, konuşma, bir şeyle meşgul olma ve aile bireylerinden destek aramaydı.

Irak

Irak, tarihte defalarca savaş görmüş bir ülke: 1960 darbeleri, İran-Irak savaşı (1980 – 1988), ülkedeki Kürt karşıtı An-fal hareketi (1986-1989), Körfez savaşıyla sonuçlanan Kuveyt Irak işgali (1991), 2003’te yaşanan çatışma. Körfez savaşını izleyen BM-empozeli ekonomik yaptırımların, Iraklıların sağlığı üzerinde derin etkisi oldu. İnsan hakları istismarı da raporlanan konular arasındaydı (32).

Bu çatışmaların ruh sağlığı üzerindeki etkisini inceleyen az sayıda araştırma bulunuyor. İki kamptaki 45 Kürt aile üzerine yapılan bir araştırma, çocukların %87’sinde ve onlarla ilgilenenlerin %60’ında travma sonrası stres bozukluğunun mevcut olduğunu raporladı (33). 84 erkek Irak mültecisi üzerine bir araştırma zayıf sosyal desteğin, depresif halin travma faktörlerine göre daha güçlü prediktörü olduğu sonucuna vardı (34). Yabancı kuvvetlerin işgalinin son üç yılında, popülasyonun ruh sağlığıyla ilgili çok sayıda haber yapıldı fakat sistematik bir çalışma henüz mevcut değil.

İsrail                      

İsrail kırk yılı aşkın süredir çatışma altında. Farklı popülasyon gruplarında gerçekleştirilmiş çok sayıda sistematik çalışma bulunuyor. Yakın zamanlı bir çalışma (35) savaşla ilgili travmaya maruz öznelerin %76.7’sinin en az bir stres kaynaklı semptom taşıdığı, %9.4’ünün akut stres bozukluğu için kriterleri karşıladığı sonucuna vardı. En yaygın baş etme mekanizması yakın tanıdıklarla ilgili aktif bilgi alma ve sosyal destekti. Diğer bir çalışma (36) Lübnan’la olan savaştan yirmi yıl sonra, başlangıç çatışma stresi tepkisi, TSSB kaynaklı kronik hastalıklar ve fiziksel semptomlar, risk davranışlarında daha büyük bir yer meşgul ediyordu. 

Lübnan

Lübnan, sivil savaş (1975-1990) ve 1978 ve 1982’de İsrail işgaliyle tahrip edilmiş durumda. Bu çatışmaların ruh sağlığı üzerinde etkisi geniş çaplı şekilde araştırılıyor.

Savaşa maruz kalmış dört Lübnan topluluğundan 18-65 yaş arası 658 kişi rastgele seçildi (37). Ağır depresyonun yaşam boyu yaygınlığı topluluklarda %16.3’ten %41.9’a değişkenlik gösterdi. Savaşa maruz kalma ve ağır depresyon geçmişi, şuan mevcut depresyonun ana prediktörüydü.

Beyrut’ta yapılan bir araştırmada anne stresi ve çocuk ruh sağlığı ilişkisi incelendi (38). Savaşla ilgili olayların hissedilen negatif etki derecesinin güçlü oranda annenin yüksek depresif hastalık seviyesiyle bağlantılı olduğu bulundu. Annedeki depresif hastalık seviyesi çocuğunun raporlanan bozukluğunun en birinci prediktörüydü. 224 Lübnanlı çocuk (10-16 yaş) üzerinde yapılan araştırmada, savaşla ilgili travmatik yaşanmışlıkların sayısı olumlu şekilde TSSB semptomlarıyla ilişkilendirildi, çeşitli travma tipleri semptomlara farklı açılardan bağlantılıydı (39).

118 Lübnanlı savaş tutsağı üzerinde yapılan kesitsel bir araştırma (40), psikolojik stres bozukluğunun %42.1’inde mevcut olduğu sonucuna vardı. Bu değer kontrol grubunda %27.8’di. Stres bozukluğunun önemli prediktörü eğitim süresi ve serbest bırakılma sonrası dinselliğin artışıydı.

Filistin

Son on yıl içinde yapılan çok sayıdaki araştırma çocuk ve yetişkinler, kadınlar, mülteci ve tutsaklar arasındaki yüksek psikolojik problem seviyesini raporlamış durumdadır.

10-19 yaş arası çocuklar üzerinde Gazze Ruh Sağlığı Programı Topluluğu’nca sürdürülen bir araştırma (41), çocukların %32.7’sinin psikolojik müdahale gerektiren TSSB semptomları, %49.2’sinin orta TSSB semptomları, %15.6’sının hafif TSSB semptomlarından şikayetçi olduğunu ve yalnızca %2.5’inin herhangi bir semptoma sahip olmadığını ortaya çıkardı. Erkek çocukları (%58) kız çocuklarına göre (%42) daha yüksek değerlere sahipti ve kamplarda yaşayan çocuklar kentlerdekilere oranla daha fazla sıkıntı çekiyordu (aynı sırayla %84.1 ve %15.8).

