Bilim ve tekniğin ilerlemesiyle birlikte, bilginin elde edilmesinin yolunun, deneye bağlı olduğu görüşüne sahip olan ampirizmin, 19. yüzyılda ortaya çıkardığı önemli bir akım vardır: Pozitivizm. Pozitivizm en genel anlamıyla, doğru bilginin kaynağının, yalnızca deneysel verilerde bulunduğunu belirten bir felsefe disiplinidir.(1) Pozitivizm aynı zamanda, modern bilimi temele aldığından spekülatif, tartışmaya açık ve batıl inançlı fikirlerin karşısında yer alır.(2) Her ne kadar iki düşünce sistemi kendi özgün yapılarını kurmuş olsalar da, pozitivizmin temelinin ampirizme dayandığı söylenebilir. Çünkü her şeyden önce pozitivizm, ampirizmin gerçekliği sadece deneyle elde edip bilinebileceği düşüncesinden oluşan tezi kabul etmektedir. Bu açıdan bilginin nesnesi, deneyde verilebilen bir nesne olmak zorundadır. Bu fikri savunan pozitivistler, sadece bilginin kaynağı değil, aynı zamanda bilginin sınırlarını da ortaya koyan bir görüşü savunurlar. Bu açıdan bakıldığında pozitivist görüş, her ne kadar ampirizme dayandırılabilse de, tamamen ampirist bir tezi savunmaz.

Pozitivizm, araştırmalarını olgulara, gerçeklere dayanan, fizikötesi açıklamaları kuramsal olarak olanaksız gören; deneyle denetlenmeyen soruları sözde soru olarak niteleyen bir felsefe doğrultusudur. Pozitivizm öncelikle, modern bilimi ve bilimsel yöntemi yani deneyi ve gözlemi önemseyen bir düşünce sistemidir. Dolayısıyla pozitivizme göre, metafiziksel ve dinsel her türlü açıklama, gerçeklikle uyuşmamaktadır. Çünkü onlar için gerçek olan, deneyle varlığı kanıtlanmış olandır. Bilginin sınırları hakkındaki fikirlerini öne sürerken pozitivistler, insan zihninin duyusal alanın ötesinde bulunan bir dünyaya ait görüşleri kabul etmezler. Metafizik konusunu reddettikleri gibi; bu konuya ait olan ayrı bir metodu ve yine bu konuya ait bir bilginin var olduğu da reddedilmiştir. Metafiziksel konularda öne çıkan içebakış metodu, pozitivistlere göre sağlam dayanakları (deneyle ve gözlemle varlığı kanıtlanamadığı için) bulunmadığından dikkate alınmamıştır. Bu yüzden bu görüşe göre, bilinçten gelen verilerle hakikate ulaşmak imkansızlaşmaktadır.(3) Bilinç bizden ayrı bir şey olarak düşünülemediğinden, beyindeki hareketlerin bir sonucu olarak kabul edilmiştir. Pozitivist fikirler, bu noktada maddeyi ve olguları önemseyen materyalizm ile benzerlik taşımaktadır.(4)

Pozitivizmi bir sistem olarak düzenleyen, 19.yüzyıl filozofu Auguste Comte olmuştur.(5) Henri Bergson’un eserlerinde, doğrudan Comte ve fikirlerine rastlamak zordur. Bergson’un özellikle üzerinde durduğu konu, pozitivizm ile benzerlikler gösteren ve bir bakıma onun içerisinden doğan bir akım olan, bilimciliktir. Bilimciliği daha iyi inceleyebilmek için, öncelikle pozitivist kuramda öne çıkan, Comte’un nasıl bir sistem kurduğunu anlamaya çalışacağız. Comte’un temel düşüncesi, sadece fenomenlerin bilinebileceği ve bu bilginin de mutlak olmadığı şeklindedir. Nedensellik, burada dikkat çekmektedir. Olguların veya olayların art arda gelişleri, birbiriyle benzerlikleri, farklılıkları ve ilişkileri konusunda, “nasıl” sorusuna cevap aranır. Bilimsel bilginin anlamı, fenomenlerin yasalarını öğrenerek, sonrasında bunların yardımıyla gelecek fenomenleri önceden bildirebilmektir. Comte, birer fenomen saydığı var olandan ve gerçek olandan yola çıkılmasını ve verimsiz olduğu için, olguların özü ile nedenine ilişkin sorunun felsefeden uzaklaştırılmasını istemiştir.(6) Onun deyimiyle; Bilmek, önceden görebilmek içindir (Savoir pour prévoir). Pozitivizmin temel amacı, bilimsel bilginin bu anlamını kavrayıp ona göre davranmaktır. Bu amaca uymayan bütün teolojik ve metafiziksel öğeleri, bilimsel bilgiden uzaklaştırmak gerekmektedir.

