Umut, bir şeyin olmasını beklemekle beraber onun için arzu duymaktır; yani, arzulanan şeyi beklemektir. Bir şeyi umut etmek, kendimizle ilgili bir istekte bulunmaktır.

Umudun karşıtı, bir şeyin olmasını beklemekle beraber, onun gerçekleşmeyeceğinden korkmaktır. Her umudun doğasında bir korku vardır ve her korkuda bir umut. Umudun diğer karşıtları ise, umutsuzluk ve umutsuzluğun huzursuz bir şekli çaresizliktir.

Umut, bir kırlangıç gibi, sıklıkla baharın müjdecisi olarak sembolize edilir ve “umutsuz hayat olmaz” diye bir deyiş vardır. Umut, yaşama karşı bir inanç ifadesidir ve sabır, kararlılık ve cesaret gibi daha pratik eğilimlerin temelidir. Bize yalnızca hedefleri değil, aynı zamanda o hedeflere ulaşmak için gerekli olan motivasyonu da sağlar. Tanrıbilimci Martin Luther’in dediği gibi, “Dünyada elde edilmiş olan her şey, umutla elde edilmiştir.” Umut, yalnızca geleceğe işaret etmekle kalmaz, ayrıca, zor zamanlarımız süresince bizi ayakta tutarak, güçlükleri baş etmesi kolay hale getirir.

Daha derin bir ifadeyle, umut, hayatımıza anlam ve biçim katan kapsamlı bir anlatı sunarak, bu günümüzü geçmiş ve geleceğe bağlar. Umutlarımız, zorluklarımızı, başarı ve yenilgilerimizi, güç ve kusurlarımızı belirleyen ve kısmen onlara imkan veren, yaşamımızdan içinden geçen kıyılardır. Bu fikirle ilerleyince, umutlar, son derece insana özgü olsalar da –çünkü yalnızca insanlar kendilerini uzak gelecekte düşünebilir- bizi, bizden daha büyük bir şeye de bağlar: Tüm doğada olduğu gibi içimizde de hareket halinde olan bir kozmik yaşama.

Diğer taraftan, umutsuzluk depresyonun hem bir sebebi hem de bir belirtisidir ve depresyon durumunda yaşanabilecek bir intiharın da habercisidir. “Hayattan ne umuyorsunuz?” sorusu, bir psikiyatrist olarak benim en önemli sorumdur ve hastam eğer “hiçbir şey” diye cevap verirse, bunu gerçekten ciddiye almam gerekir.

Umut, arzu edileni beklemek keyifli olduğu sürece güzeldir. Fakat o, aynı zamanda acıdır da, çünkü arzulanan koşul henüz elde edilmemiştir ve dahası belki hiç elde edilmeyecektir. Nasıl ki gerçekçi ve makul umutların bizi yükseltip ilerletmesi muhtemelse, yanlış umutların bizi hüsran, hayal kırıklığı ve kırgınlıklara yönlendirerek, ıstırabın süresini uzatması daha da muhtemeldir. Umut besleme acısı ve umutların yıkılmasının verdiği daha da büyük olan acı, neden çoğu insanın umut etmekte mütevazı davrandığını açıklar.

Sisifos Söyleni’nde Albert Camus, insan halini, kronik yalancılığı için hayatı boyunca büyük bir kaya parçasını bir dağın tepesine itme görevini yalnızca onun tekrar aşağıya yuvarlanışını görmek için tekrarlamakla cezalandırılan Sisifos’un kötü durumuyla karşılaştırır. Camus düşüncesini “Zirveye doğru olan mücadele, bir insanın kalbini doldurmak için yeterlidir. Sisifos, mutlu hayal edilmelidir,” diye sonlandırır.

Mutlak umutsuzluk durumunda bile, Sisifos hala mutlu olabilir. Aslında mutlak umutsuzluk durumunda olduğu için özellikle mutludur, çünkü durumunun umutsuzluğunu fark edip kabul ederek, aynı zamanda onun ötesine geçmektedir.

Yazar: Neel Burton M.D
Çevirmen: Deniz Çakmak

Kaynak: Psychology Today 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.