Filistinlilerin ikinci İntifada boyunca yaşam koşulları üzerine algısını araştıran bir çalışmada (42), ebeveynlerin %46’sı çocuklarının agresif tutum sergilediğini raporladı, %38’si kötü okul notlarına değindi, %27’si idrar tutamama problemiyle karşı karşıydı ve %39’u çocuklarının kabuslar gördüğünü belirtti. Çalışma ayrıca, mülteci çocukların (%53), mülteci olmayanlara göre (%41) daha fazla agresif davranışlar sergilediğini ortaya çıkardı. Katılımcıların yüzde otuz sekizi ateşli çatışmanın bunun ana etkileyicisi olduğunu söyledi, %34 kaynağı TV’deki şiddet olarak gördü ve %7 ev hapsine değinirken, %11 birincil etkileyicinin tutuklanma ve akraba ve komşuların şiddet görmesi olduğunu raporladı. Mülteci ve mülteci olmayanların yüzde yetmişi çocuklarının problemleri için herhangi bir psikolojik destek almadıklarını belirtti.

Gazze Ruh Sağlığı Merkezi Topluluğunca son on yıldır yapılan bir seri araştırmada (43), çocuklar için en yaygın travma maruziyet tipleri, cenazeler görme (%995), silahlı çatışmaya şahit olma (%83), yaralı ya da ölü yabancılar görme (%67) ve aile bireylerinin yaralanma ve ölmesiydi (%62). Bombardıman bölgelerinde yaşayan çocuklarda, %54 ciddi, %33.5 orta ve %11 hafif ya da endişe verici TSSB seviyeleri gözlendi. Kız çocukları daha hassastı.

Ruanda

Ruanda soykırımından sağ kurtulanların fizik ve ruh sağlığı problemleri birçok kez incelenmiştir (44). Yakın zamanlı 2091 öznenin araştırıldığı topluluk odaklı bir çalışmada (45), katılımcıların %24.8’i TSSB için semptom kriterlerini karşılıyordu. Bu olasılık oranı kriteri, her bir ek travmatik olay için 1.43’tür. Karşılayan katılımcıların, Ruanda ulusal yargısına karşı olumlu bir tutum sergilemesi daha az olasıydı. Kişiler, uzlaşmanın olması şartsa eğer, travma etkilerinin düşünülmesi gerektiğini öne sürüyordu. Başkent Kigali’nin işgalinden sonra Goma, Zaire’ye kaçan çok sayıda mültecinin (beş gün içinde 500,000 – 800,000) sağlık durumu üzerine raporlar mevcut, fakat bunların hiçbiri ruh sağlığı boyutunu dikkat almış değil.

Sri Lanka

Srilanka’daki çoğunluk Sinhala ve azınlık Tamil popülasyonu arasındaki çatışma yaklaşık 30 yıldır sürüyor. Çatışmanın sivil halk üzerindeki psikolojik etkisine bakan ilk çalışmalardan biri epidemiyolojik bir araştırmaydı (46). Araştırma, ilgili popülasyonun sadece %6’sının herhangi bir savaş stresi durumu yaşamamış olduğunu raporladı. Popülasyonun %64’ünde, somatizasyon (%41), TSSB (%27), kaygı bozukluğu (%26), ağır depresyon (%25), alkol ve uyuşturucu kullanımı (%15) ve fonksiyonel bozukluk (%18) dahil psikolojik sekeller görülüyordu. Tamil toplumunun çöküşü kadınların daha fazla sorumluluk almasına sebep oldu ve bu da onları strese karşı daha savunmasız hale getirdi (47). Çocuklar ve yetişkinlerde daha yüksek ruh sağlığı bozukluk değerleri görülüyordu (48).

Somali

Somali’nin eski savaşçıları üzerinde yapılan bir araştırma yüksek psikiyatrik bozukluk ve yemenotu kullanımını ortaya çıkardı (49). Bir UNICEF araştırması 10,000 çocuğun büyük çoğunluğunda uzamış çatışma durumunun psikolojik etkilerine rastladı (50). Ülkede neredeyse tüm ruh sağlığı servislerinde bozulmalar görülüyor.

Uganda

Sudanlı mülteciler 1988 ve 1994 yıllarında iki dalga halinde kuzey Uganda’ya göç etti. Mülteci kamplarında yaşayan çocuklarda TSSB ve depresyon semptomları bir hayli yaygın olduğu bulundu (51). Mülteciler, diğer popülasyondan daha yüksek bireysel psikopatolojik değerlere sahipti, ve kümülatif stresin sürgün yılları sürdükçe büyüdüğü gözlendi. Uzun süreli sürgünün sonuçları, 5 – 15 yıl sonrasında bile intihar ve alkol kullanımı oranlarında artışla birlikte hala etkisini sürdürüyordu.

