Aklın evrimi hakkındaki yeni kitabın yazarları Hugo Mercier ve Dan Sperber ile söyleşi.

Bizi insan yapan şeyin akıl olduğu sıklıkla öne sürülür. Peki, akıl bu kadar faydalı ise neden diğer hayvanlarda da gelişmedi? Ve neden anlamsız sonuçlar üretmek için mantığımızı sık sık kullanıyoruz? Bunlar, bilişsel bilim insanları Hugo Mercier ve Dan Sperber’in, aklın işleyişi ve evrimine göz atan kitapları The Enigma of Reason‘da çözmeye koyuldukları sorular. Burada ise aklın, insanların inançlarını ve eylemlerini başkalarına haklı göstermelerine yardım ederek, sosyal çevrelerinden istifade etmelerini sağladığı şeklindeki savlarını müzakere ettiler.

Aklın neden evrimleştiği konusuna değinmeye nasıl karar verdiniz?

Hugo: Lisans eğitimimden bu yana insan zihnine yönelik evrimsel yaklaşımlarla ilgiliydim. Beraber çalışmak istediğim Dan Sperber de daha önce, insan aklının işlevinin daha iyi düşünmek olmadığı, başkalarını ikna etmek adına argümanlar üretmek olduğu şeklinde ilginç öneriler öne sürmüştü.

Dan: Bu sadece kabataslak bir hipotezdi. Doktorası sırasında Hugo ayrıntılı hale getirdi, kaynakları gözden geçirdi ve hipotezi test etmek için yeni deneyler düzenledi. Bu ortak çalışmanın bir kitap haline gelmesi birkaç yıl daha sürdü ve umuyoruz ki aklın hikâyesini aydınlatacak.

İnsan aklının kapasitesi geçmişte neden yanlış anlaşıldı?

İnsan aklı hakkında iki ana yanlış anlaşılma var; birisi aklın ne olduğu, diğeri ise ne için olduğu.

Akıl çoğunlukla sorunları çözmek, daha iyi kararlar almak ve inançların alıcısına ulaşmak için çok genel bir kapasite olarak görülür. “Sistem 1/Sistem 2” ayrık biçimlerini alan bu görüşün modern bir örneklemesi Daniel Kahneman tarafından popüler hale getirildi. Bu zihin görüşünde Sistem 1 genel hatlarıyla, çoğunlukla iyi işleyen fakat sistematik hatalara maruz kalan sezgilerimize karşılık gelir. Sistem 2 ise tam tersine, Sistem 1’in kusurlarını düzeltmemizi sağlayan kurallara dayanan akıl kapasitesine karşılık gelir.

Bu görüşteki ilk problem, aklın çalıştığını nasıl anladığının açık olmamasıdır. Zihnin geri kalanını tamir etmekten nasıl tek bir mekanizma sorumlu olabilir? Bu mekanizma, diğer tüm sezgilerimizin kapsadığı deneyim ve bilgiden nasıl üstün olabilir?

İkinci problem, her şeyi düzeltebilen böyle bir mekanizma bir şekilde evrimleşebiliyorsa neden sadece insanlarda evrimleşti? Neden diğer bilişsel açıdan karmaşık hayvanlar da, akla ya da aklın ilkel bir formuna sahip değiller?

Biz ise aklın diğer bilişsel mekanizmalara çok benzediğini ileri sürüyoruz. Aklın kendisi bir sezgi biçimidir. Diğer sezgiler gibi akıl da özelleşmiş bir mekanizmadır. Aklın özgüllüğü, sebeplere dayanmasıdır. Akıl, sebepler ve sonuçlar arasındaki ilişki hakkında sezgiler ortaya koyar; bazı sebepler, diğerlerinden sezgisel olarak daha üstündür. Birisini ikna etmek istediğinizde, görüşlerinizi oluşturmak için aklınızı kullanırsınız. Birisi bir şey hakkında sizi ikna etmeye çalıştığında ise aklınızı, onun görüşlerini değerlendirmek için kullanırsınız. Sezgisel olarak çok zayıf olan akıllara karşı kayıtsızız ancak sezgisel olarak çetin akıllardan etkileniyoruz. O halde akıl, apayrı iki sistem olarak görülen sezgi ile ters düşmemektedir. Bilakis akıl sadece, sezgisel çıkarımın bir üst seviye mekanizmasıdır.

Çoğu zaman sebepleri düşünmeden hareket ederiz. Sabah arabayla işe giderken her dönüşün, gaz pedalına her basışınızın ya da radyoyu dinlerken aklınıza gelen her düşüncenin sebebini düşünmüyorsunuz. Davranışlarımızın ve çıkarımlarımızın büyük çoğunluğunu oluşturan bu sezgiler oldukça iyi işliyor, bunlar sebeplerle ilgili sezgiler değil.

