Oscar’ın en önemli kategorilerden en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo, en iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu dalında 5 ödül birden kazanan 3 filmden biri olan Kuzuların Sessizliği çekileli 25 seneden fazla oldu. Ama bazen onun şeytani anti-kahramanı Dr. Hannibal ‘The Cannibal’ (Cani) Lecter bizi hiç bırakmamış gibi hissettiriyor. Hopkins dönüşünü, kendisini süper star yapan sonraki iki filmi Hannibal ve Red Dragon ile yaptı; Gaspard Ulliel Hannibal Rising’de Lecter’ın genç yaşlarının vücut bulmuş haliydi ve Mads Mikkelsen de Hannibal’ın son serisinde onu canlandırdı. Diğer filmler ve televizyon şovlarındaki Lecter klonlarının sayısı ise saymakla bitmez.

Karakter Thomas Harris’in romanlarından doğuyor ve Brian Cox’un 1986 yılında Manhunter’daki rolü ile ekranlara giriş yaptı ama Hopkins’in Kuzuların Sessizliği yorumlaması onlarca tatlı, sadist ve formülsel zekalı kötü ve iyi kahramanlara şablon oldu. Eğer Benedict Cumberbatch’ın havayı koklayarak dondurma ve parfüm markalarını tanıdığı sahneyi izlerseniz onun Sherlock Holmes karakterinin nereden geldiğini görebilirsiniz.

Ama belki bizim Lecter düşkünlüğümüz yetiştiğimiz zaman ile ilgilidir. Muazzam korkunç bir gösteriş ile yazılmış ve oynanmış olan psikozlu psikiyatrist olağanüstü bir yaratım ama Count Dracula veya Freddy Krueger gerçekliğine yaklaşıyor olsa da eninde sonunda o bir karikatür canavarı. Cesur, kıvrak zekalı ve kırılgan genç partneri Clarice Starling (Jodie Foster’ın oynadığı) pek çok yönden ondan daha köklü bir karakter. Ve üzerinden çeyrek asır geçmiş olmasına rağmen hala köklü sayılabiliyor.

Kuzuların Sessizliği’nin bir çarpıcı yönü yönetmen Jonathan Demme ve senarist Ted Tally tarafından Starling ve onun iyi organize edilmiş dünyasını kurmak için gösterilen özendir. Acemi FBI ajanı kadın filmin başında büronun ormanlık alandaki saldırı kursunda görülüyor. Demme birkaç uzun sahne için Virginia Quantico’daki FBI Akademisi’ni kullandı ve böylece Starling’in iş arkadaşlarının gerçekten kağıt işleri yaptıklarını, atış çalıştıklarını ve kahvelerini içtiklerini görebiliyoruz. Kolluk kuvvetleri hakkındaki filmlerin çoğunda başına buyruk kahramanlar var: ya kuralları çiğneyen (James Bond) ya da kötü eğiticilerine karşı çıkan ajanlar (Jason Bourne). Ama Kuzuların Sessizliği’nin ve Starling’in FBI’ın metotlarına derin bir saygısı var. O bir asi değil. Sezgilerine veya şansına sırtını yaslamıyor. O, üstlerinin yüreklendirmesiyle her şeyi kitabına göre yapıp başarıyı kazanan zeki ve adanmış bir profesyonel. Kaç tane Hollywood kadın veya erkek kahramanı onun niteliklerinde ki?

Erkekler Kulübü

FBI’ın Davranış Bilimleri Birimi’nin başı olan Jack Crawford (Scott Glenn) Kriminal Akıl Hastalığı ile ilgili hücresinde Lecter ile tanışması için Starling’i Baltimore Hastanesi’ne yolladığında, Demme bizi sofu alanından rokokoya, titiz otantikliğinden kâbus düzeyi fantezisine, bir dedektif gerilim filminden korku filmine taşıyor. Bu süreçte Demme, Lecter için sinema tarihinin en büyük takdimlerinden birini yapıyor. Hastanenin pis yöneticisi Dr. Chilton (Anthony Heald), Lecter’ın hemşirenin dilini nasıl yediğinin mide kaldıran hikâyesini anlatıyor. Ardından o ve Starling modern ofislerden merdivenler ve koridorlar vasıtasıyla karanlık, yeraltı bir zindana iniyorlar.

Daha Lecter’ı görmeden ondan korkuyoruz ve Hopkins’in heykel benzeri duruşu, sürüngen gibi göz kırpışı, alaycı ve şarkılı sesi beklentilerimizi aşmayı başarıyor. Onun ilk sahnesinde o ve Starling arasındaki pleksiglas katmanının birkaç santim daha kalın olmasını arzu etmeden bitirebilen birisi varsa onunla tanışmak isterim.

