(Bölüm 1 – Yapısal Antropoloji)

Claude Lévi-Strauss’un 20. yüzyıl düşünce evrimindeki yeri, geçen yüzyıla kattığı anlam ve 21. yüzyıl antropolojisi için ne vaat edebileceğine bakarak anlaşılabilir. Çok sayıda antropolog hayatı, eserleri, mirası ve antropolojiye yaptığı muazzam katkıları hakkında yazmış ve yazmaya da devam ederken, birkaç yerde de yüzüncü yıl kutlamalarına [1] ve ölüm ilanlarına [2] yer verildi. Lévi-Strauss’un külliyatı; metodoloji, felsefe, tarih, hümanizm, mitoloji, dilbilim, estetik, bilişsellik ve mantık alanlarını kuşatacak kadar kapsamlı ve geniştir. Ne var ki çalışmaları çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır ve çalışmalarının çağdaş teoriyle olan ilişkisinin görülmesi ve açıklanması zorunluluk kazanmıştır. Bence Strauss’un antropolojiye bıraktığı mirası anlamanın en güzel yolu budur.

Günümüz antropolojisi göç, hastalık, kıtlık, yoksulluk, feminizm, düşünümsellik (reflexivity), yolsuzluk, küreselleşme, etnik çatışmalar, iç savaşlar, insan hakları, kültürel aktivizm, köktencilik, terörizm gibi pek çok sorunla kendini ilişkilendirir. Lévi-Strauss’u alanda tekrar merkezi konuma getirme girişimi, onun tüm bu sosyal ve politik konularla doğrudan ilişkisi olduğunu kanıtlamaz. Yine de yapısal antropolojinin, sosyal sistemlerin dinamiklerinden ve rekabetçi ve stratejik uygulamaların praksisinden çok daha fazlasını yenilikçi biçimde açıklayabileceğini söylemek mümkündür.

 Yapısal Antropoloji

Antropolojik bilginin epistemolojik sorunları ve antropoloğun çalışmalarının etik anlayışı, Lévi-Strauss’un çalışmalarının ontolojik (insanın ve toplumun doğası), etiyolojik (insanın ve toplumun açımlanması) ve kurtarılabilir (bu zararları hafifletmek için araçlara veya araçların yokluğuna dönmek) boyutlarında mevcuttur. Hiç şüphe yok ki Yapısal Antropoloji’sinin (1958) ilk cildinden, ikinci derlemesine (1973), Uzaktan Bakan İnsan’dan (1983) anıtsal eseri Pléiade’a (2008) kadar Lévi-Strauss’ un genel antropolojiye hem bilimsel hem de hümanist devrimci olarak katkısının teorik temelleri kendi becerisi ve zekâsı sayesinde oluşmuştur.

Öncelikle, Lévi-Strauss doğadan kültüre geçişi ve insan toplumunun köklerini açığa çıkaran Akrabalığın Temel Yapıları’nda (The Elementary Structures of Kinship) (1967 [1949]), ileri bir sosyal teori üretmiştir. Daha sonra Mythologiques’de (1964, 1966, 1968, 1971) bilimin üst boyutuna yönelmiş, Yaban Düşünce’de (Savage Mind) (1962a) zihnin alt yapısını keşfetmiş ve insan bilişselliğinin temellerini önümüze sermiştir. Antropolojinin hem bilim dalı hem de hümanist bir disiplin olduğunu düşünerek, Hüzünlü Dönenceler’in (Tristes Tropiques) (1955) destansı izlerini araştırmakla kalmayıp aynı zamanda Small Mythologiques (1985, 1991) ve Way of Masks’da (1979) yenilikçi çeşitlemeler yaratmış ve sanatların gizli estetiğini (1993) ortaya çıkarmıştır.

