Yunan felsefe geleneğinden gelen fikirleri kullanan ilk Müslüman fikir insanı olarak önemine rağmen Kindî hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Yaşadığı zamanı (MS 9. yüzyıl), bir sahabenin soyundan geldiğini ve babasının Kûfe valisi olduğunu biliyoruz. Tüm bunlardan ayrı olarak, hakkında birkaç kısa hikâyeye sahibiz sadece. Ancak tarihçi İbnü’l-Kıftî tarafından günümüze ulaştırılanlardan biri, burada nakledilmeye değer. Bu hikâye, Kindî’ye karşı tavır almış ve ona iftira atmış zengin bir tüccardan bahseder. Daha sonrasında tüccarın oğlu felç geçirip hareket edemez ve konuşamaz hâle gelir. Tüccar için bu durum hem şahsi hem de mali bir darbedir çünkü oğlu tüccarın iş kaydını tutmakta ve hayati denilecek bilgiler ancak onun tarafından bilinmektedir. Tüccar, Bağdat’taki her doktora danıştıktan sonra çaresizlik içinde Kindî’ye döner. Filozof, genç adama nasıl yardım edeceğini bilir. Öğrencilerine genç adamı iyileştirmek adına ud çalmalarını söyler ve genç adam iyileşmeye dair hızlı bir tepki gösterir. Arka planda eşlik eden müzik ile birlikte genç adam, aile işlerine dair önemli olan olayları bir bir anlatmaya başlar. Fakat müzik durur durmaz genç adam yere yığılır. Kindî genç adamın babasına üzülerek artık devam edemeyeceklerini çünkü “Tanrı’nın kendisine bahşettiği yaşam süresini doldurduğunu” söyler.

Bu hikâyeden çıkarılacak çok şey var. Öncelikle hikâyede, Kindî’nin yüksek bir ahlak timsali olan müsamahasına rağmen zengin ve kötü niyetli tüccarın cezalandırılmasını içeren etik bir mesajla karşılaşılır. Hikâyenin sonu da insanın yeteneklerine rağmen Tanrı’nın planı karşısındaki sınırlılığına vurgu yapar. Fakat benim odaklanmak istediğim nokta, müzik icrasına atfedilen olağanüstü, hatta büyülü güçtür. Bu, efsanevi bir masal içerisinde sadece bir motif olarak görülse de Kindî, eserlerinde musikinin bu tür güçlere sahip olabileceğinin mümkün olduğunu söylemektedir. Kindî, bu konuda ve özellikle udun yapısı ile güçleri hakkında yazdığı risalelerinde, musikinin, tıbben faydaları da dahil olmak üzere dinleyenler üstünde şaşırtıcı etkileri olabileceğini gözlemlemiştir.

Elbette, şen bir şarkının bizi nasıl neşelendirebileceğini ve bir ağıtın bizi nasıl ciddileştirebileceğini ya da üzebileceğini hepimiz biliyoruz. Fakat Kindî, bu durumu daha öteye götürür. Udun dört telinin – ya da belki de “rezonans” demeliyiz­– yaşadığımız evrendeki diğer dörtlü sistemlere karşılık geldiğine inanmaktadır. Bunlar; toprak, hava, ateş ve su gibi dört ana unsuru; dört rüzgârı ve cennetin dört köşesini [1]; ayrıca insan vücudunu oluşturduğu varsayılan kan, balgam, sarı safra ve kara safra gibi dört sıvıyı içerir. Artık onlar hakkında pek konuşmuyoruz ya da daha doğrusu konuşuyoruz ama bilmeden. Birine “neşeli” veya “melankolik” dediğinizde, sırasıyla kan ve kara safra ile bağlantılı olan kişilik tiplerini kastediyorsunuz. Kindî’ye göre, musiki aletlerinin mucitleri, tüm evreni yöneten yapılarla en azından dolaylı olarak temas halindeydi. Kindî, diğer kültürlerin udlarında farklı sayıda teller olduğunu çünkü farklı kültürlerin bu yapılar hakkında farklı fikirleri olduğunu öne sürmektedir. Hintlilerin tek telli bir enstrümanı vardır çünkü tüm gerçekliğin birliğine inanırlar, (Muhtemelen Kindî, Vedanta okulunun monizmi gibi bir şeyi kastetmektedir.) Horasan’daki insanlar ise tüm gerçekliğin, düalizm ilkesinden kaynaklandığını düşündükleri için iki telli enstrümanları vardır.

