Bilim ve din hakkındaki tartışmalar, çoğunlukla iki dünya görüşü arasında bir rekabet olarak değerlendirilir. Bilim insanları arasında bile, iki konunun bir arada bulunup bulunamayacağına ilişkin farklı görüşler bulunmaktadır.

Rahmetli Paleontolog Stephen Jay Gould gibi kimileri için, bilim ve din iki ayrı araştırma alanını temsil eder; birbirleriyle örtüşmeyen soruları sorar ve yanıtlar. Diğerleri ve hatta toplumun çoğu Biyolog Richard Dawkins gibi, temelden birbirlerine karşıt inanç sistemleri gibi görür.

Fakat bu konuya bakmanın başka bir yolu da, insanların, neden yaptıklarına inandıklarını değerlendirmektir. Bunu yaptığımızda, bilim ve din arasındaki sözde çatışmanın, kimi insanların üstlenebileceği kadar net bir kesimin yakınında bile olmadığını keşfederiz.

İnançlarımız çoğu zaman bir dizi gizli etkiye maruz kalmaktadır. İnsanlar bilimsel olarak düşünme kapasitesini geliştirdiğinden beri, bilim ve dinin temelde çatıştığı inancını ele alalım. Bu durum, bilimin amatörlük, aristokratik himaye, küçük hükümet desteği ve sınırlı istihdam olanakları ile karakterize edildiği 19. yüzyılın sonlarından itibaren ünlü olmaya başladı. “Çatışma tezi”, kısmen üniversiteleri ve okulları kontrol eden dinsel elitlerden bağımsız olarak, ayrı bir profesyonel bilim alanı yaratma arzusundan kaynaklandı.

Aynı zamanda, inancımızı etkileyebileceğini varsaydığımız etkenler, gerçekten önemli olmayabilir. Örneğin, insanların daha fazla bilimsel bilgiye maruz kalmalarının, dini inançlarını etkileyebileceğine ilişkin bir eğilim vardır. 1913 yılında Psikolog James Leuba, bilimsel farkındalığın dini inancını sürdürmeyi zorlaştırması sonucu, profesyonel bilim insanları arasında görece düşük inanç düzeyleri olduğunu ortaya çıkardı. Ancak bilimsel bilgi ve inanç arasındaki ilişki tamamen net değildir.

Çok çeşitli psikolojik ve sosyal araştırmalar göstermiştir ki, dini nedenlerle evrimi reddeden öğrenciler bu konu hakkında gerekli olan şeyleri bilmezler. Ve bugün çatışmaların olduğu yerlerde, anket bulguları bunun oldukça seçici olduğunu göstermektedir. Örneğin ABD’de kök hücre araştırması gibi bilimsel iddialara karşı muhalefet, genellikle, dinsel grupların ahlaki tartışmalarda aktif olduğu yerlerde ortaya çıkmaktadır.

Din ve bilim arasındaki çatışmanın, gerçekle ilgili iddialar ile olduğu gibi, kültür, aile bağları, ahlaki konumlar ve politik bağlılıklar ile de ilgisi vardır. Bu, bilim insanlarının inançları için de geçerlidir. Bilim insanlarının din hakkındaki görüşlerinde (istisnai seküler bir grup olsa da) çoğu bilim ve din arasındaki içsel çatışmayı algılamaz.

Bu bulgunun birtakım olası nedenleri vardır, ancak daha geniş kitlelerde bulunan cinsiyet, etnik köken ve din ile ilişkili bazı sosyal örüntülerin bilim insanları arasında bulunmaması ilgi çekicidir. Örneğin, Amerika ve Avrupa’da genel nüfus içindeki etnik azınlıkların dini olma olasılığı daha yüksektir. Ancak bilim insanları arasında, yeni göçmen statüsüne sahip olmak, düzenli dinsel katılım olasılığını önemli ölçüde azaltmaktadır. Bilim insanı olarak kurumsallaşmış olmak, dinsel kimlik de dahil olmak üzere kişisel kimliğin diğer yönlerini daha az anlamlı kılmaktadır.

Yaradılışçıları Yaratmak mı?

İnsanların bilime ve dine inandıkları şeyin etrafındaki kafa karışıklığı, evrime ve onu inkar edenlere ilişkindir. Evrimin kabulüne ilişkin araştırmaların çoğu, yaradılışçı dinsel grupların göreceli olarak güçlü olduğu ve halkın geniş kesimlerinin konuyla ilgili bilimsel iddialara kuşkuyla yaklaştıkları yer olan ABD’ye odaklanmıştır. Fakat burada bile, evrim hakkındaki inançlar basite indirgenmemiş, tutarlı kategorize edilmemiştir. Uzun süredir devam eden Gallup anketine dayanarak, on ABD vatandaşından dördünün “yaradılışçılığa inandığı” iddia ediliyor. Bu ankette sorun, tüm insanların konuyla ilgili net ve içsel olarak tutarlı görüşlere sahip olduklarını ima etme eğiliminde olmasıdır.

Son araştırmaların sonuçlarına göre ise, çoğu Amerikalı, yaradılış tarihi veya Tanrı’nın insanları yarattığı araçlar gibi konuların doğru olup olmadıklarını düşünmüyorlar. Aslında, yaradılışçıların sadece % 63’ü, insan kökeninin “çok” ya da “son derece” önemli olduğuna ilişkin tam inancın olduğuna inanıyorlar. Ve bu grubun sadece küçük bir kısmı dünyanın tam anlamıyla altı günde yaratıldığı ya da insanların son 10.000 yıl içinde yaratıldıkları inancı gibi örgütlü yaratılışçı grupların konumunun tüm yönleriyle hemfikirdir.

Birleşik Krallık’ta resim bu kadar bile net değildir. Örneğin 2006 yılında BBC tarafından yürütülen bir ankette, katılımcıların ateist evrim, yaratılışçılık ya da akıllı tasarım teorisine inanıp inanmadıklarını söylemelerini istendi. Tanrıya inananların yanı sıra evrimi kabul edenler için herhangi bir seçenek sunulmamıştı. Böylelikle, bu tür anketler, sorularının çerçevesini çizme biçiminde etkili bir şekilde “yaradılışçıları yaratırlar”.

İyi Tartışmalar İstemek

Sonuç olarak, insanların bilimsel bulgulara nasıl tepki vereceğini anlamak için basit bir yol yoktur. Kimileri evrimi dinden uzak olarak görürken, kimileri de dini inancı onaylayan aynı fikirleri görürler. Ancak, halkın bilim anlayışını geliştirmek, her türden insanla ilişki kurmak demektir. Ve eğer insanları streotipleştirirsek bu zor olacaktır çünkü neye inandıklarını tam olarak anlamış değiliz. İnsanların yerleşik bilim hakkındaki kuşkularının toplumsal bağlamı hakkında bir şey söyleyemezsek, bunları ele almak zor olacaktır. Örneğin, psikolojik araştırmalar, Hıristiyanların “bilimde kötü” olmalarına dair klişelere maruz kalmanın aslında akademik açıdan dindar öğrencilerin düşük performans göstermesine neden olduğunu göstermiştir. Bu tür bulgular, bu konuya şu anda yaptığımızdan daha fazla özenli davranmak için iyi bir neden sunar.

Yazarlar: Stephen Jones, Carola Leicht
Çeviren: Gözlem Küçük
Kaynak: theconversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.