Gerçekten de Lévi-Strauss, teorik antropolojinin geleceğinin ne olacağını önceden tahmin etmişti. Eleştirmenlerinden gelen düşüncelerin aksine, güncele, etiğe, metodolojiye veya epistemolojiye dair çok az şey Lévi-Strauss’un dikkatinden, anlayışından ve sorumluluğundan kaçmıştır. Bizler, onun yazılarının hem merkezinde hem de çatlaklarında, bilginin edinilmesi için gerekli olan bir dizi yeni varsayım ve prosedür; metodolojiye ilişkin yeni bir yaklaşım, küresel farkındalık içeren yeni bir epistemoloji ve yeni etik tohumları bulabiliriz (bkz. Doja 2005, 2006a, 2006c, 2008a).

Bununla birlikte, özellikle İngilizce konuşulan yerlerde, Lévi-Strauss’un eserlerinin gerçek değeri, hiç şüphesiz dilsel çeviriden ziyade kültürel problemler ve entelektüel modanın kaprisleriyle şiddetlenen bir takım yanlış anlamalar tarafından gizlenmiştir. Lévi-Strauss’un sadece özgün tarih yaklaşımı değil, her şeyden önce, insan bilimi olarak yapısal antropolojinin hümanizmine ve genel bilgisine gerçek teorik ve epistemolojik katkısı, teorisinin özünün parçalarını oluşturmasına rağmen ihmal edilmiş ve nadiren takdir edilmiş gibi görünmektedir (şayet kasıtlı olarak çarpıtılmadıysa).

Antropolojide bu parçaların bir kısmı, bağlamsallaştırma ve düşünümsellik konularının yanı sıra, sömürge sonrası dönemde siyasi ithalat sorunlarıyla birlikte artan endişenin felsefi parametreleriyle, üst anlatı ve büyük teorilerinin (grand theory) azalan tutarlılığı sonucu eşleştiriliyor. Yapısal antropolojiyle ortaya çıkan hümanizmin yeni biçimi bağlamında (bkz. Doja 2008b) Lévi-Strauss, kültürel düzeni analiz etmek için yapısal argümanları tutarlı ve doğru bir şekilde kullanmış ve aynı zamanda, bu düzenin gelip geçici karakterini, entropi, tersinmezlik, yapı-söküm ve tabii ki öz-düşünümsellik kavramları üzerinden yeniden ele almıştır. Muhtemelen, Lévi-Strauss’un teorisinin bu ve diğer yönleri, tarih, kültür, eyleme gücü ve toplum için yenilikçi antropolojik yaklaşımlar geliştirmemize yardımcı olan, uygulanabilir bir metodoloji olarak geliştirilebilir.

Lévi-Strauss’u eleştirenler, onun temel görüşlerine, özellikle yapı, tarih ve eyleme gücü tanımlarının ve hepsinden önemlisi yapısalcılık ekolünün yetersizliğine gönderme yapmışlardır. Bunlar hiç şüphesiz Lévi-Strauss’un düşüncesini anlamak için kritik noktalar. Dahası, yapısalcılığın yükselişiyle antropolojinin artan prestiji tarihsel olarak birbirinden ayrılması imkânsız şeylerdir. Ancak Lévi-Strauss’u yapısalcılıkla özdeşleştirmek, onun mirasını ve sosyal teori ve antropolojiyle halihazırda süren ilişkisini çarpıtmak anlamına gelir. Nitekim Derrida ve Lévi-Strauss’un yazmanın mekânı üzerine yürüttükleri tartışmayı incelerken (Doja 2006b, 2006c, 2007), ben de diğer birçok yazarla aynı sonuca varıyorum: En azından popüler hayal gücünde, “post-yapısalcılar” tarafından geriye dönük olarak icat edilen yapısalcılığın bir versiyonunun, gerçek şey yerine ne dereceye kadar ikame edildiğini meşru biçimde sorgulamalıyız (krş. Wiseman 2009). Muhtemelen Lévi-Strauss’un yapısalcılığı, insan kültürü hakkında düşünmeye yönlendiren bulgularının daha geniş uygulama alanlarını göstererek dilbilimin belli bir anında parladı. Fakat mitin yapısal analizinde, dilbilimsel yapısalcılığın da ötesindeki etkileri öne sürülebilmektedir.