Pozitivizm, bilimsel bir yönteme işaret etmek amacıyla ve bu yöntemin felsefeye uygulanması anlamında ilk defa Saint-Simon tarafından kullanılmıştır. Daha sonra pozitivizm, Auguste Comte ile birlikte, felsefi bir hareketin adı haline gelmiştir. Felsefi bir görüş olarak pozitivizmin temel özelliği, bilimi tek geçerli bilgi türü olarak görmesi ve olguları bilinebilen ve üzerinde inceleme yapılabilecek tek obje olarak kabul etmesidir. Dolayısıyla, pozitivist görüş açısından felsefe, bilimsel yöntemi kullanması gereken bir bilgi türüdür. Comte’a göre pozitif felsefenin gerçek doğasını ve kendisine özgü karakterini uygun şekilde gösterebilmek için, kendi bütünlüğünde düşünülmüş, insan zihninin ilerleyen gelişimine göz atmak gerekir. Çünkü ona göre bir kavram sadece, kendi tarihi sayesinde iyi bir biçimde bilinebilir.(7) Bunun nedeni de, farklı zihinler arasında var olan yakın ilişkidir. Beyinlerin bireysel farklılığı, bir görünüştür. İnsanlık ise, sürekli olarak gelişen bir olgudur. Öyleyse bir düşünce yalnızca, kendi bütünlüğünde insanlığa bağlı kılınıyorsa, yani bir tarih teşkil ediyorsa anlaşılabilmektedir.(8)

Birey, tarih ve pozitif düşüncenin birleşmesi; insan bilgisinin ulaştığı, önemli bir aşamadır. Bu açıdan Comte’a göre pozitivizmin amacı, toplum olaylarını incelemek ve topluma yön vermektir. Comte’a göre her bilgi alanı art arda üç farklı teorik halden geçmiştir: Bunlar sırasıyla; teolojik ya da kurgul hal, metafizik ya da soyut hal ve bilimsel ya da pozitif haldir.(9) Comte felsefesinde yer alan üç hal yasası düşüncesi, insan bilgisinin bir olgunlaşmasını göstermektedir. Comte’a göre insan düşüncesi, Rönesans dönemine kadar, teolojik düşünce yapısı içerisindedir. Çok tanrıcılıktan tektanrıcılığa geçiş, düşünce evriminde en önemli yeri oluşturmaktadır. Evrenin Tanrı tarafından yaratılmış olması ve evrende var olan canlı ya da cansız her varlığın yaratıcısının Tanrı olduğu fikri, Aydınlanma dönemine kadar sürmüştür. Comte’a göre insan düşüncesi, teolojik dönemin ardından, Metafiziksel bir düşünce dünyasına girmiştir. Teolojik düşüncedeki unsurlar, metafizik dönemde daha çok, soyut kavramlar ve güçlerle anlamlandırılmaya başlanır. Bu dönem, daha çok bir geçiş dönemidir. Çünkü Comte’a göre insan zihni, bu dönemlerdeki görüşlerden birini kullanmak için, diğerini kullanmadan önce, kademe kademe bir geçiş gerçekleştirmiştir.(10)

19. yüzyıla gelindiğinde, insan düşüncesi artık, bu eski fikirlerin yerine başka düşünceler yerleştirir. İnsan öncesinde, doğanın efendisidir. Yeni dönemde pozitif düşünce ve bilimsel metot ön plandadır. Bu açıdan deney ve gözleme dayanmayan hiçbir şeyin, gerçeklik taşımadığı fikri yaygındır. Comte, insan zihninin tüm araştırmalarında, birbirine zıt olan bu üç felsefe yapma yöntemini (teolojik felsefe, metafizik felsefe ve pozitif felsefe) kullanmıştır. Comte’a göre teolojik dönem, insan zihninin zorunlu hareket noktasıdır. Metafizik dönem, bir geçişi teşkil eder. Pozitif dönem ise, insan zihninin sabit ve belirgin halidir. (11) İşte bu üçlü evrim süreci, Comte’ un felsefesinin temelini oluşturur. Pozitif düşünce döneminin yapısının önemini vurgulayan Comte, bu konuyu şöyle açıklar:

