1917 senesinin nisan ayında, her şey değişti. En azından, sanat dünyası için. O andan sonra, öncü ve efsanevi, aynı zamanda şakacılığıyla da akıllarda yer etmiş Fransız sanatçı Marcel Duchamp, hem yapma şekli hem de içerdiği anlamıyla, sanat denen oyunun kurallarını değiştiren, olay yaratan bir eser tasarladı. Söz konusu eser, Duchamp’ın şaka amaçlı tersine çevirdiği, üzerinde gizemli bir takma isim yazan, asıl ismiyse “Çeşme” olan porselen bir pisuardı. Sinsi bir satranç ustasının yaptığı bir hamle gibi, “Çeşme”nin ‘’yeni bir imaj yaratan eser’’ olarak tarihsel bağlamda tanınması, sanat dünyasının duyarlı yapısına karşı bir şah-mat işlevi görerek, oyunun kurallarını bozdu.

Satranca yapılan bu benzetme aslında gerçek dışı değil.  Satranç oyununun, sanatın bütün güzelliklerini kendi bünyesinde topladığını iddia eden Duchamp, bu oyunu neredeyse bir takıntı haline getirmişti. (Hatta öylesine takıntı haline gelmişti ki, gözü başka bir şey örmez olmuştu. 1927 senesinin kasım ayında, tüm enerjisini sanata harcamak yerine satranç oynamaya kaydırmıştı ve o zamanki eşi Lydie, onun sonu gelmeyen satranç stratejilerini ve misillemelerini görmekten bıkmıştı. Bir gece, Duchamp uyurken, Lydie satranç taşlarını oyun tahtasına bir tutkalla yapıştırdı. Bu olaydan bir ay sonra boşandılar.) Duchamp’ın ‘’Çeşme’’ adı verilen bu haylaz eseri, yüz yıl önce bu ay, sanatçının şakacı tarafına da bir gönderme yapıyor.

Duchamp’ın sanat dünyasında yaptığı manevrayı anlamak için,  1917’nin baharında yaptığı eserin o dönemin New York’unda yeni yeni filizlenen Bağımsız Sanatçılar Topluluğu (Society of Independent Artists) ‘na sunulduğu ana dönüp bakmak gerekir. Bu topluluğun kurucu üyelerinden biri olarak Duchamp organizasyonun ideolojisinin tasarlanmasına ve net bir biçimde anlaşılmasına yardım etti. Bu kuralların içerisinde, topluluk üyelerinin gönderdiği hiçbir eserin sergide geri çevrilmeyeceğine dair bir madde vardı. Konulan bu tarz prensiplerin samimiyetini ve dayanıklılığını ölçmek etmek için, bu kışkırtıcı esere anında itiraz edileceğini bile bile, Duchamp pisuarı sanatsal bir parça adı altında topluluğa sundu.

Duchamp sonrasında, şaşkınlıkla olmasa da hayal kırıklığıyla, üyelerin bu eserin sergiye çıkmasını uygun görmediklerini fark etti. Topluluk bu konuda oylama bile yapmak istedi. Koyulan kuralın ikiyüzlü bir şekilde ihlal edilmesini izlerken insanların ancak toplumun koyduğu sınırlar çerçevesinde düşünebildiğini anladı. Onların açık-görüşlülük olarak değerlendirdiği kavram, aslında çerçevesi belli bir bakış açısından ibaretti. “Çeşme” kurucu üyeler tarafından “estetik olarak kaba olduğu” gerekçesiyle reddedildiğinde Duchamp kendi vicdanıyla hesaplaşmak zorunda kaldı. Yapacak başka hiçbir şey kalmadı ve istifa etti.

Bu kararı vermek onu garip bir zorlukla baş başa bıraktı: Olay yaratan bu eserini, kendisine ait olduğunu fark ettirmeden nasıl sanat dünyasına kazandırabilirdi? Yine de Duchamp, eserini çevresindeki insanlardan korumayı başardı. Onu gözlemleyen insanların bu esere karşı açık ve net bir önyargıları olduğuna emindi. Bu külfetli ve ağır porselenin, korumaya değer olacağını düşünmüyorlardı. “Çeşme” olarak adlandırılan eser Duchamp’ın arkadaşı olan efsanevi fotoğrafçı Alfred Stieglitz’e götürüldü. Bu eserin Stieglitz tarafından çekilen siyah-beyaz fotoğrafı, insanların aklına kazınmayı başardı. Duchamp’ın esere imza atma konusundaki gönülsüzlüğü, eserden bir kazanç sağlamayı reddetmesi ve eserini başka bir mekana taşırken yaşadığı güçlükler, kendi yapıtına karşı koyduğu dikkate değer mesafeyi gösteriyor. Bu durum, geçen yüzyılda yapılmış en olaylı sanat eserlerinden birini takdir etmemiz için yeteri kadar nedenimiz olduğunu gösteriyor.