Lévi-Strauss daha sofistike bir entelektüel kavrayışla insanlığı anlamak için antropolojiyi, genel olarak kabul edilenden ya da disiplinin eskiden beri olduğundan daha bilimsel bir projeye evirmiştir. Levi-Strauss’un teorik yorumlamaları; bir sınıflandırma egzersizi olarak düşünüldüğünde, gerçek bir antropolojik bilimsel devrime ve mitlerin dönüşümsel mantığına gönderme yaptığı ölçüde (en azından kendisine akrabalık ilişkisi atfedilen ardışık Kopernik devrimlerine kıyasla) önceki analiz yöntemleriyle arasında epistemolojik bir boşluk oluşmasına sebebiyet veriyor.

Lévi-Strauss’un genellemeleri saldırgan eleştirmenler için kolay hedef oluyorlar. Örneğin İslam’a karşı Hüzünlü Dönenceler’de açıktan gösterdiği “antipati”, Fransa’daki Mayıs’68 olaylarıyla ilgili çekinceleri ve Académie Française’ye [3] ilk defa bir kadının seçilmesine karşı kampanyası gibi kusurları vardır. Ancak, bazı detay noktalarda yanlışlıklar olduğunu göstermek kolaysa da bu, onun ana genellemelerinin geçerliliğini azaltmaz. Yaptığı işin gelecekteki etkisi ne olursa olsun, zaman yapısal analizin problemlerini ve sınırlamalarını ortaya çıkarsa da Lévi-Strauss’un teorisinin temel yöntemi (1960’larda olduğundan daha az etkili bile olsa) aşılamayan büyük bir entelektüel başarı ve geri alınamayacak bir yenilik olmaya devam edecektir.

Lévi-Strauss’un yapısal hipotezleri, her zaman iyi temellendirilmiş veya verimli görünmese bile tartışılmaz bir etkiye sahiptir. Yapısal analizler ve prosedürler, insan yaşamının kültürel ve sosyal yönleri üzerine özgün bir teorik yansıma kümesi oluşturmaktalardır. Bu analizler ve prosedürler ne totolojidirler ne de önemsizdirler; tam da insan gerçekliğinin doğasına ilişkindirler. En azından 1950’lerin başından beri Lévi-Strauss’un kendine özgü “uzaktan bakışı” geleneksel Noel kutlamalarının modern toplumdaki yeri (1952b) gibi çağdaş konuları da sorgulamıştır. Her zaman kadın cinselliği (1998), insan durumu ve piyasa ekonomisinin verimliliği (2001a), Earl Spencer’ın ve Prenses Diana’nın oğulları arasındaki amcalık ilişkisi, deli dana hastalığı ve modern insanın sosyalliği (2001b, 2004) veya mitolojik modeller ile modern fiziğin yorumlayıcı ikilemleri arasındaki benzerlikler gibi çağdaş temalar üzerine olağandışı yorumlarını sunmuştur. Ancak her şeyden önce, Lévi-Strauss’un temelde ekolojik bir düşünür olduğu yeterince anlaşılamamıştır. “İnsanı” diğer canlıların üstüne koyan “yozlaşmış” hümanizm eleştirisi bugünle her zamankinden daha ilgilidir. Şaşırtıcı olmayan biçimde, tekrar tekrar ve hiç ödün vermeden bu düşüncesini sürekli yineledi (2007).

Lévi-Straus’un eserleri bir yöntemin veya öğretinin bütünlüklü açıklamasına indirgenemez. Bunlar çoğu zaman anlamı keşfedilmeye devam edilen, gizli bağlantılarla birbirlerine bağlanan karmaşık metinlerdir. Zamanımızın farklılaşmış entelektüel ve politik düzleminde, örneğin, Yaban Düşünce’nin yeniden okunmasında ön plana çıkan şey, sınıflandırma sistemlerinin mantığının analizi değildir; sosyal ilişkilerde duygulanımın yeri ve Lévi-Strauss’un düşüncesinin etik boyutudur. Muhtemelen, onun yapısal antropolojisi, özünde çoktan etik için orijinal bir yaklaşım üretmiş bir epistemolojidir.

