1933 yılında yapılan üniversite reformu ile yapılandırma sürecinde olan yükseköğretim kurumlarının modernleştirilmesi amaçlanmaktaydı. Uluslararası statüye gelmesi amaçlanan üniversiteler için köklü değişikliklerin yapılması zorunlu hale gelmişti. Birçok konuda eksikleri bulunan yükseköğretim kurumlarının hızla tazelenmeye ihtiyacı vardı. Genç Türkiye bilim ülkesi olmalıydı.

İsviçreli profesör Albert Malsche reform ile ilgili bir rapor hazırlamak üzere görevlendirildi. Üniversitelerde Alman tipi eğitim uygulanacaktı. Darülfünun artık yetersizdi ve ilmi olarak üretici vasfını günden güne kaybediyordu. Tam da bu sırada kendilerine yaşayacak ve mesleklerini icra edebilecekleri ülke arayışı içinde olan Alman bilim insanları için Türkiye aradıkları ülke konumundaydı.

A.Malsche yazdığı raporda yabancı bilim insanlarının ülkemiz için çok verimli olacaklarını düşünmüş, raporunda bu konuyu büyük bir titizlikle irdelemişti. Batı standartlarında bir üniversitenin kurulması ve aksaklıkların giderilmesi için ülkemize davet edilen bu bilim insanları en geç üç yıl içinde Türkçe öğrenip kendi dilimizde dersler vermeye başlayacak ilk günlerde verdikleri tercüman eşliğindeki çalışmalar son bulacaktı.

Büyük ve güçlü bir kaynak olarak görülen yabancı bilim insanları 1933 yılında kurulan İstanbul Üniversitesi’nde görev almaya başladılar. Sorgulamayı, düşünmeyi temel prensip edinerek ders anlatmaya başlayan sayıca çok fazla profesörden oluşan ekip öğretme metodunda köklü bir değişikliğe gitmiş, öğrenci ve hocaların birbirleri ile sıkı etkileşimde olduğu bir yol izlemişlerdir. Uygulanan bu yepyeni metod gelişmeleri hızlandırmış, reformun kalıcı olmasına zemin hazırlamıştır (Namal, 2012).

Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni Türkçe ile yazılmış kitap sayısı oldukça azdı. Kütüphanelerin baştan sona yenilenip düzenlenmesi gerekiyordu. Ders kitabı niteliğinde kullanılan kitaplar kısıtlı sayıda idi. Yabancı bilim insanları kendi alanları için kaynak olarak kullanılabilecek ders kitapları yazdılar. Kütüphanelerin tasnifinde görev almışlar, laboratuvarda birçok çalışma yapmışlar, düzenledikleri kongrelerle Türk bilim dünyasına çok büyük katkılarda bulunmuşlardır.

Yaşamla iyiden iyiye bağlarını koparan Darülfunun yabancı bilim insanlarının olağanüstü çabaları ile harmanlanan reform sayesinde yepyeni bir bilimsel üretim alanı haline gelmişti. Ülkelerinden kaçarak gelen profesörler sadece öğrenci yetiştirmekle yetinmiyor, öğrencilerinin arasındaki üstün yetenekli olarak gördüklerini asistanı olarak yanına alıyordu. Bu asistanlar bu yeni bilim ortamında yetişerek yurt dışına eğitimlerini sürdürmek için gönderiliyorlardı.

Alanlarında birçok başarılı çalışmaya imza atan bu bilim insanlarının öğrencileri ve öğrencilerinin öğrencileri günümüzde hala üniversitelerimizde görevlerini sürdürmektedirler. Eğitim ve kültür hayatımızda kendi ülkelerindeymişcesine derin izler bırakmışlardı.

Kaynakça:

Namal, Y. (2012). “Türkiye’de 1933-1950 Yılları Arasında Yükseköğretime Yabancı Bilim Adamlarının Katkıları”. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi.

Yazar: Ayten Nahide Korkmaz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.