Hepimizin bildiği gibi su ve yağ birbirine karışmaz.

Shakespeare Kraliyet Akademisi (RSC), petrol devi BP’den sponsorluk almayacağını açıkladığında petrol ve tiyatronun da birbirine karışmadığını anlamış olduk. Shakespeare Tiyatrosu, bu olaydan kısa bir süre sonra Shell ile ilişkisini de kopardı.

Tiyatroya adını veren o ünlü kişi tüm bunlardan nasıl bir sonuç çıkarırdı (yazarın belirsizliklerle dolu hayatındaki pek çok şeyde olduğu gibi) bilmek güç… Shakespeare, bir yazar ve aktör olasının yanında yetenekli bir girişimciydi. Karlılık projeleri geliştirmekle uğraşıyor, varlıklı insanlara ve onların şirketlerine destekler sağlıyor ve kendi çalışmalarının sürekliliğini güvence altına alan, bugün adına sponsorluk dediğimiz maddi yardımlar alabilmek için görüşmeler ayarlıyordu.

Peki Shakespeare kimden para alacağı konusunda seçici miydi? Bu konuda herhangi bir fikrimiz yok. Oyunları, her yaşta önemli olan ahlaki dilemmalarla boğuşmasıyla ünlüdür. Fakat milyonlarca ırk ve milyarlarca insan yaşamı üzerindeki yıkıcı etkisi nedeniyle varoluşu tehdit eden iklim sorununa yönelik vermesi gereken tepki, Shakespeare’in hiçbir zaman düşünme gereği duymadığı bir sorundu.

Bu sosyo-kurumsal varoluşçuluk çağında yol alabilmek için bugün CEO’ların (İcra Kurulu Üyesi), özgeçmişlerine yeni bir yetenek eklemeleri gerekiyor: bu ise ahlak filozofluğudur.

Günümüzde hemen hemen her işletme, iklim değişimlerinin yanı sıra büyük ölçekli sosyal etkilere sahip diğer bazı konuları da şu ya da bu şekilde dikkate almak zorundadır. Artık iş dünyasının geleneksel performans kriterlerini karşılıyor olmak tek başına yeterli değil. Bir şirket lideri aynı zamanda çalıştığı kurumun tüm dünyada toplumların ayrışmasına yol açan sosyal sorunlar karşısında takındığı tutumdan da sorumludur.

Felsefe üzerine çalışan herhangi birinin de size söyleyeceği gibi, ahlak felsefesi zahmetsiz çözümler sunan bir alan değildir. Bunu, 2018 yılında, Delta Havayolları’nın ABD Ulusal Silah Birliği (NRA) ile ilişkisini sonlandırdığında yaşananlara bakarak değerlendirebiliriz.

Yarı otomatik silahların da kullanıldığı yeni bir okul saldırısının ardından bir havayolu şirketinin NRA üyeleri için artık indirim yapmayacağını açıklamasından daha ilkeli ne olabilirdi ki? Alkışlanacak bir tutum!

Ancak bu alkışlar, bir hafta sonra Georgia valisinin, Delta havayollarına sağladığı yakıt vergisi indirimini iptal ettiğini açıklamasıyla kesildi (en azından Delta’nın hissedarları arasında). Vali bir tweet atarak “şirketler muhafazakarlara saldıramazlar; saldırırlarsa karşılık vermeyeceğimizi düşünmesinler,” dedi. İptal edilen vergi indiriminin tutarı yaklaşık olarak 40 milyon dolardı.

Delta’nın yaşayarak öğrendiği gibi prensip sahibi olmak hiç de ucuz değildir.

Orta Yolun Kayboluşu

Aslında çıkarılacak dersin kolay olduğunu söyleyebiliriz: Şirketinizin siyasete karışmasına izin vermeyin. Bırakın başkaları uğraşsın; siz işinize bakın. Kutuplaşmaların giderek arttığı bir dünyada tarafsız kalın. İsviçre olun!

Ancak İsviçre olmak, gittikçe daha da endişe verici bir hale gelen bu dünyada bir seçenek değil. Özellikle iş hayatı söz konusu olduğunda.

Orta yol giderek yok oluyor. Bugünün siyaset ve kültür savaşları bir santrifüj gibidir; zira orta yol seçeneği sunmadan tartışma aşırı uçlara doğru itilir. Belli bir konunun her bir kutbundaki tartışmacılar için, ortada olmak demek aslında taraf tutmak demektir.

Bu durumun sizin veya şirketiniz için geçerli olduğuna inanmıyorsanız, şu listeye bir göz atalım: Silahlar; LGBTQ + sorunları; vergi kaçakçılığı; Brexit [1]; din; çeşitlilik; çocuk işçiliği; hayvanların refahı; uyuşturucu; kumar; içki, mahremiyet; cinsiyet; eşit ücret; çevresel etki; obezite; hükümet baskısı; #BenDe (#MeToo) akımı; ifade özgürlüğü; sınıfsallık; engellilik ve çocuklar üzerindeki etkisi; etik tedarik zincirleri; iklim değişimi; su sorunu; kürtaj; göç; eşcinsel evlilik; evsizlik.