Pozitif halde, mutlak kavramları elde etmenin imkansızlığını kabul eden insan zihni, kendini yalnızca, iyi düzenlenmiş akıl yürütmemin ve gözlemin kullanımıyla, fenomenlerin gerçek yasalarını yani onların değişmez art arda geliş ve benzeşim ilişkilerini keşfetmeye adamak için, evrenin başlangıcını ve yöneldiği yeri aramaktan ve fenomenlerin asıl nedenlerini öğrenmeye çalışmaktan vazgeçer. Şu halde kendi gerçek sınırlarına indirgenmiş olguların açıklanması işi, bundan böyle artık, bilimin ilerleyişinin git gide sayısını azaltmaya yöneldiği çeşitli özel fenomenlerle kimi genel olgular arasındaki bir ilişkiden başka bir şey değildir.”(12)

Buradan anladığımız, pozitif felsefe döneminde, ele alınan meselenin “ne için” olduğundan ziyade; “nasıl” olduğu üzerine yoğunlaşılmasıdır. Bunun için gerekli olan da, bilimlerin sınırlarını belirlemektir. Comte’a göre pozitif felsefe, bizlere bu belirlenimi verecektir.

Comte’un görüşlerinin temel özelliği, bilimlerin sınırlarını belirleyerek, onun deyimiyle, sosyal fiziği ortaya koymasıdır. Ona göre insan zihni, mekanik ve kimyasal olarak yer ve gök fiziğini; ayrıca da bitki ve hayvanlar üzerinden, canlı fiziğini kurmuştur. Bu açıdan insan zihninin temel eks.iği, sosyal fiziktir.(13) Comte pozitif felsefesinin, bu eksikliği tamamlayacağını düşünmüştür. Pozitif felsefe bu şekilde, teolojik ve metafizik felsefelerin de yerine geçebilecek bir sistem haline getirilmiştir.

Pozitif akıl, 19. yüzyılda tam bir bilim çağı yaratmıştır. Pozitif akıl yani bilimsel metodu temele alan akıl, daha çok “nasıl” sorusuna yönelmiştir. Doğa yasalarına başvurarak, olguların ve olayların nasıl oluştuğu merakı üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu tür bir eylem, giderek metafizikten uzaklaşmaya neden olmuştur. Metafiziğin temel sorularından biri olan neden sorusu zamanla yerini, nasıl sorusuna bırakmıştır. Bilimsel yöntem ile belirlenen bilim sınıflamalar, kendi içlerinde daha da derinleşerek, alternatif düşünce akımları da geliştirmiştir. Buna bağlı olarak, Pozitivizm içerisinden doğan, önemli bir akım olmuştur. Bu akım, Bilimcilik (Scientisme)’tir. Bilimcilik, en yalın anlamıyla, sadece bilimi kendisine örnek alan bir düşünce yapısıdır. Kültürel yapının içinde olan her alanda bilimin kesinliğini vurgular ve öne çıkarır. İnsan ve toplum hakkında bilgi elde edilirken de, yalnızca bilime ve bilimsel yönteme dayanılmasını savunan bir görüştür. Bilimcilik aynı zamanda, doğa bilimlerini toplum bilimlerine indirgeme ve onların yasalarını, toplum bilimlerinde geçerli sayma eğilimindedir. Bu açıdan bilimcilik; hem pozitivizm hem de materyalizminden izler taşır. (14)

19. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle de sanayi devrimi sonrası, önemli bilimsel ilerlemeler yaşanmıştır. Bu dönemin en dikkat çeken unsurları; deneysel metot ve bilimsel düşüncedir. İsveçli kimyacı Alfred Nobel (1833- 1896)’in bilime katkıda bulunan başarılı kimselere ödül verilmesini başlatmasıyla, bilim alanında hızlıca yeni buluşlar gerçekleşmiştir.(15) Bunun da etkisiyle, bilimciliğin yaygınlaşması, hız kazanmıştır. Deneysel metot etkisini, daha çok tıp alanında gösterdiği için; düzenli çalışmalar ve yaratıcı düşüncenin ortaya konması, bilimsel ilerlemeyi daha da arttırmıştır.

