Fikirlerin mübadelesine ve devamlı müzakeresine dayanan metamodernizm, postmodernizm ve göreciliğin sebep olduğu kültürel sorunlara bir alternatif sunabilir mi?

Önceki makaleler modern solun ortaya koyduğu olumsuz eğilimleri ve neden yeni bir sola ihtiyaç duyduğumuzun bazı nedenlerini ele almıştı. Şimdi de daha olumlu unsurlar üzerine, sorunlu postmodernizme karşı tutarlı bir alternatif üzerine düşünme zamanı. Çözüm büyük ölçüde metamodernizm felsefesinde gizlidir.

Son yıllarda postmodernizm ve kültürel göreciliğe karşı küçük ama tedricen büyüyen sol kanat muhaliflikler gelişti. Talih, yetenek ve kararlılık sayesinde, çaresizce ihtiyaç duyduğumuz bir hareket ile kaynaştılar.

Bu yeni yaklaşımı “Metamodern” felsefe yani “Modernizmin ötesinde” diye tanımlayabiliriz. Bu dönemde, olması gerektiği gibi, bir yığın çatışan inanç ve yaklaşım olacaktır. Bu makale de en ilginç bulduğum ve umut vaad ettiğini düşündüğüm unsurlara odaklanacak.

Metamodernizm nedir?

Her şeyden önce, metamodernizm bizlerin dışındaki bir varoluşa ilişkin evrensel hakikati kabul eder. Bu olmaksızın tüm bilgiler manasızdır. Eğer düşündüğümüz şey dünyayı yaratmışsa, o halde öğrenmemize gerek kalmayacaktır, çünkü algılarımızın kendisi gerçeklik olacaktır. Bu bağlamda, en azından sürekliliği, tarihi ve bağımsız hareketi olan bir evrene inanmaya devam ederiz, zira şayet zaten var değilse, kayıtsızca husule gelmekte olduğunu düşünürüz.

Ayrıca metamodernizm, insanlığın dünyayı anlama kabiliyetine ilişkin kadim tartışmada yeni bir sayfa açar. İlk dönem filozoflar için, beynin nesneler ve mekanizmalara dair simülasyon veya modelleri nasıl oluşturduğunu anlamak zorlayıcı olmuştur. Neyse ki artık, bilgisayar programlaması şeklinde işleyen doğrudan bir analojimiz var.

Kullandığımız donanım bir insan beyniyle katiyen kıyaslanamaz; fakat yapay sinir ağlarına dair son gelişmeler, imgeleri sınıflandırmayı ve sıralamayı öğrenen programlar üretebileceğimizi gösterdi. Bireysel atomların çalışmalarını tam anlamıyla temsil etmese de, fizik icatları yer çekimi etkisinde fiziksel nesnelerin hareketlerini tahmin edebilmekte. Tıpkı, her detayıyla olmasa da, hatırlamamıza yetecek kadarıyla nesneleri anımsamamız gibi.

Bu analoji, doğanın ve yetiştirmenin zihin üzerindeki etkileri arasındaki ayrımı anlamamıza yardım edebilir. Duygular ve içgüdüler gibi ilkel uyarımlar üreten insan bedenini bir donanım gibi düşünebiliriz. Bunun yanında kişiliğimizi ise bir yazılım gibi ele alabiliriz.

Zaman zaman kırılganlaşsa da donanım genellikle daimidir, kalıcıdır. Oysaki yazılım, bazı kalıcı unsurlarına rağmen genellikle kırılgandır. Hislerimiz girdilerdir elbette, fakat bedenden gelen diğer tüm işaretler de birer girdidir. Tıpkı yapay bir sinir ağının çalıştığı gibi, bu girdileri işleyip mantıklı bir çıktı üretmek bilinçli bir zihne kalmıştır.