İnsanları istihdam ettiğinizi düşünürsek, bu konulardan birkaçının, işinizin bazı yönleriyle ilgili olması kaçınılmazdır. Çalışanlarınızın bu konulardan en az biriyle belki de birden fazlasıyla yakından ilgileniyor olması olağandır. Tıpkı, tarihte ilk kez benzersiz bir tek sese ve etki gücüne sahip olan milyonlarca sosyal medya da kullanıcısının ve birden fazla paydaşın ilgilendikleri gibi.

Yeni Ahlaki Ölçü

Bu yeni profesyonel filozoflar çağı önemli bir farklılık taşıyor. Geleneksel ahlak filozofları zaman açısından avantajlıydılar. Özellikle zorlu konularda uzunca bir süre ve etraflıca kafa yorabilirlerdi; hatta bu bazen bir ömür boyu sürebilirdi. Oysa modern dünyadaki bir CEO’nun böyle bir lüksü yok. Karar anı geldiğinde hiçbir CEO’nun başına soğuk bir havlu koyarak öğrenilmiş bilgilerini didiklemek için vakti olmaz. Hayır, halkla ilişkiler ekibiniz sizden hemen yanıt ister.

Bu tarz konularda, bir gazeteciden zorlayıcı şeyler gelebilir. Bir baskı grubu veya tek bir konuya odaklanmış bir STK da sizi zorlayabilir. Bu zorlanma trend halini alan bir tweet şeklinde bile olabilir. Belki de şirketinizdeki biri tarafından, işvereninin (veya sizin) şirket değerlerine uygun hareket etmediğini düşündüğü için hayal kırıklığına uğramış bir Z kuşağı çalışanı tarafından kınanıyor olabilirsiniz. Ya da tanınmış biri tarafından… Shakespeare Kraliyet Akademisi’nin BP ile olan anlaşmasını halka açık bir duyuruyla sonlandırmasına yol açan şey, İngiltere’nin en ünlü ve sevilen aktörlerinden biri olan Sir Mark Rylance’ın istifa etmesiyle başlayan süreç olmuştu.

Yeni Yönetici Türü

Şahsen, bir CEO’nun vasıflarına felsefi düşünmeyi eklemenin yeterli olacağını düşünmüyorum. CFO (Mali İşler Başkanı)’lar, CMO (Pazarlama Kurulu Başkanı)’lar ve COO (Operasyon İşleri Başkanı)’lar da var; peki işe bir de CMP (Ahlak Felsefesi Başkanı) yani bir Ahlak Filozofunu üst düzey yönetici olarak almaya ne dersiniz?

İşin tanımı, esasen, “çağın ötesinde olmak” olurdu: İleride size sorun çıkarabilecek konuları önceden tahmin ederek zamanı geldiğinde halihazırda savunulabilir argümanlara sahip olmak; bir şirketin eylemlerinin, hizmet ettiği topluluklara yönelik misyon beyanlarını ve taahhütlerini yansıtmasını sağlamak.

Dijital dünyanın sürekliliği kesintiye uğratan karmaşası içinde geçen 20 yıllık gazete editörlüğüm boyunca, editörlük bilgisi olmayan ancak özel yaşamın mahremiyeti, güvenlik, din, güç ya da ifade özgürlüğünün sınırları veya veri hakkında derinlemesine düşünmüş birinden akıl almaya ne kadar sık ihtiyaç duyduğumu biliyorum. Bir editörün gazetecilikten çok etik kararlar almak zorunda kalmadığı bir gün bile yok. Bununla birlikte, ilgili disiplinlerde gerekli eğitime sahip kişilerle çalışan haber ajansı sayısı da hayli az. İhtiyaç duyduğum durumlarda kurum içi filozofumuzu arayabilmiş olsam ortaya ne tür çalışmaların çıkabileceğini bir düşünün.

Shakespeare’in Hamlet’inin de dediği gibi, “vicdan böyle ödlek yapıyor hepimizi.” Ödleklik iş dünyasında yer alan bir liderin özelliği olamaz. Vicdanla yaklaşılması gereken konularda olabildiğince çok cevapla kendimizi önceden silahlandırmak, “olursa hoş olur” denilebilecek bir şey olmaktan öte, işleri ihtiyatlı bir şekilde yapabilmenin gereğidir.

[1] Brexit: “Britain” (Britanya) ve “exit” (çıkış) sözcüklerinin birleşiminden oluşuyor, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasını ifade ediyor. (e.n.)

©® Düşünbil (2020)

Yazar: Alan Rusbridger
Çeviren: Nilgün Hacer Açıkalın
Çeviri Editörü: Elif Arslan
Kaynak: qz.com

Please complete the required fields.