“hayat kısa… ve bizler yaşıyorsak, kralları çiğnemek için yaşıyoruz.” –William Shakespeare

Shakespeare yazdıklarıyla kendinden önceki türleri aşmış aşılmaz bir yazar. Gerçekte kim olduğu belki de bu yüzden efsane. Ama en önemlisi yazdıklarının ölümsüzlüğünün öne çıkması. Yarattığı teknik dönüp dolaşır kendisine döner: Kurgulanmış Shakespeare’e. Çünkü edebiyata kazandırdığı en önemli şey, birinci tekil şâhısı, “ben”i sahneye koyması. Ondan önce “persona” denilen “şiir kişisi” kullanılırmış. (Persona Latincede “maske” anlamına gelir.)

Shakespeare’e yüklenen pek çok  anlam var. Bunu anlayabilmek için ondan önceki edebi türlerden bahsetmek gerekebilir. Epik’te kişilik yoktur örneğin. Tragedya’da tartışma kahramanın kimliğinde düğümlenir. Kişilik değil temsil ettiği nosyon sorgulanır. Epik bir kutsamadır. Tragedya’da kahraman diğer geleneklerdeki gibi model değil sorunun kendisidir. İşte Shakespeare bilerek ya da bilmeyerek eskiyi ortadan kaldırır. Çünkü kahramanlık meselesi müphemdir. Modernizmin savaştığı şeydir bu aynı zamanda. Gelenek itibariyle kahraman kutsaldır. İktidarsızlık da tekinsizlik demektir. Kahramanın davranışları öngörülemez. İstikrar yoktur. Yeni terminolojide istikrara ihtiyaç duyulur. Örneğin Hamlet’te yok edilmesi gereken kahramanlık nosyonu değil, eylemsizliktir. Çünkü Shakespeare politik birey yaratır.

Shakespeare’in yüz elli dört sonesi ilk kez 1609 yılında Thomas Tharpe tarafından yayınlanır. Basımında bir dolu yanlış olduğu söylenir. Thomas Tharpe, TT harflerini kullanarak soneleri WH ‘ye ithaf eder. WH’yi açıklamak için “The only begetter of these insiving sonnets” diye yazar. Bu iki anlama gelir. Birinci anlamı “O bulup getirdi.” İkincisiyse “O ilham verdi.” Bahsi geçen WH, Will Hughes adlı oyuncuyu da akla getirir. Kimileriyse “William Himself” olarak düşünür bu kısaltmayı: William’ın kendisi. Yani Shakespeare kendini dolaylı yoldan işaret eder.

1640 yılında soneler John Benson tarafından yeniden yayınlanır. Başlıklar eklenir, düzenlenir, deyimler değiştirilir. Sone tür olarak Rönesans İtalya’sına özgüdür. Petrarca sone türünü icat eden kişi sayılır. Shakespear’e kadar İngiliz şiirinde geniş ölçüde kullanılmış ve geliştirilmiştir. Shakespeare’se türü lirik şiirin aracı olarak kullanır. Sone sınırları belirli bir formdur oysa. Yine de hemen her şairin kendi sonesi olduğu söylenir.

Shakespeare’nin Petrarca’yı okuduğu düşünülür. Onun dışında aynı şairi okumuş başkaları da vardır: Pierre Rosard, Sir Philip Sydney, Samuel Daniel, Shakespeare’i etkilediği düşünülen şairler. Ama o, İtalyan sonesinden çok farklı olan İngiliz sonesini kullanır.  Yani üç kıta, bir beyit. Genelde ilk beyitte durumu açıklar, ikinci beyitte doruğa ulaşır, üçüncüde dörtlüğü çözer. Son beyitte de özlü sözünü eder. Bu soneleri 1592 sıralarında yazmaya başladığı söylenir.

İncelendiğindeyse Shakespeare’in biçimsel olarak da bazı denemelere giriştiği anlaşılır. Hatta soneleri hangi sırayla yazdığı konusunda bile tartışmalar var: Bu soneler zamanla değişmiş mi yoksa bilinçli olarak mı böyle yazılmış? Bu tartışmalar bazı sonelerin ona ait olmadığına kadar varmıştır.

Yeni tarihçilerden Stephan Greenblatt, Sheakespeare üzerine çalışır. 20. yüzyıl eleştirmenlerinden olan Spender, sonelerin düzensiz olarak tutulmuş bir şiir günlüğü olduğunu söyler. Hatta karşılıklı konuşmalara rastladığını…

Romantiklere göreyse birinci tekil anlatıcı Shakespeare’in ta kendisidir. Kurgulanmış ben’i ilk o kullanır. Romantik bakışla yazar kendisini kurgulamıştır.  20. yüzyıldaki Shakespeare uzmanları romantiklere karşı çıkar, sonelerin otobiyografik olmadığını, kendinden önceki ozanların formunu ve içeriğini kullandığını söyler. Gönlünün değil, formun şiirini yazar Shakespeare, derler.

O döneme ilişkin şaşırtıcı olmayan şeyse ölümün sonelerde sık işlenmesi. Hemen her karakterin ölüm bilinciyle donatılmış olduğu söylenebilir. Edebiyat ve ölümsüzlük meselesi ortaya konur. Evet, belki Gılgamış’tan beri bu tartışma sürer fakat Shakespeare bunun poetikasını yapar.

Bir başka önemli ve bilinmesi gereken şeyse Shakespeare sone formunun kadına bakışıyla alay eder. Böylece soneyi kullanarak formu altüst eder. Klasik kanonlara itaatsizliğin önemli bir örneğidir bu. İşte tam da bu sebeple Shakespeare’in çevrilemez ya da zor çevrildiği bilinir. Sonradan “to pun” adı verilen tekniği kullanır. Yani aynı sözcüğü iki ayrı anlamla ifade etme.

Görüldüğü gibi Shakespeare’in kim olduğunu anlatan sadece yazdıkları. Ne diyordu On İkinci Gecede: “Kimliğimi ve ne olduğumu başarıyla gizlemem sadece amacıma hizmet etmek içindir.”

Öyleyse soralım biz de,

“Nasıl başa çıkar bu azgınlıkla güzellik / Bütün gücü bir çiçeğin açışı kadarsa eğer,” diyen Shakespeare’in adı Shakespeare olmasaydı da her şeye rağmen yazdıkları yine bu kadar güzel kokar mıydı?

Yazar: Arzu EYLEM

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.