Hemen hepimizin bildiği gibi Modern düşünce, Rene Descartes (1596-1650) ile başlar. Descartes’a göre insan, fiziksel beden ve maddeden bağımsız olan zihin olmak üzere iki temel tözden oluşmaktadır. Bu nedenle bu teori Cartesian Dualism olarak adlandırılır. Descartes, düşüncenin beyine pineal bez aracılığıyla bağlandığını söylemişti.  Burnumuzu kaşıma isteğimiz, kaşıma eylemini gerçekleştirmek için kolların kaldırılmasıyla sonuçlandığında ve parmaklarımız bu eylemi gerçekleştirmek üzere buruna götürüldüğünde kaşıdığımız şey burnumuz mudur yoksa kaşınma hissinin kendisi midir? Nasıl oluyor da fiziksel bir dürtü düşünsel bir dürtüyle eşleşebiliyor?  Birkaç asırdır Düalism işte bu soruların cevabını bulmaya çalışıyor. Örneğin,  Epifenomenizm’e göre bu etkileşim sadece düşüncenin beyni değil; beyinin düşünceyi etkilediği tek yönlü bir biçimde gerçekleşiyordu. Düşünce tamamen fiziksel bir makine olan beyinin içinde olayları etkileyebilecek illüzyona sahip bir yolcuydu. Bu iddiaya alternatif olarak Okasyonalizm’e göre ise, tanrının beyini etkilemesi için düşünceye gerekli müdahaleyi etmesi veya kısasa kısas gibi iki yol mevcuttur.

Ancak tüm bu düalistik spekülasyonlar 1949 yılında Gilbert  Ryle’ın bir klasik olan eseri, Concept of Mind’ ın yayınlanmasıyla birlikte gerileme yaşadı. Ryle, Descartes’ın teorisini taciz edici bir biçimde “makinedeki hayaletin dogması / Dogma of the ghost in the machine” olarak adlandırdı ve ikna edici bir Descartes’ın beyinle aynı kategoride yer alan düşünceyi farklı bir şey gibi göstererek bir kategori hatası yaptığına dair inandırıcı bir argüman ortaya sürdü.

Fizikalizm, fizik tarafından onaylanmayan tüm madde ve materyalleri yok sayan bir bakış açısıdır. Tabi ki düşünce ile ilgili bir diğer argüman, fizikalistler tarafından ortaya atıldı. Bu argüman, J.J.C.Smart tarafından ortaya atılan Düşünce-Beyin Kimlik Teorisi’ydi. Bu argümana göre ise düşünce ve beyin birbiriyle iç içe geçmiş mekanizmalardı ve beyinde insanların sahip olduğu her bir düşünce biçiminin bir karşılığı vardı. (Bu görüş, etrafında olup bitenlerin farkında olan beyinlerin diğer biyolojik maddelerden daha farklı bir yapıya sahip olabileceğini ortaya koydu.)

Ancak farklı yollarla ifade ediliyor olsa da beyin ve düşüncenin aynı şeyler olduğu iddiasına bakan filozoflar fotoğrafın dışında kalan bir şeyler olduğunu fark etti ve bu konu üzerine tartışmalar yürütmeye başladılar; işte bu farkındalığın ta kendisiydi. Bu argümanın devamı niteliğinde ortaya atılan diğer teoriler ise şunlardı:

Kendini bir yarasa gibi hissetmek nasıl bir duygudur?

Ünlü bir isim olan Thomas Nagel’in notlarından.. Nagel, bilimsel olarak kanıtlanamayan sübjektif bir deneyiminden bahseder. Bu teoriye göre, bir yarasanın vücudunun nasıl olduğunu, nasıl işleyiş gösterdiğini bilim ve bilim adamları bilebilir ama bir yarasa olmanın ne demek olduğunu ancak bir yarasa bilir.

Çince Odası  

John Searle’nin etkili düşünme deneyinde bir adam duvarında yarık olan bir odada oturur. Üzerinde semboller bulunan kartlar belirli aralıklarla duvardaki yarıktan içeriye atılır. Odada oturan adam kartların üzerindeki sembolleri anlamaz ancak elinde bulunan yönerge kitabına bakarak duvardan içeriye atılan üzerinde semboller bulunan kartları toplamaya devam eder. Semboller Çince karakterlerden oluşur ve adam kendine yöneltilen soruları bilmiyor olmasına rağmen Çince yanıtlar. Bu deneyle Searle, çok zeki ve sorduğumuz soruları ikna edici bir biçimde yanıtlayabilen bir bilgisayar ürettiğimizde bile bilgisayarın tam anlamıyla ne olup bittiğini biliyor olmasının mümkün olmayacağını kanıtlamaktadır.

Zombiler  

Antifizikalistlere göre ise eğer fizikalist teori güvenilir ve doğru olsaydı hepimizin birer zombi olması gerekirdi. Yani, hepimiz kendisine verilen işleri birebir tamamlayan, eksiksiz yerine getiren birer makine olabilirdik ancak herhangi bir bilişsel deneyime sahip olmazdık. Hepimiz bilişsel deneyimlerde bulunduğumuza göre fizikalistlerin söylediklerinin asılsız olduğunu söylemek yerinde bir tespit olacaktır.

Zor Sorun

David Chalmers’ a göre ise farkındalığın beraberinde getirdiği bir takım sorunlar vardır.  Chalmers basit ve zor sorunlar arasına bir sınır çeker (bütünleşme ve sözlü raporlamanın nasıl işlediğini ve nasıl sübjektif deneyimler edindiğimizi ortaya koymak gibi)

Yazar: Rick Lewis
Çevirmen: İhsan Tarık Çelik
Kaynak: Philosophy Now

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.