Felsefenin doğduğu yer olan Antik Grek’ten başlayarak yirminci yüzyıl felsefesine değin, felsefenin temel problem alanlarından birisi olan “ahlak” mefhumu bugün bile spekülatifliğini koruyor. Antik Grek filozoflarının ısrarla üzerinde durduğu bu konunun, diğer tüm felsefe disiplinleri ile dolaysız bir ilişki içinde olduğu konusunda da artık şüphe yok. O hâlde bu mühim konunun tarihsel evrimine bakmak, bugün için tarihsel bir zorunluluğa dönüşüyor. Felsefenin doğuşundan yirminci yüzyıla kadar ahlak nasıl tanımlanıyor, iyi ve kötü kavramları neye gönderme yapıyor, erdem ya da erdemler ne ifade ediyor, eylemlerimizi değerli ve anlamlı kılan şey nedir? Bütün bu soruların cevabını Antik Grek felsefesinden başlayarak, felsefe tarihi içinde aramaya koyulalım.

Antik Grek’in genel felsefe eğiliminde ahlak mefhumu söz konusu olduğunda göze çarpan ilk kavram “mutluluk” kavramıdır. Bugün için mutluluk ahlakı olarak tanımlanan bu eğilimde, eylemlerimizin, yapıp-etmelerimizin nihaî amacı mutlu olmaktır. Hemen tüm Antik Grek filozofları ahlakın mutlulukla ilişkili olduğu konusunda hemfikirdir. Fakat mutluluk ahlakının en belirgin temsilcileri Platon ve Aristoteles’tir. Platon, bireyin ve toplumların tüm eylemlerinin mutluluk nihayetine ulaşmak için olduğu görüşünü savunur, fakat bu mutluluğa ulaştıracak eylemin “erdemler” temelinde gerçekleşmesi gerekir. Platon’un kurduğu erdemler sistematiğinde, toplumun her tabakasının ayrı bir işi ve buna uygun bir erdemi mevcuttur. Örneğin idare eden tabakanın erdemi bilgelik, koruyucu tabakanın erdemi cesaret, üretici-işçi tabakanın erdemi ise ölçülülüktür. Her tabakanın kendi erdemine sadık kalması ise tüm toplum için adalet erdemini doğurur. Her bir tabaka için hem kendi özelinde, hem de toplum genelinde kendi erdemine uygun eylemesi, bireysel ve toplumsal anlamda mutluluğa ulaştıracak formüldür. Aristoteles de tıpkı Platon gibi mutluluk ahlakını erdem kavramı üzerinden temellendirir. Aristoteles’e göre erdem, insanın kendisine uygun olanı seçip, ona uygun eylemesidir. Yani Aristoteles için erdem “orta-olma”da saklıdır. İster pozitif olsun, ister negatif, her tür aşırılık erdemsizlikle eşdeğerdir. Ve bu aşırı eylem, mutsuzluğun da kaynağıdır. Yine Antik Grek’te, mutluluk ahlakının yanısıra yaygın bir ahlak anlayışı, bugün hedonizm olarak bilinen haz ahlakıdır. Antik Grek’te haz ahlakının temsilcileri Sokrates’in öğrencisi olan Aristippos ve Epiküros’tur. Onlara göre iyi olan şey haz veren, zevke yönelten şeydir. Hazdan uzak olan şey ise kötü olan şeydir.

Ortaçağ felsefesine gelindiğinde, diğer tüm konularda olduğu gibi ahlak için de teolojik referanslar kullanılır. Belirgin Tanrı kavramının, ahlak mefhumu üzerindeki etkisi de büyüktür. Ahlakın tartışıldığı eksen bütünüyle teolojiktir; iyi ve kötü gibi kavramlar kutsal metinlerden referans verilerek tartışılır. Bununla birlikte ise Platon ve Aristoteles’in ahlak anlayışları da genel bir kabul görür. Zaten Ortaçağ felsefesinden bahsediyorsak, çoğunlukla Platon ve Aristoteles şerhlerinden bahsediyoruzdur. Platon ve Aristoteles’e düşülen şerhler, modern felsefedeki temel ahlak tartışmalarına da olanak sağlayacaktır.