Kibrine ve kendine özgü meraklarına, oldukça tuhaf ilgi ve takıntılarına rağmen Lévi-Strauss, sosyal teori ve antropoloji tarihinde kalıcı bir figür olduğunu kanıtlamıştır. Zihinsel tatminin “düşünmek için iyi” olan şeylerin bir ürünü olduğunu kabul ederek (1962b: 132), antropolojiyi daha resmi bir yönteme ve daha bilimsel isteklere doğru taşımıştır. Levi-Strauss farkında olmadan neredeyse tüm sosyal bilimleri ve insanla ilgili birçok başka şeyi silip süpürmüş ve entelektüel coşkuyu ateşlemiştir. Bu, onu Susan Sontag’ın deyimiyle, “zamanımızın kahramanı” olan ilk antropolog (Sontag 1990 [1963]) ilan etmiştir.

Clifford Geertz’in de belirttiği gibi, hiçbir antropolog “mesleki yönteminin kişisel bir arayıştan doğması, kişisel bir vizyon tarafından yönlendirilmesi ve kişisel bir kurtuluşa yönelmesi” konusunda Lévi-Strauss’tan daha ısrarcı olmamıştır (Geertz 1973 [1967]: 346). Mitolojik kahramanlığın gelenekselliği içerisinde, Richard Shweder’in de dediği gibi, antropologların kahramanı olarak Lévi-Strauss, Amazon’un bozulmamış iç mekanlarına keşif gezisini bir vizyon arayışına dönüştürmüş ve antropolojiyi, insanı insana karşı savunan manevi bir misyon haline getirmiştir (Hayes ve Hayes 1970).

Bu bağlamda, antropolojisindeki “kahramanca” yönteminde, yani etnografik saha çalışmasının “psikolojik çilesinde” Lévi-Strauss, sadece sürekli ve acı verici bir şekilde egzotik Diğeriyle etkileşimde kendi varlığının parametrelerini ve varsayımlarını sorgulamaya mecbur hissetmekle kalmaz; aynı zamanda, yerli kültürlerin modernleşme süreçleri tarafından geri dönülmez bir şekilde yok edilmesini çaresizce izlemek zorunda kalır. Özellikle bu duruş, etnografik alan çalışması, etnografik temsil, genel olarak antropolojide ve tarih yazımı gibi farklı alanlarda mantık, değer, sorunsallaştırma, etik ve ahlak odağında akıl yürütme türlerinin analizi için her şeyden çok eleştirel bakış açıları sunar (Castaneda 2006).

Notlar: 

[1] Henaff 2008, Sperber 2008, Hauschild 2008, Carneiro da Cunha 2008, Doja 2008a.

[2] Bloch 2009, Sahlins 2010, Terray 2010, Maniglier 2010.

[3] Fransızcanın geliştirilmesi için 17. yüzyılda kurulan ve 40 üyesi olan kurum. Üyeler akademisyenlerden oluşuyor ve kendi isteklerine ölene kadar üye sayılabiliyorlar. Bu yüzden onlara les immortels (ölümsüzler) deniyor. (e.n.)

©® Düşünbil (2020)

Yazar: Albert Doja*
Çeviren: Duygu Aydemir
Çeviri Editörü: Elif Arslan
Kaynak: rai.onlinelibrary.wiley.com

*Albert Doja, Londra Üniversitesi Akademisi Antropoloji Bölümünde Onursal Araştırma Üyesi ve Avrupa Tiran Üniversitesinde Sosyoloji ve Antropoloji Profesörüdür. Doktora derecesini 1993 yılında Paris’teki École des Hautes Études en Sciences Sociales’den sosyal antropoloji dalında aldı. Doja, Claude Lévi-Strauss tarafından kurulan Laboratoire d’Anthropologie Sociale’nin eski bir araştırmacısıdır. Fransa, İngiltere, İrlanda ve Arnavutluk’ta çeşitli akademik görevlerde bulunmuş ve 2008’de Arnavutluk Bilimler Akademisi’ne seçilmiştir.

Please complete the required fields.