Pozitivizm ile birlikte etkili olan bilimciliğin, iki önemli savunucusu vardır: Ernest Renan (1823- 1892) ve Hippolyte Adolphe Taine (1828-1893). Bu iki düşünürün yazdıkları eserlerde ele aldıkları temel mesele, bilimsel bilgiler ile spiritüel düşünceleri tam olarak birbirinden ayırmaya çalışmaktır. Bunun en açık örneğine, Taine’de rastlamak mümkündür. Ona göre 20. yüzyılda, spiritüalistler ve pozitivistler adı altında iki felsefe akımı vardır. Taine spiritüalistlerin, duyulur ve görülür dünyanın altında, bunu destekleyen görünmez ve elle tutulamaz cisimsiz bir başka dünyanın varlığından söz ettiklerini belirtir. Aynı şekilde pozitivistlerin ise, alemin görülen bütün olgularını özetleyen, deneye dayanır kanunları bir araya getirmekle yetindiklerini ifade eder. Spiritüalistlere göre, hayatın nedeni yaşatma kuvvetidir ve bu kuvvet madde ile birleşmiştir. İlk nedenlerin ulaşılamaz olduğuna inanmazlar. Buna karşılık pozitivistler ise, ilk nedenleri insan zekasının kavrayış sahasının dışında bulunan şeyler olarak göz önünde tutarlar. Bu nedenle de, bu ilk nedenler hakkında bir hüküm verilemeyeceğine inanırlar.(16) Bilimciliği öne çıkaran bir diğer isim olan Ernest Renan ise, konu hakkında şunları söyler:

Evet bir gün gelecek, insanlık artık inanmayacak, bilecek; metafizik ve manevi dünyaya çözümleyecek; fiziksel dünyayı zaten biliyor. Bir gün gelecek, insanlığın idaresi artık tesadüflere ve entrikalara bırakılmayacak; en iyi idare biçimine ve ona ulaşmaya yarayan en etkili araçlara yönelik akılcı bir sorgulamayla yapılacak her şey. Eğer bilimin amacı buysa, insanlara kendi kaderini ve kendi kurallarını öğretmek, hayatın gerçek anlamını bulmasına yardımcı olmak, sanatı şiir ve üstün ahlakla insanın var oluşuna gerçek anlamını veren üstün ideali yaratmasını sağlamaksa, böyle bir bilime kim karşı koyabilir ki?”(17)

Kendi tabiriyle insanlık için tek çarenin modern bilim olduğunu belirten Renan, zekayı bilimin seviyesine çıkararak, onu rasyonel metotla beslemenin gerekli olduğunu vurgular. Renan aynı zamanda, tabiatüstünün varlığını reddederek, spiritüalistlerden ayrılır. Bilimin de bu düşünceyi destekleyip benimsemesi gerektiğini belirtmiştir (18)

Taine ve Renan’ın bilimci görüşleri, özellikle de inanç ve bilim arasındaki ayrımları daha da arttırmıştır. Çünkü bilimciliğin temelinde, belirlenimciliğin (determinizm) bulunması; tesadüfiliği de geride bırakmıştır. Renan’ın her şeyin, akılcı sorgulamalarla yapılacağını belirtmesi, bir açıdan tek bir ilkenin kabulünü zorunlu hale getirmiştir.(19) Bilimcilik bu dönemde, psikoloji ve sosyoloji alanlarında da etkinliğini belirleyici ölçüde gösterir. Comte pozitivizm ile başlayan serüvenini, özellikle sosyoloji alanında da ortaya koyar. Her ne kadar bilimciliğin, pozitivizmin içerisinden çıktığını söylesek de, iki akım arasında önemli bir fark bulunur. Pozitivist düşünce tam olarak bilimci değildir ve zihnin akıl dışı yönlerine kendi içinde yer açar. Comte’un öğretisindeki dinsel boyutun, buradan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Ayrıca bütün olarak bakıldığında, pozitivizm bilimciliğe oranla, daha açık ve geniş bir düşünce biçimidir. Bilimcilik, felsefeyi çoğunlukla dışarıda bırakırken, Comte bu konuda daha bilinçli bir yaklaşım sergilemiştir.(20)

