Neoliberalizm; serbest piyasa kapitalizminin yükselmesine, piyasa değerinin üstünlüğüne ve özelleştirmeye atıfta bulunan kapsayıcı bir terimdir. Neoliberalizm karşıtları, diğer şeylerin yanı sıra bu durumun, işgücünün sömürülmesine ve gelir eşitsizliğinde artışa yol açtığını söylüyor. Ne var ki neoliberalizmin anlamı konusunda hâlen çok fazla anlaşmazlık olduğu için basit ve anlaşılır bir tanımı da bulunmamaktadır. Marksist düşünür David Harvey, Neoliberalizmin Kısa Tarihi (2005)’nde neoliberalizmi şöyle tanımlar: “güçlü özel mülkiyet hakları, serbest piyasalar ve serbest ticaret ile karakterize edilen bir kurumsal çerçeve içinde bireysel girişim serbestliği ve becerilerinin özgürleştirilerek insan refahının en iyi şekilde geliştirilebileceğini ileri süren, bir politik ekonomi uygulamaları teorisi”. Harvey’e göre neoliberalizm, özgürlüksöylemi üzerinden servet birikimini ve ekonomik seçkinleri yükseltmeye çabalar. Neoliberal düşüncede, Hegel’in ünlü “efendi ve köle” diyalektiği bir parça bulanık hale gelir çünkü bireyler, haksızlığa uğramış ve sömürülmüş işçiler değil, kendi üretim araçlarını kontrol eden girişimcilerdir. İşçi, istediğini yapmakta özgürdür.

Michel Foucault

Neoliberalizmi yalnızca ekonomi açısından değil, insan özneleri ve toplum üzerine bir felsefe olarak da anlamaya çalışan ilk filozoflardan biri, Fransız filozof Michel Foucault’dur (1926-84). Foucault, 1970’li yılların sonunda Collége de France’da verdiği bir dizi konferansta, o sırada ortaya çıkmakta olan serbest piyasa akımının yeni bir politik-ekonomik analizini sundu ve iki kavramı tanıttı: girişimci bir kendilik olarak özne fikri ve piyasanın hakikatin onaylayıcısı olabileceği fikri. Foucault’ya göre ekonomik ilişkilere neoliberal bakış açısının kurulması, halkların faaliyetlerine yönelik yeni bir sömürü biçimiyle örtüşmektedir ki kendisi bunu yönetimsellik olarak adlandırıyor.

Foucault’nun “yönetimsellik”i, disiplin kurumlarına (polis, mahkemeler, okullar vb.) ve belirli söylemlerin veya düşünme biçimlerinin içselleştirilmesini teşvik eden bir bilgi türünün yaratılmasına dayanan bir sosyal kontrol biçimidir. Bu yolla bireyler, bu kurumların sahip olduğu düşünceye göre kendilerini yönetirler.

Biyopolitika kavramı, Foucault’nun yazıları boyunca örülmüş ve o zamandan bu yana da politik felsefede yaygın olarak kullanılmıştır. Bu kavram yaşam, politika ve tarih arasındaki karmaşıklığı işe yarar bir biçimde gösterir. Basitçe söylemek gerekirse biyopolitika, nüfusu tıp (Foucault’nun 1961 yılında yayımladığı Deliliğin Tarihi eserine bakınız) ve cinselliğin düzenlenmesi aracılığıyla kontrol etmeyi amaçlayan bir politika biçimine işaret eder. Biyopolitika; bir yandan yaşamı optimal durumunda, sağlık durumunda sürdürmeyi diğer yandan ise üretim sisteminin, günümüze kadar gelmiş olan toplumsal hiyerarşinin ve biyopolitika düşüncesinin istikrarını garanti eden alışkanlıklar yaratmayı hedefleyen bir iktidar türüdür. Yönetimsellik ise bireyin kendilik-denetiminden nüfusun biyopolitik kontrolüne kadar uzanan tekniklerden istifade eden bir yönetme sanatıdır. Böylece yönetimsellik kavramı, (kaba kuvvet ya da maddi kaynakların denetimi gibi) geleneksel siyasi araçların ötesinde uygulanan ve kendini daha mahir yollarla gösterebilen bir kontrol biçimini dahil edecek şekilde iktidar anlayışımızı genişletmiştir.