Dengeyi kurmak: Bireysellik, dürtüler ve tekâmül

Bu yaklaşım sadece insanlığı anlamamıza yardım etmekle kalmaz, aynı zamanda birey olarak gelişimimize de yardımcı olur. Örneğin, özenli ve sistemli isek, gelişimimiz için ihtiyaç duyduğumuz sağlıklı besin değerlerini alacak şekilde öğünlerimizi düzenleyebiliriz. Fakat böylesine sağlıklı standartlarda bile, açlık hissine mani olamayabiliriz. Oysaki bu işareti takiben yemek yememiz bir hata olacaktır, zira bu işareti işleme sokup hatalı olup olmayacağına karar vermeliyiz.

İçgüdülerimize itaat etmemiz, rasyonel düşünceye karşı arzularımızı öncelememiz evrimin bize bahşetmiş olduğu en büyük armağanlardan birini gözden kaçırmamıza neden olur. Bu armağan, beynimizin aldığı bilgileri (kendimiz için) nasıl işleyeceğine karar verme kabiliyetidir.

Elbette ancak bir ahmak kaynaklarını araştırmaksızın bu işaretleri ikinci plana atacak ya da yok sayacaktır. Örneğin; insanlar sosyal varlıklardır ve büyük çoğunluğumuz arkadaşlık kurma arzusu içindeyizdir. Bu bağlamda, hayattaki amacımız ne olursa olsun, mevcut potansiyel psikolojik risk göz önünde bulundurulduğunda, kendimizi diğer insanlardan tamamıyla izole etmek ahmaklık olacaktır.

Doğamızı inkar etmek yerine arzularımızı, dürtülerimizi ve doğal eğilimlerimizi yönetmek için en sağlıklı yöntemleri bulmaya çalışmalıyız. Bu nedenle metamodernizm, kişilerin bireysel seçimlerini analiz etmenin, (bu seçimleri çevrelerini etkilese de etkilemese de) insanlığın ilerlemesi için gerekli olduğunu düşünür.

Otoriterliği bitirmeyi amaçlıyorsak, özgürlüğe, sorumluluk sahibi yetişkinler olarak yaklaşmalıyız; fevri ergenler gibi değil. Şayet “tanrılara hayır, yöneticilere hayır” naraları atmaya hazırlanıyorsak, o halde her birimiz kendimizin tanrısı ve kendimizin yöneticisi olmalıyız.

“Her şey bir toplumsal inşadır”; öyle mi?

İçgüdüsel eylemden zincirlerini kısmen koparmasına rağmen, bilinçli zihnimiz hala duyusal girdilere bağlıdır. Bu nedenle evren algımız daima, iştigal ettiğimiz kısıtlı zaman ve mekan ile sınırlanacaktır. Ölümlü varlıkların hiçbiri gerçekliği tam anlamıyla idrak edemez, çünkü tek seferde gerçekliğin sadece küçük bir kısmını görebiliriz. Göreceli olan bizim bakış açımızdır, evrenin kendisi değildir.

Bu nedenle, metamodern analist, bilim insanı veya felsefecilerin vazifesi evren hakkındaki temel bir hakikati açığa çıkarmak değil de kullandığımız modelleri geliştirmektir. Karmaşık bir dünyayı anlayabilmek için sınıflandırmanın gerekli bir insan davranışı olduğunu bilmemiz gerekir. Bununla birlikte de gerçek olan ve toplumsal inşa olan arasındaki basit bir ikiliği reddetmek lazım gelir. Her şey bir toplumsal inşadır; sorulması gereken asıl soru şudur: Bu inşa bizim dünyayı makul bir şekilde anlama kabiliyetimizi geliştiriyor mu geriletiyor mu?

Metamodernizm insanların hareketlerini ve davranışlarını yöneten kalıpları ve sistemleri ele alır. Fakat aynı zamanda, bir bireyin, bu sistemler arasındaki etkileşimlerin toplamından çok daha karmaşık olduğunu da hesaba katar. Bir bireyin, oluşumuna katkıda bulunduğu toplumsal gruptan daha fazlası olduğunu kabul etmemek, bireyi reddetmek veya yargılamak oldukça hatalı ve tehlikeli bir yaklaşımdır.

