Hükümetler artık vatandaşlarına ücretsiz psikoterapiler sunuyor. Devlet destekli mutluluğun bir sınırı var mı?

“İlk kim başlamak ister?” Yıllardan 2001. Sekiz kişiydik ve çember şeklinde oturuyorduk. Sosyal kaygı bozukluğu destek gruplarından birindeydim. Her Perşembe akşamı Royal Festival Hall’un bulunduğu köşede toplanıyorduk. Sosyal kaygı bozukluğu olan insanların baş etmek zorunda olduğu panik atak, yalnızlık hissi, çekingenlik ve düşük benlik saygısı gibi duyguları rahatlıkla konuşabildiğimiz yer orasıydı. Grubu bir sala benzetirsek, mürettebat olarak biz yavaş yavaş kürek çekmeyi öğreniyorduk ve yanımızda bir terapist bile yoktu. Gruptan biri Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile ilgili sesli ders kaydı indirmişti. 10 haftadır Arizona Phoenix’te bulunan bilişsel davranışçı terapist Dr. Thomas Richards’ın tavsiyelerini dinleyip uygulamaya çalışıyordum. Dr. Richard “Kabullenmek aktif bir deneyimdir” diyordu, ben de otobüsteyken kendi kendime tekrarlıyordum. “Olumsuz düşüncelerimin beni rahatsız etmesine izin vermeyeceğim.” diyordu Dr. Richards, ben de bunu günlüğüme yazıyordum. Ev arkadaşlarımın beni duymadıklarını ümit ederek bu metinleri her gün 30 dakika boyunca sessizce tekrar ediyordum. Ancak işe yarıyordu da. Sonrasında Perşembe akşamları grubumuz, kaydettiğimiz ilerlemeleri paylaşmak için toplanıyor ve “ölüm çemberi” gibi egzersizlerle pratik yapıyorduk. Bir kısmımız gittikçe daha iyi oluyor, bir kısmımız ise çok yavaş ilerliyordu. Yine de kürek çekmeye devam ediyorduk.

O destek grubu benim için hayat kurtarıcı oldu. 15-25 yaş aralığımda sosyal kaygı bozukluğu ve depresyonla baş ediyordum. Grupla birkaç hafta geçirdikten sonra, panik ataklarım durdu ve birkaç yıl sonra ise depresyonum yavaşça benden uzaklaşıp gitti. Hayatım daha iyiye gitti.

Bu deneyimim BDT’nin kökenine olan ilgimi tetikledi. 2007 yılı Mart ayında bilişsel terapinin öncüsü Albert Ellis ile röportaj yapmak için New York’a seyahat ettim. Ellis bu ziyaretimden çok az zaman sonra vefat etti. Ellis, 1940’larda psikanalist olmak için eğitim almıştı; yine de müşterilerinin çok az ilerleme kaydettiklerini gördüğünde sinirleniyordu. Duygulara yaklaşım konusunda farklı yollar aramaya başlamış ve ilk göz ağrısı antik felsefeye dönüş yapmıştı. Stoacı filozof Epictetus’un şu dizeleri ona özellikle mantıklı gelmişti: “İnsanlar olaylardan rahatsız olmazlar, bilakis olaylarla ilgili düşüncelerinden rahatsız olurlar.” İşte bu kelimeler bilişsel terapiyi başlatan adımlardır.

Vatandaşlarına daha mutlu veya en azından depresyon ve kaygı bozukluğundan bağımsız hayat yolları arayan ulusal hükümetler için devrim niteliğindeki bu olay artık benimsenmiş halde. Beş yıl öncesinde, psikoterapi uzmanlık alanının bir bölümünden gelen şiddetli itirazın arasında, Büyük Britanya’daki İşçi Partisi Hükümeti Improving Access to Psychological Therapies (IAPT, Psikolojik Terapilere Erişimin Geliştirilmesi) adında bir program başlattı. Bu program 2014 yılına kadar, 6000 adet yeni terapisti Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) başta olmak üzere konuşma terapileri alanında eğitmeyi ve her yıl depresyon ve kaygı bozukluklarıyla boğuşan yaklaşık bir milyon insanı tedavi etmeyi amaçlıyordu. IAPT’nin Londra’nın güneyinde bulunan Southwark ve Lambeth merkezlerinde terapist olan Nick McNulty’nin bana söylediğine göre “Bu program dünyadaki akıl sağlığı hizmetlerinin en büyük çaplısı.” Zira benzer bir program İsveç’te de yürütülmekte.