Bilimciliğin pozitivizme oranla daha radikal bir tutum sergilemesi, bu akımın aynı zamanda, daha kolay şekilde eleştirilmesine de neden olmuştur. Özellikle de rastlantısal ve olasılıkçı düşünce modellerinin ortaya çıkmasıyla, bilimcilik eski güvenilirliğini kaybetmeye başlamıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısında bilimde, Amerikalı filozof ve mantıkçı Charles Sanders Peirce (1839- 1914)’ın, yanılabilirlik düşüncesinin olabileceğini öne sürmesi, bu güvenin sarsılabileceğine örnek olmuştur.(21) Bu açıdan bilimsel teorilerinde, her zaman için kesinliğin bulunmadığı ve sadece birer tahminden ibaret olabileceği fikri yavaş yavaş yerleşmeye başlamıştır. Determinizmin de zayıflamasıyla, bilimciliğe gösterilen eleştiriler de giderek artmaya başlamıştır. 20. yüzyılda bilim ilerleyişine devam etse de, göz ardı edilmeyecek bir gerçek kendini gösterir. O da, insanın sadece bedenden ibaret olmadığıdır. Bilimde meydana gelen bazı güvensizlik ve belirsizlikler, insanın yine kendisine dönmesine neden olmuştur. Bu sayede insan, bir yandan güçlü ve birikimli bilgilerle dolarken; bir yandan da, şüphe ve soruların varlığıyla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Fakat sözlerimizi tamamlarken şunları belirmekte yarar görüyorum. Her düşüncede olduğu gibi, her ne kadar pozitivizm ve bilimcilik belirli açılardan eleştirilseler de; dönemin bilimsel metotlu düşünce yapısına katkıları göz ardı edilemez. Ve yine dikkat çekmek isterim ki; modern bilimin bugünkü gelişmeleri de, temelinde 19. yüzyılın düşünce çeşitliliğinin birikimini barındırır. Bu açıdan her iki düşünce de, özellikle 19. ve 20. yüzyılı anlamlandırmada bizlere ışık tutmaktadır.

Dipnotlar:

(1)Ivan Frolov Timofeevich, Dictionary of Philosophy, edited by Murad Saifulin, International Publishers, New York, 1984, sf: 331
(2)Auguste Comte, Pozitif Felsefe Kursları,çev: Erkan Ataçay, Sosyal yayınlar, İstanbul, 2001, sf: 40
(3)Jacqueline Russ, Avrupa Düşüncesinin Serüveni,çev: Özcan Doğan, Doğubatı yayınları, Ankara, 2011
(4)Jacques Chevalier, Henri Bergson, translated by Lillan A. Clare, RiderandCo., London, 1928, sf: 22
(5)John Stuart Mill, Auguste Comte and Positivism,Kegan Paul trenchand Co., London, 1907, sf: 3
(6)Oğuz Özügül, Pozitivizm ya da Mantık Olarak Felsefe, Us yayınları, İstanbul, 1991, sf: 15
(7)Auguste Comte, Pozitif Felsefe Kursları, çev: Erkan Ataçay, Sosyal yayınlar, İstanbul, 2001, sf: 32
(8)Comte, a.e.,sf: 93
(9)Comte, a.g.e.,sf: 32
(10)Comte, a.e.,sf: 37
(11)Comte, a.e., sf: 33
(12)Comte, a.e.,sf: 33
(13)Comte, a.e.,sf: 42
(14)Hugh Elliot, Modern Science and Materialism ,Longmans Green and Co., London, 1919, sf: 138
(15)Jacqueline Russ, Avrupa Düşüncesinin Serüveni, çev: Özcan Doğan, Doğubatı yayınları, Ankara, 2011
(16)Hippolyte Taine,XIX. yüzyılda Fransa’ da Klasik Filozoflar, çev: Miraç Katırcıoğlu, MEB yayınları, İstanbul, 1951, önsöz
(17)Ernest Renan, Bilimin Geleceği, çev: Ziya İshan, MEB yayınları, İstanbul, 1951
(18)E. Renan, a.e.,sf: 55
(19)Jacques Chevalier, Henri Bergson, translated by Lillan A. Clare, Rider and Co., London, 1928, sf: 8
(20)Jacqueline Russ, Avrupa Düşüncesinin Serüveni, çev: Özcan Doğan, Doğubatı yayınları, Ankara, 2011, sf: 302
(21)J. Russ, a.g.e.,sf: 321

Yazar: Ece Saraçoğlu

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.