O halde neden mantığımızı kullanmaya kalkarız? Biz, aklın evriminin arkasındaki seçici baskının, düşüncelerini ve kararlarını geliştirmek isteyen tek akıl sahipleri için değil; sosyal etkileşimi daha etkili kılmak için oluştuğunu öne sürüyoruz. Akıl esasen, birbiriyle alakalı iki sosyal amaç için gelişti. Akıl sayesinde insanlar, sözlerine ve eylemlerine gerekçe sağlayabilir ve böylece beklentilerini karşılıklı olarak ayarlayabilirler. İnsanlar akıl sayesinde başkalarını ikna etmek adına argümanlar tasarlayabilir. Ve akıl sayesinde insanlar, başkaları tarafından önerilen argümanları ve gerekçeleri değerlendirebilir, onları reddeder ya da kabul eder.

Aklın tüm bu kullanımlarını varsayım olarak kabul ettik, fakat görüşlerimizi ve gerekçelerimizi değiş tokuş edemeseydik en alelade iletişimin bile ne kadar zor olacağını bir düşünün. Diğerlerini yanlış anlama ve yanlış anlaşılma tehlikesini sürekli göze alacak ve bir anlaşmazlık ortaya çıktığı gibi sıkışıp kalacaktık. İş arkadaşınızla arabadasınız ve olağan güzergâhınız üzerinde yol çalışması olduğunu biliyorsunuz, bu yüzden uzun yoldan gidiyorsunuz. Neden bu dolambaçlı yolu seçtiğinizi açıklayamazsanız iş arkadaşınız yön duygunuz olmadığını düşünecek. Ya da arabayı kullanan o ise uzun yolu seçmesi için onu ikna etmek isteyeceksiniz. Eğer sizin yön duygunuza kendisinden fazla güvenmiyorsa ve siz önerinizi savunamazsanız onun fikrini değiştirmek için hiçbir çare kalmayacak ve yol çalışmasında sıkışmış olacaksınız.

Rasyonaliteyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Rasyonalite hakkında birçok farklı anlayış var. Bunlardan ikisi oldukça kullanışlı. Biliş, nesnelerin nasıl olduğu ve nasıl hareket edileceği hakkında sonuçlar çıkarmak için çeşitli girdileri kullanarak çalışır. Geniş anlamda rasyonalite, iyi işleyen çıkarım sistemleri tarafından sergilenen bir özelliktir; ister sinek, ister ahtapot, ister insan olsun.

Dar anlamda ise rasyonalite, sezgisel olarak iyi akıllar olarak ayırt edilebilen akılların özelliğidir. Tıpkı gerekçelendirme ve kanıtlamada aklın kullanımın insan etkileşiminde büyük rol oynaması gibi akıl esaslı rasyonaliteye başvurmak da kendi aramızda görüş birliğine varma girişimimizin ana özelliği.

İrrasyonaliteyi nasıl tanımlarsınız?

Eğer geniş anlamda rasyonalite etkili çıkarımlara karşılık geliyorsa ve dar anlamda düzgün bir aklın etkili kullanılmasına karşılık geliyorsa, irrasyonalitenin de bedensel veya bilişsel bir noksanlık biçiminden başka herhangi bir işlevi olamaz. Diğer bir yandan, irrasyonalite bir takım samimiyetsiz yollarda da kullanılabilir; kendini koruma adına, başkalarına saldırmak anlamında, salıvermek konusunda bahane olarak ve daha fazlası. İrrasyonalitenin bu kullanımları zaman zaman oldukça rasyonel olabilir.

Sizin mantık görüşünüzde, yanlı doğrulama gibi kusurların akıl yürütmedeki yeri nedir?

Doğrulamada sapma olarak adlandırılan bu görüş, önceden var olan fikir ve ön sezilerimizi destekleyen kanıt ve argümanları bulma; karşı kanıt ve karşı argümanları görmezden gelme konusunda güçlü bir eğilim içermektedir. Bunu sadece kendi isteklerimiz üzerinde gösterdiğimizden, “kendimize yönelik yanlı doğrulama” olarak adlandırılsa daha iyi olur.

Bahsettiğimiz kendimize ait yanlı doğrulama interaktif durumlarda mantıklı oluyor. Kendinizi haklı çıkarmak isterseniz kendinizin avukatı olun, davacısı değil. Eğer hali hazırda sahip olduğunuz görüşlerkonusunda ikna edici olmak isterseniz fikirlerinizin güçlü yönlerini bulun, zayıf yönlerini değil. Genel görüşün aksine, kendimize yönelik yanlı doğrulama bir hata değil, aklın uyarlanabilir bir özelliğidir.

