Zihninizden dışarı çıkın.

“Kendin ol” sözünü duymak kimsenin hoşuna gitmez, ancak aslında bu iyi bir tavsiye olabilir. Toplum önünde konuşmaktan çekinen ya da toplumsal açıdan uygunsuz durumlarda dehşete kapılan biriyseniz, özellikle iyi bir tavsiyedir belki de.

On beş milyon Amerikalı, teşhis edilebilir sosyal anksiyeteden mustarip ve daha milyonlarcası daha hafif seviyelerde de olsa benzer fobilerden sıkıntı çekiyorlar. Anksiyete ya da kaygı, insanların günlük hayatlarını etkilemeye başladığı noktada gerçekten rahatsız edici olabiliyor.

Ellen Hendriksen, Boston Üniversitesi Anksiyete ve İlgili Bozukluklar Merkezi’nde araştırmacı olarak görev yapan bir klinik psikolog; bunun yanı sıra Scientific American dergisinde de yazarlık yapıyor. Kendisi aynı zamanda, Amerika’da sosyal anksiyetenin çıkışını konu alan How to be Yourself isimli kitabın yazarı. Sosyal Anksiyete ile mücadele etmiş biri olarak Hendriksen’in mesajı basit ve etkili: Sosyal anksiyeteyi yenmenin yolu, içinden geçmektir. Hendriksen, bu rahatsızlıkla baş edebilmenin en iyi yolunun, rahatsız edici durumlara yaklaşırken daha olumlu bir tavır alıp, kendinizin dışındaki şeylere odaklanmak olduğunu dile getiriyor.

Hendriksen ile neden bu kadar kişinin sosyal anksiyeteden mustarip olduğu ve onu yenmenin yolları üzerine konuştuk. Konuşmamızın küçük değişiklikler ile düzenlenmiş hali ise şöyle:

Sean Illing

Piyasada sosyal anksiyete ile ilgi birkaç kitap mevcut. Bu kitabın gerekli olduğunu düşündüren nedir size?

Ellen Hendriksen

Bu kitabı yazdım çünkü 20’li yaşlarıma doğru ve 20l’i yaşlarımda keşke böyle bir kitap olsaydı dedim. Sınıfta söz almak için elimi kaldırmakta çok zorlanırdım ve partilerde göz temasından kaçınırdım. Gardırobum beni görünmez kılmak için tasarlanmıştı adeta ve yerde tık tık ses çıkaran ayakkabılardan asla giymezdim.

Bu kitabı yazdım çünkü keşke hissettiğim gibi görünmediğimi, elbisemi giyerken kaygımı da üzerime geçirmediğimi bilebilseydim diye düşünürüm. Keşke, mükemmeliyetçiliğimi biraz yumuşatabileceğimi, kimsenin benden her daim yüzde yüz harikulade görünmemi beklemediğini bilseydim. Keşke, tüm o uygulamaya çalıştığım “izlenim yönetimi” teknikleriyle uğraşırken asıl yaptığımın, içinde bulunduğum anı kaçırmak olduğunu, bu durumun veni bulunduğum ortamdan kopardığını bilseydim. Tüm bunların yanı sıra, sosyal anksiyetelerini yenen insanların gerçek hikayelerini paylaşmak istedim. Klişe gibi gelebilir kulağa ama amaç sosyal anksiyete yüzünden hayatı kısıtlanan milyonlarca insana yardım etmek.

Sean Illing

Peki nedir tam olarak sosyal anksiyete?

Ellen Hendriksen

Sosyal anksiyete, kendimizle ilgili yanlış ya da yetersiz bir şeyler olduğunu düşünerek onu saklamak için çok çabalamazsak, dikkat çekeceğimiz, yargılanacağımız ya da onaylanmayacağımıza dair bir algıdır.  Bu algılanan yetersizlik dört kategoride incelenebilir. İlki fiziksel görünüştür. İnsanların saçımızın kötü olduğunu, şişman olduğumuzu için ya da cildimizin lekeli olduğunu fark edeceklerini düşünerek kaygılanırız. Eğer bu durum belli olursa toplumda onaylanmayacağımızı düşünürüz.

İkinci kategori kaygının kendi görünümleridir. Herkesin bizim kızardığımızı, ellerimizin ya da sesimizin titrediğini ya da terden sırılsıklam olduğumuzu göreceği üzerine kaygılanırız. Ve yine asıl korku, yargılanacağımız ya da alay edileceğimiz korkusudur.

Üçüncü ve dördüncü kategoriler belki de en yaygın olanlar. Sosyal becerilerimizden şüphe duyarız ve insanların bizi sıkıcı, zeki olmayan tipler olarak değerlendireceklerini düşünürüz. Böyle zamanlarda insanlar tutarsızca bir konudan diğerine atlarlar. Sosyal anksiyetenin belki de en belirgin hali, tüm kişiliğimiz ya da karakterimiz ile ilgili yetersizlik hissine kapılıp, insanların bizi çevrelerinde istemeyeceklerini düşünmemizdir.