Riskleri de yüksek, çünkü IAPT çalışanlarına göre bu program aksi takdirde yardım alamayacak olan milyonlarca insana ücretsiz terapi sağlamakla potansiyel olarak daha mutlu hayatlar vaat ediyor. Ancak bazı özel terapistler bu yeni hizmetin tanıtımının çok fazla yapıldığından ve böylece konuşma terapistlerinin adının bireyler ve hükümetler gözünde kötüye çıkarılacağından endişe duyuyorlar. Diğerleriyse samimi ve bire bir olması gereken psikoterapi ilişkisinin Büyük Britanya’nın Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) gibi soğuk bürokrasinin ve devlet temelli yoğun hesapların olduğu bir kuruma uymadığını belirtiyorlar. Peki, IAPT neden diğer terapi yaklaşımlarını göz ardı ederken daha çok Bilişsel Davranışçı Terapi hizmeti sunuyor? McNulty ise şöyle bir eklemede bulunuyor “Birçok terapist IAPT’nin başarısız olmasını ümit ediyor.”

Devlet işsizlik ve enflasyon gibi mutluluk verilerini de ciddiye almaya başlasa ne olurdu?

Alandaki birçok kişiyi huzursuz eden unsurlardan biri, sonuçların sayısal olarak ölçülmesi. Bilişsel terapistler başlangıçtan beri ölçülebilir sonuçlara ilgi duyuyorlar, hükümetler de kişinin duygu durumu ve mutluluğundaki değişimlerin ölçülüp izlenebilmesini kolaylıkla benimsediler. IAPT organizatörleri kendilerini psikoterapi alanına yeni bir şeffaflık ve ölçüm-sonuç boyutu getirenler olarak görüyorlar. Karşıtları ise bunu bireyin kişisel hikâyelerindeki ince farklılıklara karşı çiğ, hatta Orwellistik bir yaklaşım olarak değerlendiriyorlar.

Her terapi seansında IAPT hizmetini kullanan kişilerden önceki seanstan beri nasıl hissettiklerine ve nasıl bir ilerleme kaydettiklerine dair bir anket doldurmaları isteniyor. Formlar terapiste ve hizmetten yararlanan kişiye terapinin gidişatını takip etmeleri bakımından kolaylık sağlıyor. Sonuçlar ise kime ait oldukları belirtilmeden ulusal veri havuzuna aktarılıyor. Bu veri havuzuna NHS Bilgi Merkezi (NHS Information Center) aracılığıyla isteyen herkes ulaşabiliyor. Bahsi geçen “duygu veritabanı” herkesin internetten araştırmasına ve çıkan sonuçları bozukluk, tedavi yöntemi, cinsiyet, ırk, IAPT Merkezi kategorilerinde görmelerine olanak tanıyor. Büyük veriler çağının psikoterapisi bu.

Ve tüm bunların hepsi tesadüfî bir çay partisi sayesinde başladı.

Lord Richard Layard 1990’lı yıllarda London School of Economics’te çalışma ekonomisti olarak ünlendi. Layard, depresyon ve mutlulukla derinden ilgili olsa da işsizlik ve eşitsizlik alanlarında uzmanlaştı. Bunu sebebi belki de babasıdır. İsmi John Layard olan babası bir antropologdu. Ağır depresyonla boğuşuyordu ve intihar teşebbüsünde bulunmuştu ki bunlardan dolayı Carl Jung tarafından analiz edilip neticede Jungyen psikolog olarak yeniden eğitim görmüştü.

Lord Layard’ın kendisi her zaman somut veriye kolektif bilinçaltından daha fazla ilgi duymuştu. Layard 1990’larda ekonomiyle ilgilenmeye başlamış ve bireyin mutluluğunu ölçmeye ve bu verileri bir kamu düzenine rehberlik mahiyetinde kullanmaya çalışmıştı. Layard şunu merak etmişti: Hükümetler işsizlik veya enflasyon gibi durumları ciddiye aldıkları kadar depresyonu da ciddiye alsalar ne olurdu? Yüksek düzeyde etkili bir akıl sağlığı hizmeti sunabilen bir hükûmet, bireylerin direnç ve mutluluklarını geliştirerek diğer daha geleneksel ekonomi politikaları kadar halkın refah durumunu yükseltebilirdi.