RİSK FAKTÖRLERİ

Gözden geçirilen çok sayıda araştırmadan bazı genel risk faktörleri ve bağlantılar çıkarılabilir.

Kadınların, savaşların psikolojik sonuçlarına karşı artış gösteren bir hassasiyeti var. Bir savaş durumunda anne ve çocukların stres durumu arasında güçlü bir bağlantı olduğuna dair kanıtlar mevcut. Doğum öncesi ve sonrası dönemde anne depresyonunun toplum odaklı bebek örneklerinin güçsüz gelişiminin habercisidir. Sosyal destek ve geleneksel doğum ebeleri, savaştan etkilenen bölgelerde annenin psikolojik sağlığının sağlanmasında önemli bir role sahiptir. Cinsiyet odaklı şiddet ve genel zihinsel bozukluklar arasındaki ilişki herkes tarafından bilinmektedir. Hassasiyetlerine rağmen, kadınların stres altındaki dirençleri ve bunun ailelerini ayakta tutmalarındaki rolü kabul edilmektedir.

Çocuklarda travmayla ilişkili yüksek psikolojik problem oranlarının tutarlı kanıtları mevcut. En etkili raporlar Filistin’e ait. Farklı yaş grupları arasında en savunmasızı yetişkinlerdir.

Travma derecesi ve psikolojik problem miktarı arasındaki bağlantı bir dizi çalışmada birbiriyle tutarlı. Travmaya maruz kalışın artmasıyla – fiziksel ve psikolojik – semptomların süresi de uzamaktadır.

Takip eden yaşam tecrübeleri ve bunların psikiyatrik problemlerin ortaya çıkışıyla olan bağlantısının, çatışma durumlarının olumsuz etkilerini en aza indirmenin bir yolu olarak hızlı ve tam rehabilitasyon için önemli bir anlamı bulunuyor.

Araştırmalar, savaşla ilgili travmaların en aza indirilmesinde fiziksel ve psikolojik desteğin, çatışma durumlarıyla başa çıkma yolu olarak din ve kültürel pratiklerin önemini göstermekte tutarlıdır.

SONUÇLAR

Çatışma durumlarındaki popülasyonlarda çeşitli psikolojik semptom ve sendromların ortaya çıkması mevcut çalışmayla ortaya konulmaktadır. Fakat, araştırma aynı zamanda savaş durumlarındaki en kötü travmalar karşısında popülasyonun yarısından çoğunun direncine ilişkin kanıtlar da sağlamaktadır. Şüphesiz savaş ve çatışma durumlarındaki popülasyonlar, tam iyileşme, rehabilitasyon ve yeniden normal hayata geri dönme süreçlerinin parçası olarak ruh sağlığı desteği almalıdır. 20. Yüzyılın ilk yarısında olduğu gibi, savaş, gelişen ruh sağlığı konularına büyük bir darbe indirdiğinde, yaşadığımız yüzyılın savaşlarının psikolojik sonuçlarının araştırılması şuanki genel popülasyonun ruh sağlığı problemlerine yeni bir anlayış ve çözümler getirebilir.

Savaş ve çatışma durumlarının ruh sağlığı üzerine etkileri kapsamlı literatüründen birkaç soru ortaya çıkıyor. Psikolojik etkiler ve onların dışa vurumları evrensel midir? Müdahale gerektiren bir durumun tanımı ne olmalıdır? Psikolojik etkiler nasıl ölçülebilir? Stres kaynaklı semptom ve sendromların uzun-vadede rotası nedir (52)? Tüm bu sorular gelecek çalışmalarda gözden geçirilmelidir.

DSÖ ve diğer BM kaynaklı mevcudiyetlerin son zamanlarda “acil ortamlarda ruh sağlığı ve psikolojik destek” in gelişimi için özel birlik oluşturmuş olduğunu raporlamak önemli. (53-55). Ekibin görevini bir yıl içinde tamamlaması bekleniyor.

Yazarlar: R. Srinivasa Murthy ve Rashmi Lakshminarayana
Çevirmen: Deniz Çakmak
Kaynak: ncbi

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.


Paylaş

Düşünbil Portal

Düşünbil Portal, bilim, felsefe ve psikanaliz alanlarında yazılı ve görsel içerikli makale, deneme ve çeviri yayınlayan çok içerikli bir portaldır. Genel okur-yazar kitlenin bilinçlenmesini ve farkındalık kazanmasını amaçlamaktayız. “Düşünen her insan gençtir” vizyonu ile her genç insana hitap etmeyi amaçlayan Düşünbil Portal, dergi ve etkinliklerle bu amacını geliştirmektedir.

https://www.dusunbil.com