Foucault, neoliberal tahakkümün önemli bir yönünün, kontrol söylemlerinin içselleştirilmesi (Örneğin, sömürülen biri kendi zihninde neoliberal politikaların adil ve doğru olduğunu kabul ettiği zaman bu içselleştirme gerçekleşir.) olduğunu savundu. Yine de ilginç bir şekilde Foucault, bu sistem içinde kendini en uygun duruma getirmeye yani kişinin kendinden ve kendi olanaklarından en iyi şekilde yararlanmasına yönelik olumlu bir tutum takındı. “Kendiliğin teknolojisi” teriminin, 1982 yılındaki aynı isimli seminerinde tanıtılmasıyla Foucault, insanların kendilerini dönüştürmek için yerine getirdikleri gönüllü pratiklerden ve davranışlardan bahsetmeye başladı. İnsanların mutluluğa, bilgeliğe, mükemmelliğe ve bunlara benzer şeylere ulaşmaya çalışmak için yaptıkları şeylerin, neoliberal kültürler içinde dahi kendi kaderini tayin etmenin ve bağımsızlığın dışavurumları olduğunu iddia etti. Foucault’ya göre bu tür çabalar, bireyi dış koşullara daha az bağımlı kılan bir kendi kaderini tayin etme projesi içerdiği sürece bireye özerklik sağlar. Bu çabalar aynı zamanda, bir haz kaynağı olan bireyin kendisi hakkında düşünme yolları yaratmaya da hizmet eder.

Fakat kendini en uygun duruma getirme, neoliberal toplumlarda kendi kaderini tayin etmenin bir ifadesi olabilir mi? Neticede, kendini en uygun duruma getirme, bir toplum içinde meşruiyet kazanma ihtiyacına bağlıdır: Bu, yalnızca başkaları tarafından tanındığında gerçek olur. Bu şekilde, kişinin kendi hayatını en uygun duruma getirmek olarak gördüğü şey, güçlü olan tarafından belirlenmiş normlardan fazlasıyla etkilenecektir. Onlara bakıyoruz ve zenginlik için, ün için veya popülerlik için bizim de çabalamamız gerektiğini hissediyoruz. Bu anlamda, kendini en iyi duruma getirme; kendini onaylamak ve kendi kaderini tayin etmek için bir fırsat olmaktan ziyade kendimize dayattığımız başka bir normalleştirme örneği gibi görünüyor: o, kontrolün mahir ve etkili bir biçimidir.

Byung-Chul Han

Kore asıllı Alman filozof Byung-Chul Han, Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri (2017) adlı kitabında, neoliberal toplumlardaki tahakküm biçimlerini analiz etmek için yeni bir kavram daha ortaya koydu: psikopolitika. Bu terim, toplumların kişisel bilgileri kullanarak uyguladığı kontrol türünü ifade eder. Han’a göre internet ağı, sosyal medya ve büyük veri; daha etkili ve istikrarlı bir kontrol biçimini mümkün kıldıkları için modern neoliberalizmin temel araçlarıdır. Bu kontrol çeşidi, iletişimi sınırlamak yerine onu teşvik etmesinden dolayı geleneksel otoriter ve totaliter kontrol araçlarından çok farklı bir şekilde uygulanır: “Dijital kontrol, toplumu ve özgürlüğü muazzam bir şekilde kullanıyor: bu ancak gönüllü olarak kendini ifşa etme ve kendini ortaya koyma sayesinde mümkündür (…) verilerin ifşası zorlayarak gerçekleşmez, içsel bir ihtiyaca cevap verir”. Neoliberalizmin bu biçiminde, “Akıllı telefon yalnızca etkili bir gözetim aracı değil (…) aynı zamanda mobil bir günah çıkarma odasıdır. Facebook ise kilisedir”.

Bilgilerimizi kendi isteğimizle paylaşarak gözetimi daha kolay hâle getiriyoruz. Mesela, büyük veri; sosyal iletişim dinamiklerine ve insan davranış kalıplarına ışık tutan ve dolayısıyla kontrol ya da etki etme tekniklerinin gelişimine izin veren son derece güçlü bir psikopolitik araçtır. Örneğin, kontrol teknolojileri, çevrimiçinde sergilediğimiz düşüncelerimize ve arzularımıza erişerek duygusal tepkilerimizi inceleme ve onlardan yararlanma becerisine de sahip olur. Bireyler, disiplin ve şiddet yoluyla tahakküm altına alınmak yerine tensel ya da duygusal çekicilik ve bağımlılık aracılığıyla tahakküm altına alınırlar.

Duygular; hızlı tepkilerin doğmasına neden olduğundan, hızlı değişimi kolaylaştırdığından ve yeni ihtiyaçlarla tüketim alanlarını ortaya çıkardığından ötürü neoliberal sistem, duyguların harekete geçirilmesinden faydalanır. Duygular, kolayca tetiklenebilir ve hızlı tepkiler oluşturabilir. Duygusal uyarılma yoluyla fikirler de anılarımıza daha kolay ulaşır. Yalnız bu da değil, duygular aynı zamanda, bilinçli olarak kontrol edemediğimiz ve hatta anlayamadığımız içgüdüsel tepkileri tetikler. Yaptığımız ya da seçtiğimiz şeylerin birçoğunun arkasındaki sebeplerin bilincinde değiliz ama tepkilerimizi yönlendirmede duygularımıza tamamıyla güveniyor ve onları kabul ediyoruz. Han’ın Psikopolitika’da yazmış olduğu gibi:

“Duygular, belirli eylemleri uyandırmaları bakımından edimseldirler: eğilimler gibi onlar da eylemin enerjik ve duyusal temelini temsil ederler (…) Bunlar, kişinin genellikle tam olarak ayırdında olmadığı eylemin; düşünüm öncesi, yarı bilinçli ve bedensel-içgüdüsel yerini oluşturur. Neoliberal psikopolitika, düşünüm öncesi aşamada eylemleri etkileyebilmek için duyguyu ele geçirir. Duygu yoluyla kendini kişiye sinsice ve derinden sevdirir ve sonuç olarak bireyin psikopolitik kontrolünün son derece verimli bir aracını temsil eder”

Uygulamalı psikopolitika, aynı zamanda özyönetimimizi eğiten çok sayıda atölye ve verimliliğimizi artırması beklenen çeşitli diğer faaliyetler gibi yeni kontrol biçimleri de icat eder. Han’a göre neoliberal tahakküm, bireyden yalnızca çalışma saatleri içinde faydalanmakla kalmaz, aynı zamanda onun yaşamını her zamankinden daha üretken bir işgücünün elde edilmesine feda etmek için tüm yaşamında tahakküm kurmaya çalışır. Ve vatandaşlar, toplum içindeki işlevlerini sürekli olarak geliştirmeye çalışarak gönüllü olarak kendilerini en uygun duruma getirirler. Bütün zayıflıkların ortadan kaldırılması yani iyileştirilmesi gerekir. Neoliberal toplumlarda iyileşme, üretken olabilmek amacıyla tükenmişlik duygusu ile başarılı bir şekilde başa çıkmak ve kişinin kendi bedeni ile psişesini sürekli olarak sömürmesinden kaynaklanan psikolojik yıpranmadan kaçınmak anlamına gelir. Bu iyileşme sürecinin kendisi, üretkenliği artırmaya yönelik bir şey olarak görülür; her şeyden önce buna, iyi bir yaşam açısından bakılmaz. Temel amaç, verimin artırılmasıdır.

Bu sistem içerisinde olumlu düşünce, kendini en uygun duruma getirmeyi teşvik eder ve bir anlamda, yeterince çok çalışmanız halinde tatmin edici bir yaşama erişiminizin güvence altında olduğu yanılsamasını kolaylaştırır. Bu varsayımı sorgulamak tehlikelidir çünkü sorgulanması, kendini en uygun duruma getirme zorunluluğunu ya da başka bir deyişle her zamankinden daha yüksek bir verime ulaşma görevini ortadan kaldırabilir. Kendini en uygun duruma getirmenin neoliberal ideolojisi, neredeyse yeni bir din türünü temsil eder:

“Benlik üzerindeki sonsuz çalışma, Protestan dinindeki kendini gözlemlemeye ve kendini incelemeye benzer; bunlar da bir özneleştirme ve tahakküm tekniğini temsil eder. Aranacak olan, artık günahlar yerine olumsuz düşüncelerdir ve benlik, bir düşmanla mücadele ediyormuş gibi kendisiyle mücadele eder” (Psikopolitika).

Bu yeni psikopolitik iktidar biçimi, başkaldırıyı neredeyse imkânsız hale getirdiği için geleneksel kontrol araçlarından daha etkilidir. Neoliberal sistemde başarısız olanlar, başarısızlıklarını kendi sorumlulukları olarak yaşarlar ve en iyi durumda, hayal kırıklıklarını, üretkenliklerini artırmaya yönlendirirler (“oto-düzeltme”). En kötü durumda ise zengin olma ve şöhrete kavuşmadaki başarısızlıklarına duydukları hayal kırıklıkları, bireyleri bunalıma sokar ve kendilerine zarar verir hâle getirir – yine de bu hayal kırıklığı, onların bunalımını ve kendine zarar vermelerini besleyen bu sistemi eleştirmelerini sağlamaz.

Psikopolitika, özgürlük ilkesi üzerine kurulmuştur ve onu bu kadar verimli kılan da budur. Modern neoliberalizm; duygular, oyun ve iletişim gibi özgürlüğün uygulanmasında kullanılan her şeyden istifade eder. Tanımı gereği kısıtlamalardan kurtulma olması gereken özgürlükler, neoliberal sistemde kısıtlamaları doğurur. Psikopolitikanın trajedisi de tam olarak özneyi, kendisinden bir köle yaratmak üzere aldatmasıdır.

©® Düşünbil (2022)

Yazar: Arianna Marchetti
Çeviren: Mustafa Ateş
Çeviri Editörü: Selin Melikler
Kaynak: philosophynow.org

Please complete the required fields.