Fordham Üniversitesi’nden Nicholas Tampio, felsefe bölümlerini zenginleştirmek amacıyla müfredata Afrikalı, Hint, İslam, Yahudi, Latin Amerikalı ve Yerli Amerikalı felsefesinin dahil edilmesi önerilerinin açık fikirlikle alakası olmadığını; aksine bu önerilerin “farklılıkları baltaladığını” düşünüyor. Tampio’nun karşı argümanları ve Amerikan üniversitelerindeki felsefe müfredatlarıyla ilgili güncel tartışmalarla ilgili olarak, “Not All Things Wise and Good are Philosophy” başlıklı makalenin çevirisini Hüseyin Sığırcı, Düşünbil Dergisi için yaptı.

İslami düşünce üzerine bir ansiklopediye giriş dâhil geniş çapta yayımlarda bulundum. Kur’an, fıkıh, İslami felsefe ve İbn-i Haldun’un modernite öncesi tarihi Mukaddime‘yi (1377) okumak hayatımı ve düşünümü zenginleştirdi. Yine de The New York Times’tan Jay L. Garfield ve Bryan W. Van Norden’in, felsefe bölümlerini zenginleştirmek amacıyla müfredatta Afrikalı, Hint, İslam, Yahudi, Latin Amerikalı ve Yerli Amerikalı felsefesinin kapsama alınmasına dair çağrılarına katılmıyorum. Felsefe profesörlerine, David Hume ve Immanuel Kant gibi beyaz adamların yanında Konfüçyüs ve Kandra Kirti gibi Asyalı bilginleri okutmaları talebinde bulunmak açık fikirlilik olarak görülebilir. Lakin bu yaklaşım entelektüel bir gelenek olarak felsefeye dair farklılıkları baltalıyor ve diğer geleneklere “bizimkilerle aynılar” diyerek şaibeli bir iltifat sunuyor. Dahası bu talep, politik otoritelerin seçim kampanyalarında felsefe bölümlerine sağladığı kaynağın kesilmesini de körüklüyor.

Felsefe Platon’un Devlet’inden başlar. Tartışmalı diyaloglar vasıtasıyla süren huzursuz bir meşgaledir. Dağ başındaki bilgeler ve müritler arasında değil, şehirlerdeki alelade insanlar arasında cereyan eder felsefe ve süregelmiş gelenek ve dini vecibeler karşısında dahi mantığın kullanımını gerektirir. Platon’un kitabı ilk felsefi metindir ve Aristoteles’in Politika, Augustinus’un Tanrı’nın Şehri, Farabi’nin Siyasi Nizam ve Fransız Filozof Alan Badiou’nun Platon’un Devleti gibi farklı metinlere referans oluşturmuştur. Britanyalı filozof Alfred North Whitehead bir keresinde felsefe tarihinin Platon’a dipnot oluşturma silsilesi olduğunu ifade etmişti. Platon’dan doğrudan söz etmeyen filozoflar bile hala onun –idealar dâhil- kelimelerini ve hakikati takvanın üstünde tutan genel yönelimini kullanıyor. Felsefe kan bağını ya da vatanını sevmekten ziyade bilgeliği/bilgiyi sevmektir. Bu rahatsız özelliği onu sık sık dinin ve geleneğin düşmanı yapmıştır.

Büyük İslam düşünürü Gazzâli’nin bakış açısını düşünün. Dalaletten Kurtuluş’ta Gazzâli, Platon ve Aristoteles’i Müslüman okurlarına anlatır. “Hem bu filozofların kendilerini hem de bunların İslam filozofları arasındaki İbn-i Sina, Farabi gibi takipçilerini imansız gibi düşünmeliyiz,” diyor. Müslümanların halkın saptırılmış kitapları okumalarını engellemek için kapıyı derhal kapatması gerektiğini salık veriyor. Kendisi de felsefi argümanlar üretse de felsefe geleneğine girmek istememiş ve hatta Filozofları Tutarsızlığı (Tehafülü’l Felasife) gibi kitaplarında bu geleneğe son verilmesi için uğraşmıştır. Eğer bilginler, Gazzâli’den sonraki yüzyıllarda İslam siyasi düşüncelerini çalışmak istiyorsa, felsefe değil öncelikle kelam ve fıkıh çalışmalılar.