British Academy’de yeni üyeler için 2003 yılında düzenlenen çay partisinde, Layard yanında duran David Clark adındaki adamla bir sohbet başlattı. Layard bana bunun şans eseri gerçekleşmiş bir karşılaşma olduğunu söyledi. Babası ise bunu eşzamanlılık olarak adlandırırdı. Clark aslında Britanyalı önde gelen bir BDT uygulayıcısıydı. King’s College London’da psikoloji alanında profesör, Maudsley Hastanesinde kaygı bozuklukları ve travma merkezi yöneticisiydi. Kuzey İrlanda’daki Omagh kasabasının IRA tarafından 1998 yılında bombalanmasının ardından orada bir BDT travma merkezinin kurulmasına yardımcı olmuştu. Clark’ın Layard’a izah ettiği üzere BDT’nin saha ve klinik denemeleri sonucunda depresyon ve kaygı bozuklukları tedavisinde yaklaşık %50 oranında bir iyileşme gösterdiği görülüyordu. Ayrıca, o zamanlar NHS’de depresyon gibi sıkça görülen sorunlar için yetersiz düzeyde BDT (veya başka bir konuşma terapisi) mevcuttu. Layard, iş bitirici bir insan olarak, akıl sağlığıyla ilgili bir şeyler yapmaya karar verdi. İşte bu yüzden 70 yaşındayken bu işe kalkıştı.

Clark’ın da desteğiyle, BDT’ye ödenek artırılması talebiyle Britanya hükümetine sunmak üzere sağlam argümanlar topladı. Depresyon ve kaygı bozuklukları Büyük Britanya’da her altı kişiden birini etkiliyordu. Akıl sağlığı sorunlarının genel anlamda kişinin acı çekmesine sebep olmasının yanı sıra her yıl 105 milyar pound verim kaybı ve iş göremezlik yardımı fonlarına harcanıyordu. Ancak hükümetin milli sağlık ve korumayla ilgilenen kurumu NICE’nin bütçe artırma önerilerine rağmen, NHS bütçesinin %1’inden daha az bir miktarı konuşma terapilerine harcanıyordu. Layard ve Clark bütçenin üçe katlanmasını ve 6000 yeni terapistin eğitilmesini önerdiler.

Ellis, Sokrates’in de dile getirdiği şu Yunan düşüncesini canlandırdı: “Felsefe bize ruhlarımıza iyi bakmayı öğretebilir”

Layard ve Clark’ın önerileri yeniden seçilen İşçi Partisi hükümeti tarafından 2005 yılında kabul edildi ve Clark yönetiminde uygulamaya geçirildi. NHS için radikal bir hamle olan bu sistem insanların genel muayeneye başvurmadan doğrudan bu hizmetten yararlanmalarına olanak tanıdı. Hafif düzeyde depresyon ve kaygı bozukluğu durumları için insanlar “psikolojik esenlik hekimleri” diye adlandırılan, BDT alanında bir yıl eğitim almış aynı zamanda telefon ve İnternet üzerinden psiko-eğitim ile kılavuzlu kişisel gelişim sunabilecek uzmanlar tarafından tedavi altına alınacaklardı. Daha şiddetli durumlar için insanların bir adım daha ileriye gidip tam donanımlı bir terapist eşliğinde daha uzun sürecek ve daha yoğun bir yüz yüze terapi almaları teşvik ediliyordu. Neticede, IAPT merkezleri yalnız devlet destekli ve kanıt temelli terapiler sunuyordu -ki bu da aslında BDT demekti- ve her terapi seansının sonuçları ölçülüyor, bu verilerin internet üzerinde ulaşılabilir olması sağlanıyordu; böylece hem hastalar hem de politikacılar ortaya çıkan sonucu görebiliyorlardı.