Sean Illing

Sosyal anksiyete kişinin yaşamında ne zaman gerçekten bir problem yaratmaya başlar?

Ellen Hendriksen

Yaşadığımız korkuların sonucunda yaşamdan kendimizi geri tutmaya başladığımız zaman. Bu tür kendini geri çekmeler ya açık şekilde meydana gelir- davetli olduğumuz yere ya hiç gitmeyiz ya da arar rahatsız olduğumuzu söyleriz; ev sahibine, gitmeyi düşündüğümüzü ama gizemli bir edayla iyi hissetmediğimizi söyleriz. Ya da daha üstü kapalı biçimde -davete, tam başladığı vakit gideriz ve böylece kimseyle çene çalmaya fırsat olmaz ya da partiye gideriz ancak telefonumuza gömülür ya da yalnızca tanıdığımız bir ya da iki kişiyle konuşuruz. Bu nokta sosyal anksiyetenin günlük yaşantımızı sarsıntıya uğratmaya başladığı noktadır.

En yakın arkadaşlarınızın ve ailenizin yanındaki siz olun, kendinizi en rahat hissettiğiniz siz olun. İşte bu kişi dünyaya göstermeniz gereken ‘siz’siniz.

Sean Illing

Güvensizlik ya da anksiyete insan doğasında mı var?

Ellen Hendriksen

Evet, güvensizlik insan olmanın bir parçası. Aslında ben gereksiz olduğunu düşünüyorum. Ciddi seviyelerdeki sosyal anksiyete, teşhis edilebilir bir durumdur, bizi umutsuzluğa düşürür. Ama biraz güvensizlik ya da kendinden şüphe duyma, kendimizi denetmemizi sağlayacağı için yararlı olabilir. Böyle durumlarda kişi iç gözlem yapar ve kendi kendini inceler; bu da gelişmeyi tetikler. 

Ama biz sosyal hayvanlarız ve bir topluluk içinde yaşamak doğamızda var. Her ne kadar artık topluluklara, barınma ve yiyecek toplama anlamında ihtiyaç duymasak da sevgi ve bağ kurma anlamında ihtiyaç duyarız. Yani eğer kendinizden hiç mi hiç şüphe duymuyorsanız, bu aslında bir şeylerin yanlış olduğunun bir işaretidir. Toplumun sosyal anksiyeteyi hiç yaşamamış yüzde birlik kısmını ruh hastaları oluşturmaktadır.

Sean Illing

Ben hep sosyal olarak anksiyeteye sahip olmanın ya da kaygılı olmanın utangaçlıkla aynı şey olduğunu düşünürdüm ancak siz bunun doğru olmadığını söylüyorsunuz, neden?

Ellen Hendriksen

İçe kapanıklık sizin yaşamdaki yolunuzken, sosyal anksiyete yolunuza çıkan, ayağınıza dolaşan şeydir. Başka türlü ifade etmem gerekirse, içe kapanıklık bir kişilik özelliğidir ve uyarılara karşı düşük tolerans gösterme ya da aşırı uyarılmaya karşı kişinin tolerans eşiğinin düşük olması anlamındadır. Ancak sosyal anksiyete -gerçek ya da hayali- yetersizliklerinizin çevrenizdeki insanlar tarafından fark edileceğine dair duyulan endişedir.

Sean Illing

Sosyal anksiyetenin yaygınlığı ile ilgili ne söylenebilir?

Ellen Hendriksen

Kişileri işlerinde terfi etmelerinden alıkoyan ya da sınıfta el kaldırmaktan korktukları için sınıf katılımlarını yüzde 20 oranında etkileyen türden bir klinik sosyal anksiyeten bahsediyorsak, bu Amerikan nüfusunun yaklaşık yüzde 13’üne tekabül ediyor. Ancak nüfusun yüzde 40’ı da rahatsız hissettikleri fakat günlük yaşamlarını çok etkilemeyen, daha düşük seviyelerde seyreden sosyal anksiyeteden şikayetçi.

Sean Illing

Internet ve sosyal medya yaşamlarımıza bu göz önünde olma mevzusunu da getirdi. Sürekli göz önündeyiz artık. Sosyal anksiyetenin artmasının sebebi bu da olabilir mi?

Ellen Hendriksen

Birçok etken sayılabilir ve evet teknoloji bunun büyük bir bölümünü kapsıyor. Sosyal medyada kişiler yaşamlarının önemli anlarını paylaşıyorlar ve aslında bu, asıl günlük deneyimlerini kapsamıyor. Bence bu, birçok insanın yetersizlik hissetmesine sebep oluyor ve bu da sosyal anksiyeteyi tetikliyor.