Bu eseri dikkatle incelerken, estetik bir objeye nasıl yaklaşılması gerektiği tekrar gözden geçirilmeli ve sanat eserinin nasıl olması gerektiği hakkındaki basmakalıp önyargılar bir kenara bırakılmalıdır. İlk defa, bir sanat yapıtının önemi onu ortaya koyan sanatçıdan keskin çizgilerle ayrıldı. Zaten Duchamp bu heykeli kendi elleriyle yapmış değildi. Bu yüzden eserin asıl önemi burada yatmıyor.  Asıl önemi bir nesnenin önyargılardan uzak bir biçimde gözden geçirilmesini sağlaması ve kişileri kalıp yargılardan kurtararak onların düşünme şekline felsefi bir boyut eklemesidir. Gözle değil de akılla görmeye başlamamızı sağlayan “Çeşme”, bir muamma olan sanat ürününün doğasıyla ve bunun sanatçı için anlamıyla dolup taşıyor.

1913 senesinden beri, Duchamp orijinallik kavramının ne olduğuyla ilgili deneyler yapıyor; sanat camiasının Duchamp’ın tabiriyle “basmakalıp ve hazır” şeyleri meşrulaştırması için ya da ticari ve reklam potansiyeli olan objeleri kültürel olarak farklı bağlamlara yerleştirerek, onların bir sanat eseri olarak kabul edilmesi için mücadele ediyordu.

Objenin takma ismi olan R Mutt, Duchamp’ın sonradan söylediğine göre seramik araçlar satan üretici bir firmanın adıyla bir çizgi film olan Mutt ve Jeff’ten esinlenerek oluşturulmuştu. “Çeşme” adlı eserin Society of Independent Artists için yapılacak sergide reddedilmesinden sonra, Dadaizmi savunan dergi “Blind Man” Duchamp’ın sürekli saldırıya uğrayan bu eserini savundu:

“Bay Mutt’un “Çeşme”si ahlaksız değil, ama absürt. Küvet ne kadar ahlaksız olabilirse bu da o kadar ahlaksız. Tesisatçılarda her zaman görebileceğiniz bir eşya sadece.”

“Bay Mutt’un “Çeşme”yi kendi elleriyle yapıp yapmaması önemli değil. O bir tercih yaptı. Hayatımızdaki sıradan bir eşyayı alıp, onu artık eski anlamının ve amacının kalmadığı bir noktaya yerleştirdi. Onu yepyeni bir başlık altına koydu ve yeni bir bakış açısı oluşturdu. Bu objenin yeni bir anlama bürünmesini sağladı.’’

Duchamp tek bir hareketiyle, sanatsal kimliğin nasıl olması gerektiğine yönelik geleneksel inanışları sarstı.  Sanatını icra ederken sanatçının kendi rolünü nasıl algıladığı, geri dönüşü olmayan ve geniş kitleleri etkileyen bir noktaya varabileceğini gösterdi.

“Çeşme” adlı eseri modern sanat tarihinden çıkarırsanız, Duchamp’tan etkilenip onun korkusuzca önderlik ettiği bu yolda yürüyen geniş bir sanatçı topluluğunu da elemeniz gerekir. Pop-Art’ın daha prestijli bir kültüre hitap eden objelerle günlük hayattaki sıradan eşyalar arasındaki farkı kaldırmaya çalışmasının sebebi Duchhamp’ın yarattığı etkiden kaynaklanır. Eğer “Çeşme” olmasaydı, Warhol’un Brillo Kutuları ve Campbell’in Çorba Konserveleri de olmazdı. Duchamp’ın “Çeşme”si kaba ya da edepsiz bir görünüşün de estetik bir tarafı olabileceğini gösteren bir mihenk taşı oldu. Bedensel atıklar için oluşturulan bir deponun bu eserin oluşumundaki şok edici yeri, 70 sene sonra ABD’li sanatçı Andres Serrano’nun çarmıha gerilmiş İsa heykelinin çişe bulanmış, ıslak ve müstehcen bir fotoğrafıyla doldu. 1987 senesinde patlayan bir eser oldu.

Evet, “Çeşme” sanat denen oyunu sonsuza kadar değiştirdi.  Çağdaş sanat galerilerinde rastlanan her obje, gezinirken gördüğümüz çılgınlıklar, ya da darmadağınık yataklar vb. birçok şey konsept, sanat, düzensizlik ya da şeytanilik gibi kavramların birbiriyle ilişkisini sorgulayabiliyoruz. Bu sorgulamaların hepsini Duchamp’ın cesaretine borçluyuz. Sanatçının kendi gözüyle görmesi artık cezalandırılacak bir şey değil; tam tersi ona saygıyla bakılıyor. Sanat hakkında derin ve etraflıca düşünen insanlar, estetik bakış açılarını geliştirmek için farklı ve yenilikçi görme biçimleri yarattılar.

Yazan: Kelly Grovier
Çeviren: Esin Nisan Yıldırım
Kaynak:  bbc

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.