Lecter heyecanlandırıcı birisi. Aslında yakında nasıl biri olduğunu ortaya dökecek olan düzelme çabasında, olgunlaşmamış bela birine bu şekilde ilk hükmü vermek çok kolay. Tabi ki o, güzel şaraplar ve pahalı ayakkabılar hakkındaki zevklerinin herkes tarafından merak edildiği bir snop ama aynı zamanda hocasını şaşırtmaya çalışan yeniyetme bir okul çocuğunun saplantılı kirli zihnine de sahip. Starling ile olan ilk görüşmesinde “arabaların arka koltuklarındaki tüm o can sıkıcı ve yapışkan beceriksizlikler” sözleri ile onun yetişme dönemi ile ilgili tahminde bulunuyor. İkincisinde de Crawford’a onu “cinsel olarak isteyip istemediğini” soruyor. Üçüncüsünde onun, annesinin kuzeni tarafından istismar edildiği düşüncesi ile ağzı sulanıyor. “Çiftçi sana oral seks yaptı mı?” diyerek arzulu biçimde bakıyor. “Sana tecavüz etti mi?” diyor. Sonra, kızı başka bir seri katil Buffalo Bill (Ted Levine)  tarafından kaçırılmış olan ABD senatörü ile konuşurken Lecter yine arsız okul çocuğuna dönüşüp çocuk emzirmenin onun meme uçlarına yapacağı etkiler konusunda atıp tutuyor. Sekiz yıllık kapatılma süreci içinde hiçbir kadın görmemiş olabilir ama bu onun dedikoducu tabloid köşe yazarı gibi davranmasının bir bahanesi olamaz.

Rol Model

Starling etkilenmiyor. Onun şehvetli alaycılıklarından birine “Bu beni enterese etmiyor Doktor” diye karşılık veriyor ve onu komşu hücreden meni atan deli adam ‘Multiple’ Miggs ile kıyaslayacak kadar ileriye gidiyor. Doğru da bir tespit yapıyor. Lecter’ın erkek şovenizminin tabanı diğer mahkumdan daha sofistike ama Demme ve Tally onun Miggs’le olan ortak noktalarının onun düşünmek istediğinden daha fazla olduğuna emin olmamızı sağlıyor.

Bu şehvet uyandırma olayı akıl hastanesinin diğer sakinleri için de sınırlanamamış. İşine devam etmeye çalışan bir kadın olan Starling çevresindeki erkeklerin pek çok şekildeki asılmalarına katlanmak zorunda kaldığını film yineleyip duruyor: mesela danıştığı sırnaşık entomolojist Dr. Chilton da bunu yapıyor. (Neyse ki o bu olayların hiçbirine dâhil olmuyor). Demme ayrıca, o geçerken kafaların nasıl ona doğru döndüğünü yalın bir biçimde gösterebilmek için hatırı sayılır miktarda Starling’in yürüdüğü ve koştuğu sahne eklemiş. Hepsinden çok Kuzuların Sessizliği, bir kadının erkekler tarafından dikizlenmesinin nasıl olduğu hakkında bir film. Bir seri katil olan Buffalo Bill’in bir kadın olan komşusunu gözetleyerek işe başlaması veya gece görüşlü gözlüklerle Starling’i izlerken yaşadığı orgazm seviyesindeki güç gösterisi tesadüfi değil. Şaşırtıcı şekilde Demme, cinsel taciz ve erkeklerin dikizlemesi konusu hakkında hem saldırgan bir feminist yorumu hem de soğukkanlı katil yorumu biçimlendirebilmiş.

Filmdeki en düzgün adam, Lecter’ın hayallerine rağmen koruması altındaki kadını yatağa atmaya çalışmayan Starling’in patronu Crawford. Ama o bile cinsiyetçiliğe giriyor. Onlar Buffalo Bill’in son kurbanının cesedini inceledikten sonra, Starling yerel şerifin önünde onu aşağıladığı için kızıyor. Lecter’la iken kararlı bir şekilde Crawford’a “Nasıl hareket edilmesi gerektiğini görmek için polisler size bakıyor” diye açıklıyor. “Bu önemli bir husus” diyor. Daha sonra film Starling’in dinozor iskeletleri ile çevrili olan Doğa Tarihi Müzesi’ne gittiği sahneyle devam ediyor. Bu sahne ile ima edilen şu: Crawford çoğu erkeğe nazaran ilerici biri olabilir ama Starling’e kıyasla o bir dinozor.

Ama daha sonra ortaya da çıktığı gibi bu iyi niyetli bir bakıştan fazlası değildi. Demme ve ekibi zeki, özgür, ilham verici Hollywood kadın kahramanları için yeni bir çağ açmış olmayı umut etmiş olabilirler ama onun yerine toplumun zihninde canlanan mağrur ve cani manyaklar oldu. Misojinist dinozorlar hala dünyada dolaşıyor. Starling’e gelince, sonradan o da tersine döndü ve ona son derece haksız biçimde davranan Demme, Tally ve Foster hep birlikte projeyi ters çevirdiler. Foster eşofman giymek yerine açık bir gece elbisesi ile Julianne Moore oldu ve Lecter ile olan mesafesini korumak yerine hepimizin de olduğu gibi o da ondan etkilendi. Ne büyük bir kayıp değil mi? Hopkins’in kana susamış gurmesinin bir Halloween gediklisi ve Amerikan Film Enstitüsü’nün tüm zamanların en iyi kötü adamları listesinin zirvesinde olmasının sebebi çok açık ama Foster’ın azimli ajan karakteri de onunla aynı yolda yürümeseydi bu toplum için daha sağlıklı olurdu. Bugün televizyonu her açtığınızda Hannibal Lecter’ın versiyonlarını görebilirsiniz. Ama hala tek bir Clarice Starling var.

Yazar:    Nicholas Barber
Çeviren: Ömer Murat Urhan
Kaynak: bbc

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.