Habitus kavramını, kısaca, bir kişinin hangi topluma, kültüre, gruba veya sosyal sınıfa ait olduğunu gösteren ve bakış, duruş, jest ve mimiklerle görünür biçimde bedene de yerleşen algılama, hissetme, düşünme, tutum ve davranış alışkanlıkları veya sosyal-kültürel tercih ve tavırlar birikimi olarak tanımlayabiliriz. (1) Habitus, Fransız sosyolog Pierre Bordieu’nun sosyolojik çözümlemeye kazandırdığı bir kavramdır. Kavramın Avrupa düşünce geleneğinde ilk anlamsal çerçevesini “hexis” kavramıyla Aristoteles’te ve kavram olarak kullanımını ilk önce Thomas von Aquin’de, daha sonra ise M. Maus’da görürüz. Latince kökenli ve çoğulu olmayan habitus kavramı Bourdieu’da kişilerin sosyal gelişiminin gerçekleştiği sosyal çevre veya alanlardaki toplumsal öğrenme ve içselleştirme süreçleriyle farkında olmadan onların içine sinen özelliklerin toplamını ifade eder. Habitus, Bourdieu’nun kullandığı kapsamda yalın bir tanımı olan bir kavramdan öte karmaşık ve çoklu kuramsal bağlantıları olan felsefi-sosyolojik bir tasarıdır. Aşağıda kısaca Bourdieu’nun kullandığı bazı kavram ve anlam ilişkileriyle habitus olgusuna değinilmektedir.

Bourdieu’yu habitus tasarını geliştirmeye yönlendiren ilk neden, Fransız sömürgeciliğine karşı bağımsızlık savaşı başlatan Cezayir’e askerlik görevi için gittiği dönemde yaptığı gözlem ve araştırmalardır. Bourdieu bu dönemde kapitalizmin veya para ekonomisinin rasyonel mantığıyla henüz kuşatılmamış “kapitalizm öncesi” kırsal köylülük yaşamında Batıyla karşılaştırıldığı zaman irrasyonel gibi görünen, fakat belirli bir habitusa dayandığı için kendi içinde rasyonel bir mantığı olan iktisadi davranışlar gözlemler. Bourdieu bu gözlemleri sonucunda, davranış ve edimlerin ardında onları habitus olarak ortaklaştıran “yapılandıran yapıların” rasyonel varlığını keşfeder. Örneğin; bir köylü başka bir köylüye hayvanını ödünç vermektedir ve karşılığında bir şey istememesini “hayvan bende kalsaydı yemini ben verecektim” şeklinde açıklamaktadır. Köylülerin yaşamında bir şey vererek karşılığında para veya başka bir şey talep etmek yakışık almadığı gibi, eve komşudan gelen dolu bir kabın komşuya boş geri gönderilmesi de yakışık almaz. Alışılmış mübadele ilişkilerinin para veya bir getiri üzerinden sağlanan bir başarı anlayışıyla değil de, yardımlaşma davranışının kazandırdığı haysiyet kazanma etrafında biçimlenmesinin bir nedeni de köylülerin “zaman” ve “beklenti/kader” anlayışıdır. Köylülere göre canlı yaşamının zamanı daireseldir; doğarsınız, yaşarsınız, ölürsünüz ve yeni bir yaşam için yeniden doğarsınız. Geleceği, başarı ve başarısızlığı belirlemek, insanüstü varlıklara, Tanrı’ya aittir ve insan sınırlı yaşamı içinde yalnızca kendi yaptıklarından sorumludur.