Bu kendimize yönelik yanlı doğrulamanın, aklın değerlendirmesi değil, akıl üretmenin bir niteliği olması, hipotezimizin özgün ve önemli bir bölümü. İnsanlar, kendi dışındakilerin akıl yürütmelerini değerlendirmede daha objektif olmalı. Bu şaşırtıcı gelebilir fakat kanıtlar gösteriyor ki aslında insanların yaptığı tam da bu. Kendi inançlarını gözden geçirmek anlamına gelse bile, genellikle, güzel argümanlara iyi karşılık veriyorlar.

Aklın evrimsel/sosyal işlevine bakışınız pratik olarak nasıl uygulanabilir?

Akıl kapasitemizi en iyi şekilde kullanabilmek için aklın genellikle sosyal ortamlarda en iyi sonuçları verdiği göz önünde bulundurulmalıdır. Kendi başımıza akıl yürüttüğümüz sıradaki doğal eğilimimiz, kendi görüşümüz adına savlar bulmaya devam etmektir (kendimize yönelik yanlı doğrulamadan dolayı). Sonuç olarak, başlangıçtaki görüşümüzü -doğru olsun ya da olmasın- değiştirmemiz pek mümkün değil  ve sonunda kendimize aşırı güvenme ihtimalimiz de olabilir. Buna karşın, eğer bizimle aynı fikirde olmayanlarla tartışırken bazı kapsayıcı hedefler paylaşırsak – iyi bir karara varmak veya daha doğru fikirler edinmek gibi – onların argümanlarını değerlendirmek için daha donanımlı oluruz ve onlar da bizimkileri değerlendirmek için daha donanımlı olurlar. Sonuç itibariyle, farklı tarafların yanlı doğrulaması, etkili bir bilişsel iş bölümünden potansiyel olarak kâr sağlayarak kontrol altında tutulabilir.

Aklın siyasi söylemlerin çoğundan dışlandığı bir çağda yaşıyoruz (“alternatif gerçekler” ve “yalan haberler”). Bu eğilimi nasıl açıklarsınız?

Açıklamanın bir unsuru şu; siyasi alanda yürüttüğümüz argümanların birçoğu başkalarını ikna etmek için değil, hemfikir insanların görüşünü basitçe desteklemek için. Sonuç olarak, düzgünce değerlendirilmeden yayılabilirler.

Keza siyasal kutuplaşma da ABD, Birleşik Krallık ve Avrupa’nın diğer yerlerinde artış gösteriyor. Eğer akıl kapasitemizin sosyal bir işlevi varsa bu neden gerçekleşiyor?

Sosyal bir ortamda aklın daha iyi işlemesi için, hem anlaşmazlık hem iyi bir bilgiye ulaşma yolundaki ortak istek hem de kararlar oldukça kritik. İnsanlar, oldukça yerleşik fikirlerini birbirleriyle tartıştıklarında, bir ve aynı bakış açısını destekleyen argümanlar büyük ihtimalle yığılacaktır, çoğu üzerine tekrar düşünülmemiş bir şekilde. Bu tarz durumlarda, insanlar genellikle daha aşırı görüşler geliştirmekle tartışmaları sonlandırırlar.

O halde soru şu: Neden insanlar kendi kendilerine ya da aynı fikirde oldukları insanlarla akıl yürütmeye devam ediyorlar? Bu tarz akıl yürütmenin ana güdüsünün, meydan okuma beklentisi ya da muhaliflerinden birine meydan okuma fırsatına sahip olmak olduğunu düşünüyoruz. İnsanlar genellikle argüman ve gerekçelerini bu tarz karşılaşmalarda kullanmak için prova yapıyorlar. Bu tarz provanın yararlı olabileceğinin tipik bir işareti de etrafımızda bize şiddetle karşı çıkacak insanların olduğu bilgisidir. Televizyondan, internetten, gazeteden vs. farklı siyasi görüşler öğrendiğimizde kendi görüşlerimizi savunan argümanları düşünmemek zordur. Ancak bu durum, karşı görüşlerine maruz kaldığımız insanlarla fiili olarak nadiren konuşmamızla sonuçlanıyor (ve çok daha az b,r sıklıkta açık fikirli ve yapıcı bir şekilde tartışıyoruz). Dolayısıyla argümanlarımıza nasıl cevap vereceklerini bilmiyoruz. Kendimize yönelik yanlı doğrulama ise zıvanadan çıkmış hale geliyor

Fakat mevcut kayda değer siyasi durumdan ortaya çıkan geniş ve karmaşık tarihsel, sosyal ve kültürel meselelere işaret eden birçokları arasında insani akıl yürütmenin psikolojisi, konuyla alakalı yalnızca bir düşüncedir. Kitabımızda daha mütevazılıkla -eğer bu kelime doğruysa- bilimsel psikolojide hayretler uyandıran insan aklının meydan okuyuşunu çözmeyi amaçladık.

Yazar: Samira Shackle
Çeviren: Şeyma Gül
Kaynak: New Humanist

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.