Modern dünyada, mütemadiyen diğerlerine dair yargılar ve çıkarımlara itimat etmek zorundayızdır. Şoförlüğünü başkasının yaptığı bir araca bindiğimizde, hayatımızı o kişiye teslim etmişizdir. Sadece ona da değil, arabanın tasarımcısına, yoldaki diğer sürücülere, yolları yapan şehir planlamacılarına ve diğer pek çok unsura…

İnsanlara olan güvenimiz sarsıldığında, hem gerçek hem mecazi anlamda, yolumuzu bulma kabiliyetimiz etkilenir. Siyaset, her biri zıt iddialarda bulunan karşılaştırılabilir iki bilgi kaynağı arasında seçim yapmak olmuştur zaman içinde. Bu nedenle, vardığımız sonuç güvendiğimiz kişi tarafından belirlenir.

Aydınlanmanın gerçek anlamı

Metamodernizm dikkatli bir şekilde bilgi kaynaklarının peşine düşer ve şayet özgün ve ilginç bakış açılarıyla karşılaşırsa bunların birbirleriyle çelişip çelişmediğine bakmaz. Güvenilir bireyler ve teşekküllerden oluşan ağlar kurabiliyorsak, çoklu açıları keşfederek penceremizin sınırlı oluşunu telafi edebiliriz.

Düşünceler, insanların faaliyette bulunduğu ağların genişliğine göre gelişir ve yayılırlar. Yeryüzünde milyarlarca insan vardır. Bu insanları sağlıklı ve verimli bir düzeyde birbirleriyle daha çok ilişkilendirdiğimizde, evren anlayışımız daha net olacaktır.

Demokrasinin gücü ancak insanlar fikirlerini birbirleriyle paylaşıp tartışabildiğinde tam anlamıyla açığa çıkar. Seçimin bildiğimiz formatın dışında, akademik bir inceleme olduğunu düşünelim. Her “seçmen”e kırmızı veya mavi takımdan hangisini seçeceğini sormak yerine, basit bir cebirsel denklem sorusu sorduk diyelim. Soruyu çözebilir misiniz? Ya da ortalama bir insan çözebilir mi? Sorunun zorluğuna bağlı olarak, oy çokluğunu elde edecek olan doğru cevap ihtimali oldukça zayıftır.

Şimdi de insanlara sorunun önceden verildiğini ve birbirleriyle soruyu tartışmalarına müsaade edildiğini düşünelim. Soruyu cevaplamak, güvenilir bir kaynağı dinleyerek hazırlanmış bir kimse için çocuk oyuncağı olacaktır.

Metamodernizm kendisini, doğruyu yanlıştan, adaleti haksızlıktan ayırt etmek için çalışan küresel ve tarihi bir mücadelenin son savunucusu olarak görür. Aydınlanmanın beyaz Avrupalı adamların zengin toprağına mahsus olduğuna inanmaktan ziyade, metamodernistler, her çağdan ve yeryüzünün her köşesinden felsefecileri, radikalleri ve putkıranları bir araya getiren daha geniş bir Aydınlanma tasavvur eder.

Aydınlanma bir istikamettir, varış noktası değildir. Ona eriştiğini iddia eden kimse ise sizi temin ederim yanlış yoldan gitmektedir. Şimdiye dek tarihte gördüğümüz eşitlikçi hareketlerin her biri, tiranlığa karşı nasıl direneceğimizi ve tiranlığın doğuşunu engellemek için nasıl harekete geçeceğimizi anlayamadığımız için başarısız oldu. Bu geçmiş mücadeleleri anlamlı kılmak için hatalarımızdan ders almalı ve daha iyi bir iş çıkarmalıyız.

Bir kere kendi sınırlarımızı anlasak ve bu bilgiyle donansak, metamodernizm bize destek olacaktır. Böylelikle özgürlük ve eşitliğe doğru ilerlemek için yeni bir temel inşa edebilecek duruma gelmemiz mümkün olacaktır.

Bu da sonraki makalemin konusu olsun.

Yazar: Dan Fisher
Çeviren: Müleyke Barutçu
Kaynak: Conatus News

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.