Bordieu’nun keşfettiği ikinci şey, tarımsal deneyimleriyle zor zamanlar için hububat depolama, gıda maddelerini tasarruflu kullanma gibi alışkanlıkları olan köylülerin para sahibi olduklarında kendi geleceklerini güvence altına almak için aynı tutumlu ve dikkatli alışkanlıkları gösterememeleri, yeni durumu yapılandıran düşünsel alışkanlıklara sahip olmadıkları için yeni duruma uygun bir habitus geliştiremedikleridir. Örneğin; toprak verilen küçük köylüler çabucak bu arazilerini satmakta, paralarını çarçur etmekte ve sonuçta tarım işçisi olarak çalışmak ve kentlere göç etmek zorunda kalmaktadır. Köylülüğün toplam yaşam koşullarından kaynaklanan pratik mantığı para ekonomisinin ileriye dönük olanaklar vadeden soyut mantığına doğru gelişerek yeni bir habitus oluşumunu sağlamamaktadır. Bu dönemde yoğun olarak Max Weber’in eserlerini inceleyen Bourdieu’nun vardığı birinci sonuç, “içsel tutumların” dinsel dogmalara değil, öznelerin toplam varoluş koşullarına bağlı olduğudur. İkinci sonuç ise, pratik edimlerde bulunan öznelerin motiflerinin, bilim insanlarının soysal edimleri açıklamak amacıyla dışarıdan bu öznelere yüklediği motiflerle çok ender olarak örtüştüğüdür.

Bourdieu buraya kadar söylediklerimizle düşünsel ve sosyal olarak “yapılandıran yapılar”, ortaya çıkaran ilkeler veya yaratıcı kapasite anlamlarına gelen habitusun bir diğer yapılandırıcı özelliğini, Fransızcaya çevirdiği Erwin Panofsky’nin Gothic Architecture and Scholasticism (1952) adlı çalışmasından çıkarsamıştır. Bir kültürün sosyal anlam vererek içsel bir birleşikliği nasıl sağladığını Claude Levi-Strauss’un çalışmalarından tanıyan Bordieu, Panofsky’nin çalışmasıyla sanatçıların farkında olmaksızın döneme ait kolektif bir kültürü nasıl oluşturduğunu gördü. Cezayir köylülerinin modern iktisat anlayışına yabancı kalması onların sosyal ve düşünsel koşullarından kaynaklanıyorsa, 13. yüzyıl kültür eserlerinin stil birliğini sağlayan sosyal ve düşünsel önkoşullar hangileriydi? Bourdieu’ya göre 13. yüzyıl uygarlığının birliğini sağlayan sosyal önkoşulları yaratan kurum okuldu. Okul eğitim-öğretim verdiği insanların düşüncelerini düzenliyor, onların kafasında onlar farkında olmaksızın sınıflandırmalar ve şemalar oluşturuyordu. Sınıflandırma ve şemalar ise zanaatkârların, yapı ustalarının, filozofların, sanatçıların, yazarların ve öğretmenlerin arasında onlar farkında olmaksızın “sistematik bir bağlanma” oluşturarak kültür ve stil birliği sağlıyordu.

Bordieu’ya göre sonuçta sosyal bağlamı ve sosyal bağlam içindeki kişisel deneyimleri anlamadan habitusu ve dolayısıyla sosyal özneyi anlamak olanaksızdır. Bu çerçevede Bourdieu habitusu toplumsal sınıf, cinsiyet ve sosyal mekânla (alanla) ilişkilendirerek anlamaya ve açıklamaya çalışmaktadır. Bourdieu, toplumsal sınıfların diğer toplumsal yapılar ve kurumlar gibi ancak gündelik pratik edimlerle (Praxis) yaşamda nesnel olarak var olabileceği gerçeğinden hareketle ilk önce farklılıklar barındıran sosyal mekân olgusunu irdelemeye başlar. Kişileri sosyal mekân içine kuramsal olarak yerleştirebilmek için onların “sermaye” miktarlarına ve bireşimlerine, birbirlerine karşı göreceli konumlarına ve ilişkilerine bakmak gerekir. Sınıfsal konumları tanımlamak için sosyal mekân içindeki farklı konumların yaşam stillerini ne ölçüde farklılaştırdığını (örneğin; zevklere, sosyal dünyaya bakış açılarına ve özellikle beğeni ve tercih farklılıklarına değer ve sosyal anlam katan sosyal praksisin nasıl işlediğini) anlamak gerekir. (2)