Bir asır sonra, “İhvan-ı Safâ” olarak adlandırılan gizemli bir yazarlar grubunu, musiki üzerine bir mektupta benzer fikirleri ortaya koyarken buluyoruz. Bu tarz mektuplar, felsefi ve dini öğretilerin tüm alanlarıyla ilgilenen ansiklopedi koleksiyonun bir ögesidir. İhvan-ı Safâ, musikinin insanları derinden etkileyebileceği, hatta bir şekilde maddi olmayan ruha ulaşabileceği konusunda hemfikirdir. Bahsi geçen görüşte olmalarına rağmen sesin havadaki fiziksel titreşimlerden meydana geldiğini bilmektedirler. Bir kaynaktan yayılan sesi, cam üfleyicisi tarafından bir küre içine üflenen erimiş bir cam topuyla karşılaştırırlar. Kindî gibi İhvan-ı Safâ da evreni ve onun tüm parçalarını, matematiksel ve müzikal terimlerle anlayan eski bir geleneği kesintisiz olarak devam ettirmiştir. Bu gelenek, elbette bize “kürelerin müziği” fikrini vermekten sorumlu olan Pisagorculuk’tur.

Kindî ve İhvan-ı Safâ tarafından musikinin etkileri için verilen örnekler, makul ve hayali olanın bir karışımıdır. Muhtemelen genç bir bireyin katatonik bir halden ud dinletesi ile geçici olarak canlandırılabileceğini düşünmemekteyiz ancak dingin bir müziğin sarhoşluktan doğan bir kavgayı durdurabileceğini söyleyen İhvan-ı Safâ, iyi bir noktaya değinmektedir.  Bugün klasik müzik, tam da bu sebepten ötürü bazı halka açık yerlerde icra edilmektedir. Aynı şekilde, tüm bu müzik anlayışının ve onun nedensel güçlerinin altında yatan “bilimsel teori” diyebileceğimiz şey, sahte ve doğru olanın bir karışımıdır. Beden dört sıvıdan oluşmamakta ve periyodik cetvelde dörtten fazla element bulunmaktadır. Fakat Kindî, İhvan-ı Safâ ve onlardan önce gelen Pisagorcular, hakikatin matematiksel bir yapıya sahip olduğunu varsaymakta haklıydılar.

Bu aslında derin bir felsefi ilgi meselesidir. Matematik, genellikle filozoflar tarafından a priori akıl yürütme dedikleri şeyin bir paradigma durumu olarak alınır. Bu da onun etrafımızdaki fiziksel dünyanın deneyimine başvurmadan yapıldığı anlamına gelir. On çarpı on’un yüz olduğunu bulmak için deneysel araştırma yapmanıza gerek yok. Pisagor teoremi, gerçek fiziksel üçgenler ölçülerek kanıtlanmamıştır. Ancak salt düşünce yoluyla keşfettiğimiz matematiksel önermeler, gerçekliği yapılandırırak ortaya çıkarır. Bu nedenle, bir Fizik bölümüne girerseniz, tüm beyaz tahtalarda karalanmış matematiksel formüller görürsünüz. Kindî, özellikle tüccarın oğluyla olan deneyiminden de anlaşılacağı üzere, bir şeyleri yazmanın taşıdığı hayati öneme binaen bizi onaylayacaktır.

Dipnot:

  1. Rüzgâr, Eski Ahit’te çoğunlukla ruhaniliği anlatsa da “dört rüzgâr” ve “cennetin dört köşesi”, Jeremiah 49:36’da kuzey, güney, doğu ve batı olmak üzere dört yönü simgelemektedir. (e.n.)

©® Düşünbil (2022)

Yazar: Peter Adamson
Çeviren:
Semra Kızılarslan
Çeviri Editörü:
Selin Melikler
Kaynak:
fusionmagazine.org

Please complete the required fields.