Diğer yandan da artık daha açığız. Ruhsal sağlık konusundaki utanma durumu yavaş yavaş azalıyor. Artık daha çok insan ortaya çıkıp mücadeleleri ile ilgili daha dürüst olabiliyorlar.

Sean Illing

Sosyal anksiyetenin yaşam damarımı zayıflatmasa da günlük hayatımı sarstığı dönemler oldu. Ama üstesinden gelmek için çabaladıkça, daha içine kapanık bir hal aldım. Bu kendi kendine sürüklenen çemberden nasıl sakınmalı insanlar?

Ellen Hendriksen

Ben de bu dönemlerden geçtim. Sosyal olarak tedirgin bir dönem yaşadığımızda, dikkatimiz doğal olarak içe yönelir çünkü işlerin yolunda olup olmadığını gözlemlemek isteriz. İzlenim yönetimi yapıp kendimizi belirli bir şekilde sunmak isteriz dışarıya. Ancak burada sorun, bunun tüm enerjimizi alması ve artık önümüzdeki şeyi duyamayacak ya da göremeyecek hale gelmemizde. Ve içe yöneldikçe kaygılarımız bize her şeyin kötüye gideceğini daha çok söyler.

Bundan kurtulmanın yolu ilginizi tersine çevirmektir. Konuştuğunuz insana, ya da içinde bulunduğunuz gruba odaklanın ve onları dikkatle dinleyin. Mesele kendiniz dışındaki herhangi bir şeylere odaklanmak ve mucizevi bir şekilde enerjinizi dışarı çıkarmak. Bunu yapabildiğimizde, açıklığa ve doğruluğa doğru yöneliriz ve anksiyete sönmeye başlar.

Sean Illing

Kişilerin, anksiyeteleriyle başa çıkarken yaptıkları diğer hatalar neler olabilir peki?

Ellen Hendriksen

Bir şeyi tahmin etmeye çalışmak neredeyse her zaman gerçek olaydan daha kötüdür. Daha çok endişeleniriz, düşünsenize böyle durumlarda kurduğumuz tüm kötü senaryoları, ama gerçek genellikle daha az korkutucudur. Diğer bir eğilim de dünyadan çekilmektir, hayatımızdaki her şeyi içimize dönmek ve güven kazanmak için bir süreliğine dondururuz.

Önümüzdeki hayatı yaşayıp, bizi büyüten şeyleri yapmak yerine, daha çok kaygılanır ve daha çok içe kapanırız. Yapılacak en iyi şey, önümüze çıkan zorluklarla baş etmek ve tam da yapmaktan korktuğumuz şeyleri yapmaktır – ancak bu yolla aslında o kadar kötü olmadıklarını anlarsınız ve güveninizi inşa edersiniz. 

Toplumun sosyal anksiyeteyi hiç yaşamamış yüzde birlik kısmını ruh hastaları oluşturmaktadır.

 Sean Illing

Sonuç olarak sosyal anksiyeteyi yenmek, gerçek siz olmak mıdır yoksa diğer insanların düşündüklerini önemsememek mi?

Ellen Hendriksen

Güzel soru. Bence gerçek siz, korkusu olmayan sizsiniz. Yani herkes dışa dönük olmak zorunda değil, sadece yapmak istediklerimizi ya da yargılanmaktan korkmadan yapabileceklerimizi yapmalıyız. En yakın arkadaşlarınızın ve ailenizin yanındaki siz olun, kendinizi en rahat hissettiğiniz siz olun. İste bu kişi, dünyaya göstermeniz gereken ‘siz’siniz.  

Sean Illing

Sizin kendinizi düşündüğünüz kadar kimsenin sizi düşünmediğini fark ettiğinizde içinizde verdiğiniz savaşlar nasıl da yok olmaya başlıyor, ne kadar şaşırtıcı değil mi?

Ellen Hendriksen

Evet doğru. Bizim baktığımız, dikkat ettiğimiz şeylere diğer insanların da baktığı ve dikkat ettiği şeklinde bir algımız var. Kendimizin uzmanlarıyız çünkü bu bedenle yürüyoruz, bu bedende sürdürüyoruz yaşamı, belki de bu yüzden diğerlerinin bizi izlediğini düşünüyoruz.

Ancak gerçek şu ki, herkes kendi spotu altında yürüyor, kendi baloncuğuyla. Bu, utanç verici ya da saçma bir şey yaptığımızda kimsenin fark etmeyeceği anlamına gelmiyor tabii ki, ama sandığımız kadar fark etmiyor insanlar. Bunu kendinize hatırlatmak da kaygınızı azaltmada büyük etkiye sahip.

Yazar: Sean Illing
Çevirmen: Naciye Taşdelen Sağlam
Kaynak: vox

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.