Sınıfsal konum, edim olanaklarını farklılaştıran iki temel araç tarafından belirlenmektedir. Bunlardan biri mülk (para ve mal mülkiyeti), diğeri ise eğitim (düzeyi); başka bir deyişle “ekonomik sermaye” ve “kültürel sermaye”dir. Kişinin toplamda her ikisine sahip olma ve bu sayede kendisi için sosyal alan ve edim olanakları açma derecesine göre kabaca üst, orta ve alt sınıf olmak üzere üç toplumsal sınıftan söz edilebilir. Toplam “sermaye” içinde değişen ekonomik ve kültürel sermaye oranlarına göre her üç sınıf da kendi içinde yatay olarak farklılaşabilir. Örneğin; üst sınıf kendi içinde mülklü veya eğitimli üst sınıf olarak ayrışabilir. Bu anlamda bir rektör, ekonomik sermayesi düşük, fakat kültürel sermayesi yüksek; bir işveren (kapitalist) ise ekonomik sermayesi yüksek, fakat kültürel sermayesi düşük bir üst sınıf bireyi olabilir. Bu çerçevede aynı sınıfın üyelerinin beğeni tercihleri, yaşama bakışları ve yaşam stilleri de farklılaşabilir. Bu açılımları özellikle İnce Ayrımlar (Die feinen Unterschiede) eserinde işleyen Bourdeu’nun sınıf çözümlemesinde “sınıfsal konum” ve “yaşamı yürütme ve yönetme” (tarzı) arasındaki ilişki böylece merkezi bir konum kazanmaktadır. (3) Sınıfsal habitus diyebileceğimiz özelliklerin incelendiği İnce Ayrımlar‘da çözümlenen diğer konular, zevk ve beğeni, sınıfsal dil kullanımı, yemek yeme alışkanlıkları veya adabı gibi konulardır.

Habitus “can çıkar, huy çıkmaz” kalıp deyişindeki gibi dirençli olmaya eğilimlidir, fakat “sermaye” artırımı sayesinde olağanın veya alışılmışın dışındaki yeni sosyal alanlarda farklı güçlerle karşılaşmada kazanılan deneyimler ve fırsatlar aracığıyla değişime açıktır. Örneğin; ait olunan sosyal sınıfın “gerektirdiğinden” daha iyi bir okula gitme, emekçi sınıfı çocuklarının veya göçmen aile çocuklarının üniversiteye gitmesi, saygın bir meslek edinmesi ve meslekte yükselmesi onların ailelerine oranla kültürel sermayelerini artırarak ekonomik sermayelerini de artırabilir ve bu yazının başında tanımladığımız anlamda habitus değişimi sağlayabilir. Fakat bu bağlamdaki en önemli sorun; kapitalizmde cinsiyet, sınıfsal, etnik veya dini kökenin ideolojik olarak ayrımcılığı, örtük veya açık ırkçılığı körükleyen etmenler olarak kullanılabilmesidir. Bu nedenle kadın; toplumsal cinsiyetine, “yabancı” bir etnik veya farklı bir dini kökene ait olarak “damgalanan” ve kendilerine belirli olumsuz veya yetersiz özellikler atfedilen bireylerin kültürel sermayelerini artırarak ekonomik sermayelerini artırma girişimleri, başarılı olsalar da, onların sosyal ve sembolik sermayelerini doğrudan ve her zaman artırmayabilir, arzu edilen toplam “başarıyı” güçleştirebilir veya engelleyebilir ve sonuçta habitus değişimini geriletebilir. Egemen siyaset ve kültür açısından “uyum” baskısıyla istenilen habitus değişiminin eşitlikçi ve özgür bir insani gelişim açısından ne ölçüde anlamlı olduğu ise ayrı bir tartışma konusudur.