On yedinci yüzyılla birlikte modern felsefeye geçildiğinde, birçok kavram gibi, ahlak kavramı da evrim geçirecek, Antik Grek ve Skolastik Felsefe’den yavaş yaaş kopmalar başlayacaktır. Bir 17. yüzyıl filozofu olan Spinoza, Aristippos ve Epiküros’a benzer şekilde ahlakı haz temelinde açıklayasa da, Spinoza’nın klasik anlamda bir hedonist olduğunu söylemek mümkün değildir. Doğa-tanrıcı bir filozof olan Spinoza’nın felsefe sistematiğinde haz, Doğa ile bütünleşmek gibi bir anlama sahiptir. Bunun yanında 17. yüzyılın genel rasyonalist tavrına sahip olan Spinoza, aklın egemen olmasını ahlakın temel koşulu kabul eder. Akıldışı tutkular ve itkiler ahlaksızlığa iter insanı, rasyonel olmak ise ahlaklı eylemin ilk koşuludur. Modern felsefedeki akıl eksenli felsefeler, ahlakı akıl ve rasyonellik zeminine çeker. Aydınlanma Çağı’na gelindiğinde ise Kant ile birlikte, evrensel bir ahlak yasası arayışına girişilecektir. Kant bu evrensel yasayı şöyle formüle eder: öyle bir maksime göre eyle ki, eyleminin ilkesi aynı zamanda genel bir yasa olabilsin. Kantçı ahlakta ahlakî eylem, bu yasaya uygun ve bu yasadan dolayı yapılan eylemdir.

On dokuzuncu yüzyılla birlikte, ahlak mefhumu konusunda tarihin en büyük kopuşları yaşanır. Postmodern felsefenin ipuçlarının bulunduğu bu asırda, yıkımcı felsefeler birer birer baş gösterir. İlk varoluşçu filozof olan Kierkegaard, Korku ve Titreme isimli ünlü eserinde aklı ve inancı birbirinden kesin olarak ayırır ve etik konusuna farklı bir bakış açısı geliştirir. Ahlak konusundaki en büyük bozgunu ise Kierkegaard’nun çağdaşı Nietzsche yapacaktır. Nietzsche’nin felsefesi bütünüyle, Batı ahlakına karşı bir tavır, bir itirazdır. Antik Grek felsefesinden başlayarak Kant’a kadar, Nietzsche tüm Batı ahlakına karşı çıkar. Nedenlerin ve sonuçların birbirine karıştırıldığını iddia ederek, Antik Grek’in mutluluk ahlakına gönderme yapan Nietzsche, mutluluğun erdemin bir sonucu değil, erdemin mutluluğun bir sonucu olduğunu söyler. (Putların Alacakaranlığında, sayfa 35). Nietzsche’nin yıkımcı felsefesinin ardından ise 20. yüzyıl varoluşçuluğu, teosantrik ahlaktan insanmerkezli ahlaka yönelmiş görünür. Başta varoluşçu felsefenin teorik kurucusu sayılan Sartre olmak üzere, varoluşçu filozoflar, insanın kendi özünü kendisi oluşturduğunu düşünerek, insanın eylemlerinin sorumluluğunu yine insana yüklerler. Her ne kadar Nietzsche özgür irade kavramını reddetse de, Sartre insanın özgürlüğe mahkum olduğunu düşünmektedir. Bu yüzden de her eyleminin ahlakî yükümlülüğü yine insana aittir.

Kısaca özetleyecek olursak; Antik Grek’te mutluluk, haz gibi ilkelere dayanan, Ortaçağ’da kutsal metinlerin referanslarına bağlanan ahlak, modern felsefe ile akıl eksenli bir tartışma hâline gelmiş, on dokuzuncu yüzyıl postmodernizmiyle birlikte ortodoks ahlak kuramları yoğun şekilde eleştirilerek, yirminci yüzyıl varoluşçuluğu ile insan, ahlakî olarak yükümlü konuma gelmiştir. Elbette bu evrimsel dizge, oldukça kaba hatlarla verilmiştir, felsefe tarihi içerisinde en aşırısından en makulüne birçok ahlak felsefesi bizi beklemektedir.

Yararlanılan Kaynaklar:
PLATON, Devlet, İş Bankası Kültür Yayınları.
ARISTOTELES, Nikomakhos’a Etik, Say Yayınları.
NIETZSCHE, Friedrich, Putların Alacakaranlığında, Alter Yayıcılık.
KIERKEGAARD, Soren, Korku ve Titreme, Pinhan Yayıncılık.

Yazar: Ergin Aldemir

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.