Program, başlangıcından beri birçok eleştirinin hedefi oldu; özellikle de ücretsiz ve yeni olan bu hizmet geçim kaynakları açısından büyük tehdit oluşturduğu için özel terapistlerin (tıpkı savaş sonrası dönemde NHS’nin oluşturulmasına karşı çıkan doktorlarda olduğu gibi) yoğun eleştirilerine maruz kaldı. Bir kısmı NICE’nin psikoterapi gibi diğer terapi yaklaşımlarını göz ardı edip depresyon ve kaygı bozuklukları tedavisi için sadece BDT’yi önermesine anlaşılır bir şekilde kızgındılar. Britanyalı psikanalist ve yazar Darian Leader programa yüksek sesli eleştiriler getiriyordu. 2008 Eylül ayında TheGuardiangazetesine BDT’nin sığ bir kestirme çözüm olduğunu yazmıştı. BDT’nin serbest piyasa zaferinin bir sembolü olduğunu söylemiş ve yine IAPT’nin, doğru düşüncenin zor kullanılarak kitlelere telkin edildiği Mao kültürel devriminin bir hatırlatıcısı olduğunu iddia etmişti. Leader özellikle BDT’nin sayılabilir kanıt üzerinde durmasından hoşnutsuzdu. Bir keresinde şöyle yazmıştı: “Günümüzün sonuç takıntılı toplumunda, kişiler güvenilir, ölçülebilir ve şeffaf olmalıdırlar.” Sadece ve sadece Sigmund Freud ve takipçilerinin öngördüğü yakın, uzun süreçli bir terapi ilişkisi, nevrotik kişilere gerçek bir yardım sağlayabilir. Psychologiesdergisinin 2011 Eylül sayısı için Leader ile röportaj yaptığımda, Leader bana şöyle bir uyarıda bulunmuştu: Terapistler siyasi refah hedeflerine ulaşmak için didindikleri zaman, basitçe söylemek gerekirse, “devletin değerlerini danışma odasına nakletmiş olurlar.”

Aslında BDT’nin kökenleri, Maoizm veya neoliberal kapitalizmden ziyade, gördüğümüz üzere antik Yunan Stoacı felsefeye dayanıyor. Stoacılar duygularımızın inançlarımız, değerlerimiz ve dünyayı yorumlama biçimimizle sıkı bir bağlantı içinde olduklarına inanıyorlardı. Bilinçaltı inançlarımız ve yorumlamalarımızı inceleyip doğru ve bilgece sorular sorarak duygusal rahatsızlıklarımızı iyileştirebiliriz. Ya da daha farklı bir düşünce şekli seçerek duygularımızın eninde sonunda buna göre hareket etmesini bekleriz. Ancak bizler unutkan varlıklarız, o yüzden yeni ve bilge yaklaşımlarımızı düşünme alışkanlıklarına dönüştürene kadar tekrar etmeliyiz. Gerçek hayatımızda ise inandıklarımızı uygulayarak onların da alışkanlığa dönüşmesini sağlamamız gerekir.

Albert Ellis 1950’lerde psikoanaliz yüzünden hüsrana uğrayınca benliği değiştirmek için, ilkelerin tekrarlanması, kaydedilen ilerlemenin bir günlüğe not edilmesi, saha çalışması veya davranış terapisi üzerinde durmak gibi antik tekniklerin birçoğunu uyarladı. Bu yaklaşımı Mantıksal Duygusal Davranışçı Terapi diye adlandırdı ve 1955 yılında hayata geçirdi. New York’ta 1959 yılında Institute for Rational Living’i kurdu. Ellis tek başına, Sokrates’in de dile getirdiği şu Yunan düşüncesini canlandırdı: “felsefe bize ruhlarımıza iyi bakmayı öğretebilir” (psikoterapi kelime anlamıyla ruhu sağaltmak demektir).

Ancak, Sokrates ve Stoacılar felsefenin nihai amacının dini olduğunu, yani dışsal şeylerle herhangi bir ilişki ve tiksinmeden sıyrılmak ve tanrısal olanla bir olmak olduğuna inanıyorlardı. Koyu bir ateist ve serbest aşk destekçisi olan Ellis ise daha çok Epikürosçu idi. Terapisinin amacı insanların kendilerine karşı acımasız tavırlarını sonlandırarak onlara özgüven kazandırmaktı. Gelenekleri yıkıcı nitelikteki yaklaşımı Ellis’i modern psikoloji alanında tanınmış ve etkili bir konuma getirdi, ancak BDT’yi bugünkü galip gelen güç konumuna getiren Pennsylvania Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Aaron Beck oldu.

Beck BDT’yi 1960’ların başlarında geliştirdi. Beck ile 2007 yılında yaptığım görüşmede, bana kendinin de insanlara tesir edenin olaylardan ziyade olayların anlamları olduğunu belirten Stoacılardan etkilediğini; tüm bunların Ellis tarafından dile getirilince, her şeyin yerli yerine oturduğunu söylemişti. Ellis kaygısız bir isyankâr olmaktan gayet hoşnut haldeyken, Beck daha çok kurum geliştirici konumundaydı. Beck bilişsel terapiye yönelik deneysel bir kanıt dayanağı kurarak klinik psikoterapiyi içeriden dönüştürmek istiyordu.

Yazının 2. bölümü için tıklayınız.

Yazan: Jules Evans
Çeviren: Merve Erdoğdu
Kaynak: Aeon

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.