Özetleyelim: Aynı toplumsal sınıfa veya bir toplumsal sınıfın aynı katmanına ait insanlar genelde benzer kültürel eğilimler ve tercihler sergilerler; hoşlandıkları ve beğendikleri şeyler ve tarzlar birbirine benzer. Konuşma, bakış, yürüme ve gülme tarzları, yemek tercihleri, şaka ve mizah anlayışları, edebiyat, spor ve sanata ilgi duyma dereceleri ve ilgi duydukları alanlar; eğlenme, kıyafet, süslenme ve ev döşeme biçim ve tarzları birbirine çok benzer. Bu onların aynı “habitus”a sahip olması demektir. Habitus, insanın aile ve yakın sosyal etkileşim çevresi içinde, daha sonra okul eğitiminde kazandığı ve içselleştirdiği algılama, düşünme, hareket, davranış ve edim kalıplarıdır. Zihinseldirler, fakat insanın üstüne sinerek bedene de “geçerler”, tarz olarak görünürler. Benzer habitusa sahip insanlar hayatı benzer şekilde yaşarlar. Habitus insanlara toplumsal hiyerarşide aynı konumda olma, belirli bir gruba, grup içinde bir gruba veya toplumsal bir sınıfa ait olma duygusunu verir. Kültürlü, zarif, uygar veya zevk sahibi olmanın neleri içerdiği ve nasıl dışa vurulduğu, bir toplumda her zaman “saygın” egemen sınıflar tarafından belirlendiği için, üst sınıflar kendi habituslarını alt sınıflara karşı mesafe koymak için kullanır. Bu şekilde toplumda sürekli olarak kültürel egemen üst sınıflarla kültürel olarak onlara benzemek isteyen alttan gelen “yeni yetmeler” veya “sonradan görmeler” arasında statü, üstünlük veya yer tutma savaşımları yaşanır. “Kültürel sermaye” “ekonomik sermaye”ye ulaşmada bir araç olabilir, fakat saygınlık, şöhret, toplumsal konum vb. etkenlerden oluşan “sembolik sermaye”yi arttırmak her zaman doğrudan ekonomik sermayeyle sağlanamayabilir. Bu nedenle güç kazanmak isteyen insanlar duruma göre farklı ilişki kurma ve erişim stratejileriyle, sosyal ilişkiler ağını içeren “sosyal sermaye”leri de dâhil farklı sermayelerini genişletmeye çalışırlar, fakat çoğunlukla strateji geliştirmede kendi habituslarının etkin olduğunun farkında değildirler.

1990’da makale olarak, 1998’de ise daha geniş kapsamlı bir kitap olarak yayınlanan Erkek Egemenliği (La Domination Masculine) eserinde Bourdieu habitusla cinsiyet arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır. Kişiliğin kadın-erkek karşıtlığı içinde cinsiyete özgü habitusla biçimlenmesi; sosyal edimleri, duyguları, yaşama biçimlerini, değerlendirmeleri, dışa vurum biçimlerini, işbölümünü, beden algısını, dilsel ve bedensel davranışları cinsiyetlere göre özelleştirerek sınırlamakta, ayrıştırmakta ve sonuçta insani gelişim olanaklarını fakirleştirmektedir. Bourdieu’ya göre erkek egemenliği sonuçta “toplumsal egemenlik ilişkilerinin (bir tür) somatizasyonudur”.

Yararlanılan Kaynaklar:

Bourdieu, P.  (1982). Die feinen Unterschiede (İnce Ayrımlar). Kritik der gesellschaftlichen Urteilskraft. Frankfurt am Main: Suhrkamp.

Bourdieu, P., Loic Wacquant L. (2014).. Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar. Çeviren Nazlı Ökten. İstanbul: İletişim Yayınları.

Edinsel, K. (2014). Sosyolojik Düşünme ve Çözümleme. İstanbul: Kabalcı.

Eickelpasch, R. (2009). Grundwissen Soziologie (Sosyoloji Temel Bilgileri). Stuttgart, Düsseldorf, Leipzig: Ernst Klett, s. 30, 102-104.