Aynı şekilde Konfüçyüs (MÖ 551-479) okumaya değer lakin o da kavramları filozof olarak çağrılamayacak kadar fazla uzağa sündürüyor. Analektler adlı kitabında “Babası hala sağken, birinin niyetlerini gözlemle, babası öldükten sonra tutumlarını gözlemle. Eğer üç yıl boyunca babasının yolunu terk etmediyse ona hayırlı evlat denebilir,” der. Konfüçyüs ataya ve yaşlılara saygıyı içeren iyi bir yaşam için kapsamlı bir doktrin sunar. Bunu aksine Devlet’in başlangıç sayfasında, Sokrates, adaletin anlamına dair çorak görüşleri yüzünden yaşlı bir adam, Kephalos’la alay eder. Platon’un mesajı şöyledir: Felsefenin, her şeyi olduğu gibi kabul eden ve düşünceler topografyasında mücadele etmek istemeyen yaşlılara tahammülü yoktur. Platon’un eleştirel düşünme savunusu, bir Konfüçyüs savunucusu tarafından aile kavgası ve toplumsal uyumsuzluk tarifi gibi görülebilir.

Felsefe bölümlerinin, İslami fıkıh ve Konfüçyüsçü etik bilginleri için doğal bir alan olduğu konusunda şüpheliyim. Felsefe bölümleri mantık (düşünme kuralları), metafizik (varlık çalışmaları), epistemoloji (bilginin teorisi), estetik (sanat çalışmaları), etik (kişisel ahlak sorgulamaları) ve politika (adalet arayışı) çalışmaları ve öğretimini destekler. Felsefe, Platon geleneğinden çıktığı derecede tutarlıdır. Filozoflar farklı dini ve ahlaki geleneklerin bilginleriyle konuşmalı mıdır? Tabi ki. Lakin kendi uzmanlık alanlarının gerekliliğiymiş gibi filozofların amatör İslam fıkıhçısı olması ya da Kur’an bilgininin felsefe çalışması pek mantıklı değil.

Felsefe limitinin önemini anlamak için bu tartışmayı yükseköğretime finansman sağlama üstüne tartışmalar içinde konumlandırmalıyız. Geçtiğimiz yıl Cumhuriyetçi senatör Marco Rubio şöyle söyledi: “Filozoftan ziyade kaynak sağlayıcılarına ihtiyacımız var.” Bu, felsefe departmanlarına finansman sağlamayı kesmek isteyen vergi yükümlüleri ve politika üreticilerinin geniş kesiminde paylaşılan görüşün dobra bir söylemi. New York Times’ın dışarıya açık sayfasında felsefe bölümleri “Avrupalı erkeklerin başarı tapınağı” olmakla suçlanıyor. Kastedilen mana şu ki akademik felsefe ırkçı, cinsiyetçi ve ölümüne yakın. Bu meslek yüksekokulları ve devlet üniversitelerinde felsefe çalışmalarına federal fon desteğini engellemek arzusunda olan politika üreticileri için iyi haber.

Okumayı seven, çalışan ve zaman zaman felsefe yapan biri olarak, ben bunu trajedi olarak görüyorum. Bırakın, felsefe bölümleri, bilginler çalışma arkadaşlarını yeni bir yazarın, düşüncenin ya da geleneğin meşgul olmaya değer olduğuna ikna ederken organik olarak evrilsin. Üniversiteleri, diğer entelektüel gelenekleri öğrenmek için araştırma alanlarını geliştirme yollarını keşfetmeye cesaretlendirin. Fakat filozofların Gazzâli ya da Konfüçyüs’e kendilerinden biri gibi davranması talebinde bulunmak makul değil ve bu filozofları ortadan kaldırmaya dünden razı olan insanlara teçhizat sağlıyor.

Yazar: Nicholas Tampio
Çeviri: Hüseyin Sığırcı
Kaynak: aeon 

Please complete the required fields.