Krais, B. ve Gebauer, G. (2010). Habitus. Bielefeld: Transkript Verlag, 3. Baskı (İlk baskı: 2002)

Thorpe, C., Yuill, C., Hobbs, M., Todd, M., Tomley, S., Weeks, M. (2015). Sosyoloji Kitabı. İstanbul: Alfa, 76-79.

Dipnotlar:

(1) Kültürel tercih ve tavırlar olarak ortaya çıkan sosyal ve duygusal öğrenme birikimleri aynı zamanda ve bir ölçüde, cinsel ve etnik ayrımcılığı, sosyal adaletsizliği, yoksulluk ve yoksunluğu normalleştiren, eşitlik ve insan olma temelindeki birleştirici kimlik tesisini geciktiren ve engelleyen birikimleri içerirler. Bu birikimler,  bedenin duruş ve kullanımı, dilin sosyal içeriği ve sesin vurgu ve tonlarıyla dışa vurulduğu için davranış ve edim kalıpları da üretmektedirler. Bkz: Edinsel, K. (2018). https://dusunbil.com/ulusal-kuresel-durumlar-ve-derin-aydinlanma/, özellikle 3. 4. ve 5. paragraf.

(2) Bourdieu’nun sınıf tanımlama ve niteleme çalışmalarını, K. Marx ve M. Weber’in tanımlama ve nitelemelerinden nasıl farklılaştırdığını ve bu her iki düşünürle ortak ve ayrışan noktalarını anlamak için bkz: Edinsel, K. (2014). Sosyolojik Düşünme ve Çözümleme. İstanbul: Kabalcı, s. 221-235, 543-548.

(3) “Yaşamı yürütme ve yönetme” kavramı Weber’in kullandığı “Lebensführung” kavramına karşılık olarak kullanılmaktadır. Weber’de bu kavram öznenin kendi yaşamını yürütme ve yönetmede etken oluşuna vurgu yapan bir kavramdır ve dolayısıyla Türkçe’ye bu etkenlik sonucunda oluşan “yaşam stili”, “yaşam biçimi” veya “yaşam tarzı” olarak çevrilmesi doğru değildir. İngilizce karşılığı “life conduct” olan bu kavram, İngilizce’ye de yaygın olarak yanlış bir biçimde “lifestyle” olarak çevrilmiştir (Bkz: Abel/Cockerham 1993). Weber, “Lebensführung” kavramının vurguladıklarından farklı olarak “Lebensstil” (lifestyle) kavramını da kullanmaktadır. “Lebensführung” kavramının içerdikleri için bkz: Edinsel, K. (2014). Sosyolojik Düşünme ve Çözümleme. İstanbul: Kabalcı, s. 531-533.

Yazar: Kerim Edinsel

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Önceki İçerikSinema Tarihinin En Etkili Mutsuz Sonları
Sonraki İçerikFaşizmle Savaşan Resmin Hikâyesi
1969 yılında Etibank burslusu olarak yükseköğrenim için Almanya’ya giden Kerim Edinsel, Berlin Teknik Üniversitesi’nde Yüksek Kimya Mühendisliği öğrenimini tamamladı, daha sonra farklı sosyal bilim alanlarında eğitim aldı, değişik proje ve kurumlarda çalıştı ve aynı üniversitenin sosyoloji bölümünde sosyoloji, psikoloji ve pedagojinin kesiştiği bir alanda doktora yaptı. Uzun süreli yurtdışı çalışmalarından sonra Türkiye’ye dönen Prof. Dr. phil. Dipl.-Ing. Kerim Edinsel, 1996-2018 dönemlerinde Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde öğretim üyeliği yaptı. Değişik ulusal ve uluslararası kitap ve makale yayınları, sanat yazıları, öykü ve şiirleri bulunan Kerim Edinsel, insanın toplumsal koşullar içindeki serüvenine; kendini hissetme ve ifade etme biçimlerine, sonuçta insan bilimleri ve sosyal bilimlerin hemen hemen her alanına ilgi duymaktadır.